Sosyal Medyayı Neden Çok Sevdik?
SOSYAL MEDYA

Sosyal Medyayı Neden Çok Sevdik?

01 Mart 2021 21:26
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Medeni cesareti olan insanlara hayranımdır. Çıkıp, dobra dobra konuşurlar. İçlerinde kalmaz hiçbir kelime. Neyseler odurlar. Cesaretleri onları toplumda bir adım öne çıkarır her zaman. Ama bu medeni cesareti olan insanlar azınlık konumundalar. Toplumun büyük bir kısmı, mükemmel ortalara güzel bir vole çakamayan insanlardan oluşur. Çoğu insan lafı gediğine koymayı, cesaretsizliğinden dolayı ıskalamıştır. Çünkü bilirler ki konuştuklarında kendilerine bakacak en az bir düzine insan vardır. O bakışlar ki muhatabını yerin dibine sokmaya and içmişlerdir. Medeni cesaretini kaybetmiş insanların çoğu hayatlarında en az bir kere bu bakışlara maruz kalmışlardır. Bu maruz kalmanın neticesi ise özgüveni yerlerde bir hayat yaşamaktır. İnsanlar düzene karşı çıkmaya tenezzül etmezler. Yemyeşil bir ormanın ortasındaki sararmış ağaç dikkat çeker genelde. Çünkü “normal”e karşı çıkmıştır o ağaç. Peki sararmış ağaç normal de, yemyeşil ağaçlar normal değilse? bu ayrı bir mevzu. Bu konudan sayfalarca yazı, ciltlerce roman-hikaye çıkar. Benim anlattığım ise bambaşka bir şey. Şimdi konumuza dönelim. Sahi yahu, biz sosyal medyayı niçin bu kadar sevdik?

    İnternet’in Hyde Park’ı

    Hyde Park’ı bilirsiniz. Bu parkta bir adet kürsü vardır ve isteyen bir kişi istediği bir vakitte bu kürsüye çıkıp istediğini söyleyebilir. Özgürce, çekinmeden, tırsmadan, korkmadan istediğini söylüyor bu kürsüde insanlar. Bilginin etkileşimli üretildiği günümüz teknolojisi, nasıl ki alışveriş merkezlerini bilgisayarlarımıza kadar küçülttü, Hyde Park’ı da küçülttü. Evinde gün boyu oturup, bilgisayar başında kola içip cips yiyen tipler Twitter’da, sözlüklerde, Facebook’ta, Youtube’da istediğini söyleyip, istediğini eleştirmeye başladılar. Bu iyi bir şey. Çünkü Hyde Park’ta sana bakacak yüzlerce gözden sıyrılıp 1 ve 0′lardan ibaret bu dünyada, birilerinin okumayacağını bilerek sayfalarca yazı yazabiliyorsun. Kaybolan medeni cesaretimizi biz internette bulduk. Her ne kadar suni bir cesaret olsa da, internette sallayıp durduğun kişilere yüzyüzeyken bir şey söyleyemesen de sana sanal alemde bir şeyler söyleyebilmek yetkisi sundu internet. İnternet diyorum kusura bakmayın. Sosyal Medya demeliydim.

    İnternetin özgürlük adacıkları

    Özgürlük her ortamda, bir başkasının özgürlüğünün başladığı noktada son bulur. Buna internet de dahildir. Sokakta çevirip küfredemeyeceğin insanlara internette de küfretmemelisin. Telkin gibi oluyor değil mi sayın okur? tamam, hitabım üçüncü tekil şahsa olacak. İnternetin özgürlük ortamı adayla simgelenmeli bence. Ada içerisinde istediğini yapabilirsin. Ama suya girmek zordur. Buz gibidir internetin suları. adamı kaptı mı dondurur Allah korusun. Zaten cehennem zebanileri gibi bekçileri vardır bu suların. izinsiz giriş oldu mu hemen müdahale edilir. Davalar açılır mesela. Ama ada içerisinde istediğini yapabilirsin. Tabii burada adanın büyüklüğü de önemli. İktisatta şöyle bir düstur vardır: insanın ihtiyacı sınırsızdır. grönland bile yetmeyebilir insana bu bakımdan. insan sürekli bilinmeyene yönelir. karanlık sulara dalmaktan çekinmez. uzay macerasına da bu pencereden bakabiliriz. İnsanoğlunun bilinmeyenle imtihanıdır. İşte internetteki bu “bilinmeyen” sular da insanı her haliyle cezbeder. Buradaki maharet o sulara bilinçsiz dalmamaktır.

    Sosyal Medyayı Neden Çok Sevdik?

    Biz sosyal medyayı çok sevdik. Çünkü kütüphaneden aldığı kitabı geri getirmeyen şahsa gerçek hayatta laf söyleyemezken sosyal medyada istediğimiz şekilde laf çakabildik. Gerçekte görsek elimizdeki fotoğraf makinesini en yakın kişiye tutuşturup fotoğrafımızı çekmemizi isteyeceğimiz starlara buradan istediğimizi saydırma fırsatı bulduk. Koskoca profesörlerin odalarına gidemezken Twitter profillerini inceledik. Oy verip koy verdiğimiz siyasetçilere sesimizi duyurabileceğimizi keşfettik. Velhasıl biz burada medeni cesaretimizi bulduk. Sanal olsa bile…

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap