Türk Sanat Müziğinin Güneşi Zeki Müren Kimdir?
Kimdir

Türk Sanat Müziğinin Güneşi Zeki Müren Kimdir?

07 Şubat 2021 17:14
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Zeki Müren, tüm hayatı boyunca çok yönlü sanatsal faaliyetlerde bulunmuş bir sanatçıdır. Besteleri, şarkıları, film ve tiyatro oyunculuğu, desen ve tasarım çalışmaları, yazdığı şiirler; her biri alanında ayrıca değerlendirilebilecek niteliktedir. Zeki Müren Kimdir? Zeki Müren'in Biyografisi, Zeki Müren'in Hayatı, Zeki Müren'in Sanat Yaşamı ve Zeki Müren'in Ölümünü detaylı olarak bu yazımızda sizler için hazırladık.

    Zeki Müren Kimdir? İlk Yıllar

    Zeki Müren, 6 Aralık 1931’de Bursa’nın Hisar Semti, Tophane Mahallesi’nde doğmuştur. Babası kereste tüccarı Kaya Müren ve annesi Hayriye Müren’in tek çocuğudur. İlkokulu Bursa Osman Gazi İlkokulu’nda (Sonradan okulun adı Tophane İlkokulu ve Altıncı İlkokulu olarak değiştirilmiştir.) okumuştur. Tophane 2. Ortaokulu’nda ise ortaokulu tamamlamıştır.

    Aslında çocukluğu, onun ileride oluşturacağı sanat hayatının ipuçlarını vermektedir. Yaşıtları olan erkek çocukları gibi sert oyunların yerine; annesinin mendil, eşarp gibi eşyalarını kullanarak oyunlar kurgulamış ve konserler vermiştir. Arkadaşlarıyla oynadığı piyeslerde genellikle kız rolünü üstlenmiş, kendisine ait olan giysileri süslemiş, kendine özgü bir yorum katmıştır. Bursa’ya arada bir gelen kumpanyaları kaçırmak istememiş, oyunlar ve konserleri ilgiyle izlemiştir. Bez bebeklerle oynamış, kartonlardan, elişi kâğıtlarından kendisine plaklar yapmıştır. Evlerinde müzik eksik eksik olmamış, gramofondan, radyodan dinlediği şarkılara eşlik etmeye ve büyüdükçe onları not etmeye çalışmıştır. O zamanlar, radyodan net duyamadığı eserler, onun ilerideki telaffuzuna zemin hazırlamış; ileride kendisini radyodan takip edecek olan dinleyicileri düşünerek, cümlelerinde, kelimelerin vurgusuna ve netliğine dikkat etmesine yol açmıştır. Onun bu şekilde dikkatli konuşması, eserlerini seslendirirken kendisine özgü bir üslup oluşturmuş ve Türkçe’yi düzgün kullanması ile ünlenmiştir.

    Liseyi, Boğaziçi Lisesi’nde (İstanbul) yatılı olarak okumuş ve birincilikle bitirmiştir. Bu yıllar aynı zamanda, onun profesyonel anlamda müzikle tanışma yıllarıdır. Bursa Musiki Cemiyeti ve hocalarından olan İzzet Gerçeker’ den meşk sistemiyle aldığı makam ve usul derslerini, İstanbul piyasasındaki Emeni müzisyenlerden kanuni Kirkor Mehteryan Efendi ve kemani Agopos Alyanak ile pekiştirir. Aynı zamanda besteci ve ut sanatçısı olan Şerif İçli ve Kadri Şençalar ile çalışmalarını devam ettirir. Aldığı bu müzik eğitimlerinin sonucunda; radyo şarkıcılığının yanında piyasa şarkıcılığını da öğrenmiştir. 1950 yılında, Boğaziçi Lisesi’nde öğrenciyken İstanbul Radyosu’nun açmış olduğu sınava girer. Cevdet Çağla, Baki Süha Ediboğlu, Yorgo Bacanos, Veli Kanık, Refik ve Fahire Fersan, Şerif İçli gibi dönemin ünlü ustalarından oluşan jürinin, repertuarının genişliği (Sınavda, yaklaşık 3000 eser bildiğini belirtmiştir.) ve sesiyle beğenisini kazanarak sınavı geçmiştir. Ocak 1951 günü itibariyle radyo seanslarına başlamıştır. Aynı yıl ilk plağı “Bir Muhabbet Kuşu” nu çıkarmıştır.

    İstanbul Radyosu’nda çalışmaya başladığı dönem, Osmanlı-Türk makam müziği olarak bilinen, meşk silsilesi ile aktarılan ve “klasik” repertuarın önemli olduğu müzik icra geleneğine en yakın olduğu dönemdir. 14 yıl süren radyo yıllarından (1965 yılında radyodan ayrılarak kısa programlar yapar) sonra, repertuarına şarkı ve türkülerin yanında arabesk vs. çeşitleri de eklemiş, icra tavrının oldukça farklılaştığı yeni bir dönem başlatmıştır. Yıllar geçtikçe, repertuarındaki bu çeşitlilik sahne giysilerine de yansımıştır. Şarkılardaki ağırlık ya da coşkunluğa uyumlu giysiler tercih etmiş, repertuarını oluşturmaktaki özenin aynısını sahne giysilerine de göstermiştir. Sahneyi bir bütün olarak ele almıştır. Işık, sahne, dekor, repertuara gösterdiği önemi arkasında duran saz heyetinin giysilerine vermiş, hepsini bir bütün olarak tasarlayıp kurgulamıştır. Döneminde, sahne, dekor ve kostümlere getirdiği yenilikler ile ülkede ilkleri yaşatmıştır.

    Liseden sonra eğitim hayatını farklı bir sanat dalıyla birleştirir. Günümüzdeki adı Mimar Sinan Üniversitesi olan; İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydolmuştur. Burada Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen Atölyesi’nde öğrenim görmüştür. Yükseköğreniminde aldığı desen ve tasarım eğitimini sanat hayatının tümüne yansıtmış bu eğitimin ışığında oluşturduğu kendine özgü moda tasarım anlayışını, özellikle sahne giysilerinin oluşturulmasında ve seçimlerinde kullanmıştır. Akdeminin son yılında ilk filmi olan Beklenen Şarkı’yı çevirmeye başlamış, aynı zamanda film için aynı adı taşıyan bir beste hazırlamış; bu bestenin sözlerini ise Akademi’den tekstil desenleri hocası Sabih Gözen yazmıştır. “Beklenen Şarkı” sadece bir film ya da müzik eseri olarak kalmamış, o dönemde Türkiye’de bir ilkte de yer almıştır. 1955 yılında, Harp Okulu’nun 19 Mayıs töreninin açılış dansı vals için kullanılan, “Mavi Tuna” ya da “Tuna Dağları” gibi Batılı eserler yerine o yıl “Beklenen Şarkı” seçilmiştir.

    Zeki Müren'in Hayat. Sahne Hayatına Başlangıcı ve Sonrası

    Radyo seanslarının yanında Yeşilçam’a da ayak basan sanatçı, 1954 yılında ilk gazino deneyimini İzmir Fuarı’ndaki Açıkhava Tiyatrosu’nda yaşamıştır. Ardından Batı Anadolu turnesi gerçekleştirmiş ve konserlerini gazinolarda vermeye başlamıştır. Küçük Çiftlik Parkı Gazinosu, Bebek Gazinosu, Tepebaşı Gazinosu, Kazablanka Gazinosu, Maksim Gazinosu, Çakıl Gazinosu gibi dönemin ünlü gazinolarında assolist olarak yer alan sanatçı 1980’e kadar matine ve suare programlarıyla sahne hayatını sürdürmüştür.

    1954 yılından itibaren ilki “Beklenen Şarkı” olmak üzere hayatı boyunca 18 adet filmde başrol oynamıştır. Bu filmlerin hepsinde seslendirmesini (dublajını) kendisi yerine getirmiştir. Böylece o dönemde Türk Sineması’nda tüm filmlerinde kendi dublajını yapan tek şarkıcı olmuştur. Çoğu rolünde “Zeki” ismini almıştır ve “n” karakterini canlandırarak kendi kimliğinin rolünü üstlenmiştir. Birçok filminde kendi besteleri ve şarkıları bulunmaktadır ve çoğunun da müzik yönetmenliğini yapmıştır. Birlikte çalıştığı yönetmenler arasında, Cahide Sonku, Osman Seden, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Lütfi Akad, Nejat Saydam, Ülkü Erakalın, Sefa Önal ve Arşavir Alyanak gibi dönemin başarılı isimleri bulunmaktadır.

    1955 yılında sanat hayatındaki başarıyı ticarette de göstermek için bir adım atan sanatçı, ortağıyla birlikte Galatasaray’da bijuteri ve parfümeri ürünlerinin yer aldığı “Zeki Müren Mağazası”nı açtıysa da patron olamayacağına karar verip kapatmıştır.

    1965 yılında sanatçı, İstanbul'da Olgunlaştırma Enstitüsü'nde, Ankara'da Fransız Kültür Derneği'nde, İzmir'de Yumru Galerisi’nde resimleri, serbest çalışmaları ve kumaş desenlerinden oluşan bir sergi açmıştır. Desenlerinden bazıları halı ve kilim olarak dokunmuştur. 1970’li yıllarda ise bu sergideki çalışmalarının yer aldığı tabloları gazino sahnesinin fonuna astırarak dekor olarak da kullanmıştır. Aynı yıl sanatın bir diğer dalında da kendisini göstererek, kendi yazdığı şiirlerden oluşan “Bıldırcın Yağmuru” adlı şiir kitabını yayımlamıştır. Kitabın kapağında kendi desen çalışması kullanılmıştır. İçerisinde ise şiirleriyle birlikte, kendi çizim çalışmaları yer almaktadır.

    1965 yılında Arena Tiyatrosu tarafından sahneye konulan, Robert Anderson’ın yazdığı “Çay ve Sempati” adlı tiyatro oyununda rol almıştır. Tom Lee adında eşcinsel bir genci konu alan, dönemin şartlarına göre gösterimi ve oynanması cesaret isteyen bir yapıttır. Oyun broşürünün kapağında kendi desen çalışması kullanılmıştır.

    1966 yılında, Kervansaray Kulübü’nde düzenlenen bir defilede, Lale Belkıs, Nebahat Çehre gibi dönemin ünlü isimleriyle birlikte modellik yapmıştır. Defiledeki giysileri Peyman Songar tasarlamış ve Yalçın Say dikmiştir. Songar, giysilerin tümünün Zeki Müren’den ilham alınarak yapıldığını, onun bilgisi ve teşvikiyle terziliğe başladığını, sanatçının kumaş ve renk seçmede ince bir zevki olduğunu belirtmiştir. Sanatçı, defilede giydiği giysilerin her birine, Gün Işırken, Sürpriz, Bağdat’ta Bir Gece, Kıskandırma Beni, Van Gogh Girdi Rüyama, Kezban’ın Çilesi gibi isimler vermiştir. Yıllar boyunca da Songar ve Say’ın sanatçının birçok kostümüne emeği geçmiştir. Zeki Müren, defiledeki bu giysilere sadece modellik yapmamış onları daha sonra sahne giysisi olarak kullanmıştır. Ayrıca, sanat hayatı boyunca kullandığı tüm kostümlerin, dekorların ve günlük hayatında kullandığı giysilerin her birine isimler vermiştir.

    “Erişilmez Sanatkâr”, “Gerçek Sanatçı”, “Rakipsiz Sanatkâr”, “Paşa” gibi övgü sözlerinin yakıştırıldığı Zeki Müren’e; 1967 yılında, eskiden tiyatro, sinema ve filmlerini övmek için kullanılan “Sanat Güneşi” sıfatı eklenmiş ve öyle kalmıştır.

    1969’da “Güneşe Giden Yol” adlı bir fotoromanda “Zeki Müren” rolüyle yer almıştır. Dönemin Saklambaç Gazetesi, bu fotoromanın ilk bölümünü 1970 yılının ilk gününde yeni yıl armağanı olarak yayımlanmıştır.

    1968-69 sezonunda Fecri Ebcioğlu’nun sunduğu “Ebcioğlu Şov”a katılarak şarkılarıyla televizyon üzerinden de dinleyicilerine ulaşan sanatçı, 1969 yılında TRT Ankara Televizyonu’nda da konser vermiştir. 1970’li yıllarda TRT ile konserler vermeye devam eden Zeki Müren, daha önce filmleri ile başardığı, halkın hem göze hem de kulağına hitap edecek şekilde kendisini gösterebileceği farklı bir ortam da bulmuştur. Kendi sahne giysilerinin yanında çeşitli sahne dekorlarının özel olarak hazırlandığı bu konserler o dönemde ilgi ve merakla takip edilmiştir.

    1976 yılında Londra’daki Royal Albert Hall’ de konser vererek, kendi döneminde bu mekânda sahne alan ilk ve tek Türk sanatçısı olmuştur. 1979’da hayatı, “Zeki Müren Efsanesi” adıyla Mümtaz Arıkan tarafından çizgi romana uyarlanarak dönemin ünlü dergilerinden biri olan “Hey”de yayımlanmıştır.

    1980’de sanatçı sahne hayatını bıraktığını açıklamıştır. Geri kalan yıllarını Bodrum’da (Muğla) geçirdiği bilinmektedir. 1984 yılında Bodrum Kalesi’nde, geliri Bodrum Antik Tiyatrosu’nun onarımına bağışlanacak olan halka açık son konserini vermiştir. 1985 yılında Çakıl Gazinosu’nda (İstanbul) yılbaşı gecesi sahneye çıkmasının ardından tamamen inzivaya çekilmiştir. Türkçesi ve diksiyonu ile dönemine örnek olmuş bir sanatçı olarak bilinmektedir. TRT’nin Spikerlik Sınavı’nı kazanarak bu özelliğinin tescillenmesini sağlamıştır. Ayrıca, 1991 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın onayı ile kendisine Kültür Bakanlığı tarafından “Devlet Sanatçısı” unvanı verilmiştir. Zeki Müren kendi hayatının özetini yazarak “Bıldırcın Yağmuru” şiir kitabının sonuna eklemiştir;

    BİYOGRAFİM 6 Aralık

    1933 Doğmuşum…

    İyi halt etmişim.

    39 İlk Okul:

    Siyah önlük beyaz yaka,

    Topluma ilk fiyaka.

    44 Orta Mektep:

    Soluk beniz, kısa saç

    Umutlardan kıskaç.

    47 Lise:

    Pembe hayaller, yeşil filizler,

    Yorulmayan yorgun dizler.

    Akademi 1950:

    Renk deryasında renksiz yelkenli.

    1955 Sahne:

    Çile, para, para, çile.

    Ne dilersen dile.

    62 en büyük aşkım,

    62 en delik gönlüm,

    62 en… neyse…

    Bin dokuz yüz bilmem kaç:

    Veda kara dünyaya.

    Son tarihi bir bilseydim,

    İşportacı olurdum.

    Hayatın anası tablamda.

    (Zeki Müren 1965)

    1997 yılında, Zeki Müren’in hayatını konu alan “Zeki Müren İçin Bir Demet Yasemen” adlı bir müzikal sahnelenmiştir. Dekor tasarımını Osman Şengezer’in yaptığı müzikalde, sanatçının sahne hayatı boyunca kullandığı kostümlerin birebir örneklerinden yararlanılarak hazırlanan giysilerin yanında gazinolarda kullandığı sahne giysilerinden ilham alınan kostümler Sadık Kızılağaç tarafından hazırlanmıştır.

    Sanatçı’nın doğum günü, Türkiye’de “Türk Sanat Müziği Günü” olarak kutlanmaktadır. Metin Özlen tarafından yapılan, kendisinin bir tasviri gölge oyununun kukla tipleri arasına eklenmiş ve doğduğu yer olan Bursa’da hayal perdesine3 çıkarılmıştır. Ayrıca, çeşitli Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde ismi olan nadir sanatçılardan birisidir. Müren (Zeki), Türk ses sanatçısı ve bestecisi, (Bursa 1931). İlk ve orta öğrenimini Bursa’da yaptı. Boğaziçi lisesini (1949), Güzel Sanatlar Akademisi Desen bölümünü (1953) bitirdi. Genç yaşta musiki ile ilgilendi. Şerif İçli ve Refik Fersan’dan ders aldı. Açılan bir yarışmayı kazanarak İstanbul radyosuna girdi (1950). Çeşitli formda, yüzden fazla beste yaptı. Birçok film çevirdi. 200’den fazla plak doldurdu.

    Yaptığı çalışmaların çoğalmasıyla birlikte ansiklopedilerde de bununla ilgili bilgiler çoğaltılarak verilmeye başlanmıştır. Müren (Zeki), Türk şarkıcı (Bursa, 1931). Güzel sanatlar Akademisi’nde öğrenciyken Refik Fersan ve Şerif İçli’den ders aldı. 1950’de İstanbul Radyosu’na girdi. Kısa sürede büyük ün kazandı. Gazinolarda çalıştı; filmler çevirdi. Yaklaşık kırk yıllık bir dönem boyunca parlak ününü korumayı başardı. Diksiyona verdiği büyük önemle “alaturkacı”ların4 çok büyük bölümünü etkiledi. “Alaturka”ya, tango şarkıcılarının üslubunu ve sahne disiplinini getirdi. 1970, 1980 ve 1990’lı yıllarda basılan ansiklopedilerde, onunla ilgili verilen bilgilerin farklılaştığı görülmektedir. Müren (Zeki), Türk ses sanatçısı ve bestecisi. – 1970’li ve 1980’li yıllarda da gazino, TV, radyo programlarıyla ve plaklarıyla parlak ününün korumayı başardı. 1970’lerde Aşktan da Üstün, Hindistan Cevizi, Rüya Gibi, Kâtibim, İnleyen Nağmeler, İstanbul Kaldırımları, Kalbimin Sahibi adlı filmleri çevirdi. 1980’de geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bir süre konser ve programlarına ara vermek zorunda kaldı. Daha sonra TV özel programlarında göründü; 1983’te Bodrum’da verdiği konserin TV’de yayınlanması büyük bir yankı uyandırdı. Doldurduğu plakların sayısı 1984’te 500’ü aştı. Sanatçının çeşitli kuruluş ve kurumlardan aldığı ödüllerin sayısı da 50’ye yaklaştı. 

    Eylül 1996 Sanat Güneşi Zeki Müren’in Vefatı

    Televizyon programlarına çıkmayan ve yeni kaset hazırlamayan Müren’in, 1996 yılının ilk aylarından itibaren tüm televizyon kanalları bir görüntüsünü yakalamya çalışır. Bir gün kendi isteğiyle TRT’nin bir radyo programına telefon açar ve konuk olur. Bunun ardından Savaş Ay’ın sunduğu A Takımı programına da yine telefon aracılığıyla katılarak, stüdyoda bulunan saz heyetinin eşliğinde şarkısın söylemiştir. Bu iki olayın ardından Zeki Müren, dört yıllık aradan sonra yeniden gündeme gelmiş olur. Can Dündar ve Kürşat Özkök onunla ilgili belgeseller hazırlamışlardır. 26 Eylül 1996 günü TRT’nin İzmir stüdyosunda Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy’un da konuk olduğu bir programa davet edilir. Sağlık koşulları pek iyi durumda olmayan Müren, ödülünü almak üzere TRT stüdyolarına gitmiştir. Program çekilirken, 1951 yılında ilk radyo emisyonunda kullandığı mikrofonun hediye edildiği esnada heyecanlanarak, kalp krizinden vefat etmiştir.

    24 Eylül 1996 yılında Zeki Müren’in vefatı tüm basında geniş yer almış ve günlerce derinlemesine haberler yapılmıştır. Müren’in 65 yıllık yaşam öyküsü, radyo yılları, sahne yaşamına geçişi, aldığı radikal tavır ve görünümler, çeşitli sanat dallarında gösterdiği faaliyetler, cinsel kimliği, söylemleri vb. tüm detaylar birçok farklı haber yapılmasını sağlamıştır. 40 yıllık sahne yaşamı yüzlerce habere konu olmuştur. Müren’in ölümmünden sonra kendisi ile tanışmış olanlar anılarını paylaşmış, yalnızca basın yoluyla tanıyanlar gözlemlerini dile getirmişlerdir. Sayısı yüzleri geçen bu haber ve köşe yazıları içerisinden çıkarılabilecek ana düşünce, Zeki Müren’in reformist ve radikal kimliğini sanat dünyasına başarılı bir şekilde yansıtmış olduğudur. Müren’in arkadaşı Atilla Dorsay düşüncelerini şöyle ifade etmiştir: “Bir dönem kapandı, bir devir bitti...Zeki Müren’in ölümüyle... Kafama o denli çok anı üşüştü ki...Küçük bir çocukken gördüğüm ilk Zeki Müren filmleriyle dalga geçişim. O’nun sesinden Saadettin Kaynak ve Selahattin Pınar’ı tanıyıp, sevmem.. 1960’larda İzmir’de askerliğimi yaparken, O’nu tanıyıp dost olmam, Kordon’da birkaç gece boyunca içkili alemlerde alabildiğine keskin ve kadın-erkek demeden yaptığı oldukça açık esprilere masalar boyu gülmemiz...

    Evet, bir dev öldü, bir devir kapandı. Tam 40 yıl boyunca bizleri aydınlatan Sanat Güneşi, 16 filmle gençlik yıllarından orta yaşlılığa geçişini gözlerimize kazıyan ve yıllar boyu milyonlarca seyircisine düşler gördüren Zeki yok artık. Müzede devrim, sahnede devrim, medyada devrim, kılık kıyafette devrim, Türkiye’nin cinselliğe bakışında devrim yapan o ilginç, benzersiz ve tekil kişilik yok. Hem de tam aynalarla ve kitleyle yeniden barışmaya, toplumun gündemine yeniden gelmeye hazırlandığı günlerde... Ne denir, Allah rahmet eylesin...(....1996 )

    Zeki Müren bir yıldız sanatçı olarak son nefesini sahnede vermiştir. Bu durum belki de Müren’in dev sanatçı kişiliğinin ve sanat yıllarında etkili biçimde farkedilen yüksek öngörülerinin sonuncusu olarak da değerlendirilebilir. Ölümünün ardından ‘sahnede doğdu, sahnede öldü’, ‘sanat güneşinin anlamlı vedası’ vb. sözler söylenebilir. Müren gibi dev bir sanatçının sahne üzerinde yaşama vedası ve cenaze töreninde binlerce kişinin izdihamı belki Müren’in kariyerinde kurguladığı en iyi son olabilmiştir. Cenaze töreni medya tarafından günlerce haber yapılmış, ardından sayısız köşe yazısı yazılmıştır. Bu haberler arasında okuyamadığı repertuarı başlığı altında Ajda Pekkan, Muazzez Ersoy ve Muazzez Abacı ile kaset hazırlığı içerisinde olduğu yazılmıştır. Müren’in Bodrum’da bu kaset çalışması için ön hazırlıkları yaptığı belirtilirken, okunacak şarkılar şöyle verilmiştir. İlk şarkı Pekkan ve Abacı ile ‘Kimseye Etmem Şikayet’, ikinci şarkı Pekkan, Müren ve Ersoy ‘Bir İhtimal Daha Var’, üçüncü şarkı ise ‘Gündüzüm Seninle Gecem Seninle’ isimli şarkıdır. Bu şarkıyı Müren solo olarak okuyacaktır. Albümde bulunacak olan 7 eserden kalan dördü ise ‘Doymadım Sana’, ‘Dediler Zamanla Hep’, ‘Beklenen Şarkı’ ve son olarak bir türkü ve tekerleme olacaktır.

    Zeki Müren’in repertuar konusundaki hassasiyeti kimi zaman çeşitli söylemlere konu olmuş ve yalnızca kendisinin okumak istediği eserler olduğuna dikkat çekilmiştir. Müren’in patronaj yapısı oldukça ön plandadır. Müren’in vefatından sonra ‘Paylaşamadığı Tek şey Alkıştı’ başlığı ile Ergun Hiçyılmaz, hazırlamış olduğu Kırık Plak yazı dizisinde ilginç bir listeye yer vermiştir :

    Paşa’nın Yasakları

    Paşa’nın 1960’larda sert olarak uyguladığı sahne sıkıyönetiminde uyulması gereken şarkı yasakları şöyledir:

    Hicaz : Postacı, İç Durma, Kederden mi Neden Bilmem ?, Çok Geceler Bekledim. Rast: Belki Bir Sabah, Bu Dünyanın Dört Bucağı, İçtin Yine Güzelim, Unut Beni.

    Uşşak: Her Günüm Mazide, Viraneye Dönmüş, Gün Gelir de Beni, Mehtaplı Geceler, Hancı, Yalnız Bırakıp Gitme Bu Akşam, Derdimden Anlayan Yok.

    Acem Kurdi: Unutulma Adınla, O Beni Bir Bahar Akşamı, Kaçamazsın.

    Muhayyer: Kara Gözlüm Efkarlanma Gül Gayri, Nihavend: Aklımda Sen, Yalancısın, Rüzgar Kırdı Dalımı.

    Segah-Hüzzam: Bir Rüzgardır Gelir Geçer Sanmıştım.

    Türküler: Oy Farfara Farfara, Lingo Lingo Şişeler, Aha Şöyle Aha Böyle, Yana Yana Kül Oldum, Yüce Dağ Başında.

    Müren’in çeşitli vakıflara bağışladığı serveti basına şöyle yansımıştır: Bodrum’daki İrmik Sitesinde iki yazlık villa. Bodrum Mutlu sitesinde 2 yazlık villa. Bodrum’da kendisinin oturduğu bir ev. İstanbul’da 14 daireli apartman. İstanbul Levent’te bahçeli bir villa. Bursa’da bir ev. Bankalarda miktarı açıklanmayan para. Çok değerli mücevherler. Sahne giysileri, kostümler. Gülay Göktürk’ün yazısında dediği gibi.. “Kadınlarla arasında platonik bir aşk vardı O’nun. Onu kadınlar yarattı, kendi kuşağının kadınları...50’li yıllarda gençliğini yaşayan; henüz erkekler dünyasıyla arasındaki duvarları aşamamış, kadın kadına bir dünya kurmuş Cumhuriyet kuşağı kadınları...Şöyle de diyebiliriz. 50’ler dünyasının erkekleri Menderes’i, kadınları ise Zeki Müren’i yarattı. Müren ile ilgili basında çıkan çarpıcı yazılardan biri de şöyledir: 

    “Bir tuhaftı, bir tuhaftı ve seviliyordu; bu daha da tuhaftı. Aykırı kimliğini herkese kabul ettirdi. 1955’de Küçük Çiftlik Parkı’nda, siyah smokinli, narin bir delikanlı olarak başladığı sahne serüveni ise, oluşturduğu ‘şok’larla Zeki Müren’in karizmasını sürekli besledi. Sahneye makyaj yaparak çıkan ilk erkek şarkıcı oydu. Siyah smokin geleneğini kırıp atan gene oydu. Zamanın en janti erkeğine Selahattin Pınar’a laci ceket, beyaz pantol giydiren de tabii Zeki Müren’di...

    Işıltılı, payetli bluzları, topuklu pabuçları, lastikotin pantalonları, Roma etekleriyle sahnede hiç yadırganmadı Zeki Müren. Giderek, ‘Müren, şimdi ne yapacak?’ merakını körükledi. Apartman topuklu pabuçlar, mismini etekler giydi, orasına burasına tüyler taktı ve hep alkış aldı.

    Hakkında çıkan söylentinin bini bir paraydı. Hemşehrisi Bursalılar’ı tedirgin edecek kadar “neşeliydi” ve Bursa şehrinin büyük gururu olmayı, o muazzam sanatçı duruşuyla elde etti. Hangi şehir Zeki Müren kadar mahir ve ahlaklı olanı kucaklamaz ki...?

    1996 yılında Zeki Müren’in vefatı tüm Türk basınında olduğu gibi yabancı basında da yankı uyandırmış, Fransa’nın saygın gazetelerinden Le Monde uzun bir şekilde yer verdiği haberde Türk müziğinin güneşi olarak Müren’in 40 yılı aşkın süredir ses ve sinema dünyasının en önemli simalarından biri olduğunu belirtmiştir. Habere, Türkiye’deki tüm tv kanallarının yayınına ara vererek Müren’in vefatını paylaştığı da yabancı basının dikkatini çekmiştir. Fransız haber ajansı AFP, Zeki Müren’in vefatını duyurduğu haberde Amerikalı ünlü şarkıcı Liberace gibi Las Vegas tarzı çılgın bir görünüme sahip olduğunu duyurmuştur. Ajans sanatçının ‘canlı renkleri ve incik boncuğu sevdiğini’ de belirtmiştir.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Müren’in vefatından sonra yaptığı açıklama ile hislerini şöyle ifade etmiştir: “Türk Sanat Müziğinin unutulmaz ismi, güzide sanatçı Zeki Müren’in vefatını derin bir tessürle öğrendim. Büyük sanatçı Zeki Müren’e Allah’tan rahmet diler, tüm sanat camiasına ve yakınlarına en içten taziyelerimi iletirim.” (Hürriyet Gazetesi, 1996) “Fevkalade üzgünüm. Gerçekten ülkenin yetiştirdiği çok büyük değerlerden biridir. Keşke yaşasaydı. Herkes tarafından çok sevilir. Ben de çok severim. Zaman zaman hatırını sorardım. O da beni arardı. Türkiye çok büyük değerini kaybetti. En son 10 gün önce TRT tarafından hazırlanan bir programa konuk oldu. Ben de onu teşvik ettim. Sağlık durumunun böyle elverişsiz olduğunu bilmiyordu. Yapımcı Savaş Ay’ın programına da sesi ile katıldı. Bu programdam çok etkilendim. Müthiş bir olaydı. Semalardan gelen bir sesti. Bir ekoldür. Sanatçıların tümü onu çok büyük sanatçı olarak kabul ediyorlar. Milletime çok büyük baş sağlığı diliyorum. Mehmetçik Vakfı’na bağış yaparken söylediği‚ Mehmetçiği ne zaman görsek gözüm yaşarır’ sözlerini unutamam.Bu çok ulvi bir davranış.“

    Müren’in vefatıyla ilgili, ‘Zeki Müren, kurtulurdu...!’ başlığı ile haber yapan Milliyet gazetesinde ilginç açıklamalardan biri de Müren’in ölümü esnasında TRT stüdyosunda yanında olan Ajda Pekkan’dan gelmiştir. Pekkan, Zeki Müren’in görev başında öldüğü için şehit sayılabileceğini belirtmiş ve yaşadığı o dakikaları anlatan bir röportaj vermiştir. Mustafa Kandıralı Müren’in mezarı başında klarnet çalması, basına bir fotoğraf ile yansımıştır. Müren’e karşı son görevini yerine getirdiğini belirten Kandıralı ile aynı fotoğraf karesinde Bülent Ersoy da bulunmaktadır. Bülent Ersoy’un, Müren’in yüzünü öpmüş olması basında ilgi uyandırmıştır. Ersoy, ‘Helallik aldım’ diyerek açıklama yapmıştır. Ergun Hiçyılmaz, Zeki Müren’in bir vatandaş olarak bu ülkeye kattığı birçok şey olduğunu vurguldığı açıklmasında şunları söylemiştir:

    "Sosyal hayatın neferi olarak insanların hatırlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Şimdi başladılar Ahme Kaya vs.. gibi. Zeki Müren tek başına bunu yaptı. Türkiye’de bırakın müziğe önem verilmesini, insana önem verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yaşadığı hayat ile bunu yapmıştır. İsim vermeyeyim bir başkası bunu yapamadı. Başka açıdan da sanatçı olmasa da bunu yapamayanlar var. Milli mücadelenin içinde savaşmış, sosyal konuda öne çıkmış, sanatçı olmasa da bunu yapamayanlar var. Türk sinemasının önemli bir adamı olmuş birçok insan bunu yapamadı veya bunlara yapma fırsatı verilmedi. Zeki Müren ise bunu başaran kişidir. Zeki Müren, tek başına, Türkiye’de insana saygı gösterilmesinin örneği olarak hala yaşıyor."

    Müren’den vatandaşlık dersi sloganı tüm basında kullanılmış, vatanseverliğini vefatı ile kanıtlamış olan Müren, artık hiç silinmeyecek izlerini sanat yaşamı dışında da tamamlamıştır. Zeki Müren’in vefatından 6 ay kadar önce İzmirli gazeteci yazar Yaşar Aksoy ile telefon görüşmesinde ‘Ölmek İstiyorum’ adlı şiirini okuması basında defalarca haber olmuştur. Bıldırcın Yağmuru adlı şiir kitabında da yer alan bu dizelerde Müren duygularını şöyle ifade etmiştir..

    Ölmek İstiyorum

    Yücelerden gelen sese çek beni Tanrım,

    Bilinmeyen diyarları istiyorum

    Oralarda türkü söylemek

    Oralarda şarkı...

    Yıldızdan yıldıza atlamak

    Tabanlarım alev alev.

    Kara dut gölgesinde başak olur mu?

    Hayallerim saçma.

    Saçma diye sana derler,

    Sen diye bana.

    Kaç serçe vuruldu sorsana.

    Bilinmeyen diyarlarda bıldırcın yağarmış.

    Topsuz, tüfeksiz,

    Saçması sensiz

    Sabır koruk helva

    Helva, koruk sabır kulak zarımdaki

    Bu sessiz

    Musikiden kurtar Tanrım

    Yıldızlara çek beni

    Bilinmeyen diyarların

    Bilinmeyen kişisi olmak istiyorum

    Ölmek istiyorum.

    Zeki Müren

    “Zeki Müren’in yaşamını ve sanat kariyerini özetleyen şu köşe yazısı oldukça manalıdır: “Hayatını fütursuz bir eşcinsel olarak sürdürürken bir yandan da bu imgeyi yerleştirebilmeyi başardı. Herkesin aynasına yansıyan Zeki Müren farklı. Ama onun asıl amaçladığı ve büyük başarıyla gerçekleştirdiği ‘hayat serüveni’, şehirli orta sınıf itidalinin, aklıseliminin ta kendisiydi. Devleti hiçbir zaman karşısına almadı. Darbelerde bir köşeye çekilip kendisini unutturdu. Mütevazıydı, zenginliğiyle hiç sivrilmemeyi başardı. Devletini ve milletini çok sevdi, Türk olmakla gurur duydu. Filmlerinin aile filmleri olduğuyla, kimseye kötü örnek olmamakla övündü.

    Nostaljiyle yaralı, inzivaya çekilmiş şehirli bir sanatçıydı. Dinine çok bağlıydı ama başını hiç örtmedi. Mirasını, son söyleşisinde plaketini uzun uzun okşadığı Mehmetçik Vakfı’na bıraktı. Her şeyi sınırını bilerek, ‘istilinen, zerafetlen’ yaşamayı bildi. Hedef kitlesi yetmiş milyondu. Yetmiş milyonun ufkunda sanat güneşi olarak yükseldi. Bizim ikiyüzlülüğümüzün üstüne olağanüstü bir anıt inşa etti. Her şeyin travestileştiği, Demirel’in ‘baba’ olduğu, demokrasimizin güvencesinin ordu olduğu hayatımızda ‘sanat güneşi’ oldu. Hepimizin başı sağolsun.” Türkiye toplumunun iki yüzlü yapısını adeta çözümlemiş olan Müren, kendi ikileminin bu topluma fazla gelmeyeceğini de çözmüştür. Özgürce istediği hayatı yaşamış, heteroseksüel matrisi yıkmış, 40 yıl gibi bir sürede toplumun değer yargılarını diğer etkenlerden de yararlanarak başka bir boyuta taşımıştır.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap