Şişmanlık (Obezite) Nedir? Obezitenin Nedenleri ve Tedavi Yöntemi
Sağlık

Şişmanlık (Obezite) Nedir? Obezitenin Nedenleri ve Tedavi Yöntemi

11 Şubat 2021 16:51
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Alınan enerji miktarı ile harcanan enerji miktarı arasında oluşan sürekli bir dengesizlik vücutta yağ birikimiyle sonuçlanmakta ve şişmanlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Beden algısı bireyden bireye değişiklik gösterebildiğinden şişmanlığın var olup olmadığını, varsa ciddiyetini belirlemede uluslar arası bir kriter belirlenmesi zorunlu olmuştur. Bu anlamda en çok kullanılan ölçüt VKİ’ dir. Kilonun Kg cinsinden metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle elde edilen bu değere göre VKİ değeri 25 kg/m2 ’nin altında olanlar normal kilolu, 25- 29,9 kg/m2 olanlar fazla kilolu, 30 kg/m2 ve üzeri olanlarsa şişman (obez) olarak kabul edilmektedir.

    Şişmanlığın Sıklığı, Şişmanlığın Nedenleri, Şişmanlığın Sonuçları, Şişmanlığın Tedavisi

    Şişmanlı sıklığı yaşa bağlı olarak artmakta erkeklerde 45-54, kadınlarda 55-64 yaş aralığında en üst seviyeye ulaşmaktadır. Kadınlarda şişmanlık erkeğe göre daha sık görülmektedir. Dünyada obezite sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

    Şişmanlık pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Gelişimsel obezitede gıda alımını kontrol eden beyin bölgesi olan hipotalamusun doğuştan ya da edinsel hastalıklarla zarar görmesi veya vücutta hormonların artışı veya azalışıyla karakterize bazı hastalıklarda şişmanlık ortaya çıkabilir. Genetik faktörler, birden fazla hastalığın bir arada görüldüğü sendromik vakalar olabilir. Ancak şişmanlık çoğunlukla diyette fazla gıda alımı veya az enerji harcanmasına bağlı olarak meydana gelir. Yüksek yağlı, büyük porsiyonlu yemeklerin tüketilmesi ve asansör, araba ve bilgisayar kullanan günümüz bireylerinin belirgin ölçüde azalan fiziksel aktivitesi enerji depolarının dolup taşmasına sonuç olarak fazla gelen enerjinin yağ olarak depolanmasına sebep olmaktadır.

    Obezite yalnızca dış görünüşü etkilememektedir. VKİ arttıkça ölüm oranlarında da artma görülmektedir. VKİ 30kg/m2 ’den 40 kg/m2 ve üzerine doğru çıktıkça beklenen yaşam süresi üzerinde neredeyse sigaranın yarattığı olumsuz etkiye benzer bir etki ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi fazla yağ miktarının vücutta kan şekeri miktarını düzenlemek başta olmak üzere pek çok fonksiyonu olan insülin hormonuna bir direnç gelişmesine yol açmasıdır. Bunun sonucunda da şişman hastalarda hipertansiyon, felç, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kanser, uyku apnesi, kolesterol yüksekliği gibi sorunların daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır.

    Şişmanlığın tedavisinde ilk yapılması gereken kalori kısıtlamasıdır. Hastanın bireysel özellikleri göz önüne alınarak farklı kalorilerde ve kombinasyonlarda diyetler önerilebilir. Hasta aktivite miktarını arttırmalıdır. Bir kilonun tam 7000 kalori olduğu göz önüne alınarak haftada 0.5-1.5 kg kaybının hedeflendiği programlar uygun olacaktır. Bunun dışında ilaç ve cerrahi tedaviler söz konusudur. Piyasada bağırsaktan yağ emilimini azaltan orlistat ve açlık hissini yatıştıran sibutramin mevcuttur. Ancak son dönemde ortaya çıkan yan etkiler nedeniyle sibutramin piyasadan çekilmiştir. İleri derece şişman olan hastalarda mide ve bağırsaklara yönelik cerrahi girişimler kullanılabilmektedir.

    Şişmanlığın Beden ve Özgüven Açısından Değerlendirilmesi

    Şişmanlık sadece bedensel sağlıkla ilgili yüklerden sorumlu değildir. Kilolu bireylerin uğradığı ayrımcılık pek çoğunda depresyon, endişe bozuklukları, düşük öz güven, yeme bozuklukları, negatif vücut algısı yaratmaktadır. Toplum obez bireyleri damgalamakta bu da tepkisel olarak yeme miktarını arttırıp fiziksel aktiviteyi kısıtlayarak kiloyu daha da arttırmaktadır.

    “Zarif”, “hoş”, “enfes”, “harika”, muhteşem ve benzeri ifadelerle birlikte “güzel” sözcüğü de genellikle beğenilen bir şeyi betimlemek için kullanılan bir sıfattır. Bu anlamda güzel ve iyi birbirinin yerine kullanılabilirken, bu aslında kendimiz için isteyebileceğimiz bir şey anlamına gelmektedir. Botticelli’nin de Paul Rubens’in Venüs’ü de Kate Moss’un ölçülerinden çok uzaktır. Zayıflığın kabul gördüğü 21. Yüzyıl belki de kilo konusunda en büyük acımasızlığın yaşandığı zamandır. Şişman tasvir edilen Venüs görüntüsü şişmanlığın olumlu algısı olarak yansısa da ince bir belin 16. yüzyıldan beri, güzelliğin değişmez bir parçası olarak algılandığı ortadadır. Kadın vücudunun belli parçalarının sağlığının ve doğurganlığın işareti olduğu varsayılırsa, artan karın yağlanmasının azalmış östrojen seviyelerine ve buna bağlı olarak doğurganlığın azalmasına yol açtığını bu seviyelerin biyokimyasal olarak ölçülmesine gerek kalmadan da bilindiği söylenebilir. Bu bakımdan şişmanların damgalanması noktasında kadınlar biraz daha fazla zarar görmektedir.

    Medya sosyal normları etkilemek, yansıtmak ve kuvvetlendirmek konusunda çok etkilidir.1994 ve 2009 yılları arasında şişmanlığın medyadaki yansımasının araştırıldığı bir derleme çalışmada şişmanların damgalanıcı şekilde gösterildiğini ortaya koymuştur. Çizgi film karakterlerinin incelendiği bir çalışma da fazla kilolu karakterler zayıflara göre belirgin olarak daha az çekici olarak sınıflandırılmışlardır. Bu grup karakterler daha az zeki, sağlıksız, işsiz, mutsuz ve kızgın olarak karakterize edilmişlerdir. Durum komedilerinde şişman erkeklerin daha az sevgilisi olmakta kadınlar daha çok alaya maruz kalmaktadırlar. Ayrıca zayıflama programları ve “reality- show”larla zayıflama sürekli telkin edilmekte “çok yedikleri” ve “az egzersiz yaptıkları” sürekli vurgulanarak şişmanlığın tüm sorumluluğu bireye yüklenmektedir. Medyada bireylerin görünümünü belirleme de ırk da rol oynamakta zenciler genellikle beyazlardan daha şişman olmaktadırlar. Medyada yaşanan obezlere yönelik ayrımcılıkta ayrımcı davranışları belirlemede sosyal uzlaşma teorisi üzerinde durulmaktadır.

    Sadece medya da değil hayatın akışı içinde de şişmanlar pek çok sorunla yüzleşmek zorunda kalmaktadırlar. Genel mesleki performansta, iletişim becerilerinde, zeka, motivasyon, güvenilirlik, özgüven ve otokontrol konularında diğer insanlar tarafından normal kilolulara göre daha yetersiz algılanmakta, belli meslekler için asla uygun bulunmamaktadırlar. Yüksek fiziksel aktivitenin gerekliliği ya da insanlarla sürekli iletişim içinde olunmasının gerektiği işlerde şişmanlar tercih edilmemektedirler.

    Gençler şişmanlığın çekicilikleri üzerindeki etkisiyle ilgilenirken yaşlandıkça endişeler sağlık tarafına kaymaktadır. Kilonun miktarına ve bu konuda yaşadıkları aşağılanmanın ciddiyetine bağlı olarak dışlanmışlık duygusunun ağırlığı değişmektedir.. Şişmanlığın güzellikle eş kabul edildiği nadir yerler Malezya, Güney Afrika gibi yiyecek bulmanın zor olduğu bölgelerin alt sosyoekonomik gruplarıdır. Bu bölgelerde kızlar evlendirilmek için şişmanlama kamplarına yollanmakta böylelikle hem kendi hem de ailelerinin hayatlarını garanti altına alacakları umulmaktadır.

    Obezitenin Doğal Yollarla Tedavisi

    Şişmanlığın tedavisi zordur. Hastaların diyete uyum konusunda zorlanmaları, fiziksel aktivitelerini arttırmalarının pek çok nedenden dolayı mümkün olmaması kilo vermeyi zorlaştırmakta, kilo verilse bile ulaşılan kiloyu korumakta hastalar güçlük yaşamaktadırlar.

    Kilo ve irade arasında kimi zaman pek de mantıklı olmayan bir ilişki kurulması nedeniyle hastalar ilaç tedavisine pek sıcak bakmayıp, doğal yöntemlere yönelmektedirler. Bu anlamda özellikle yaz mevsimine girilirken, tüm televizyon kanallarında zayıflama kürleri tarifleri verilmekte, 1 ayda 8 kg verdirmenin mümkün olduğunu söyleyen karışımlar satılmaktadır.

    Aktarlar, piyasada bulunan kitaplar, dergiler, televizyon kanallarında yüzlerce öneri yer almaktadır. Ancak gerçek anlamda şişmanlık tedavisinde kullanılan halk hekimliği yöntemlerinin ne denli etkin olduğu bilinmemektedir

    Şişmanlıkta en sık kullanılan halk hekimliği uygulaması diyet destekleri şeklindedir. 2005 yılında İngiltere’den yayınlanan bir meta-analizde altı sistemik derleme ve yirmi beş randomize kontrollü çalışma incelenerek akupunktur, akupresür, gıda destekleri, homeopati ve hipnoterapinin etkinliği değerlendirilmiştir. Hipnoterapi, efedra otu ve efedrin içeren gıda desteklerinin plaseboya kıyasla çok az miktarda etkin olduğu gösterilmiş ancak diğer yaklaşımların etkinliği ortaya konamamıştır. Ancak efedra otu ve efedrin içeren maddelerin alımı pek çok yan etkiye sebep olmaktadır (Dwyer ve ark., 2005). Bunun dışında lineolik asit, chitosan, goraka, turunç gibi zayıflama da önerilen besinlerin özellikle yaşlılarda çok ciddi yan etkilere sebep olduğu bildirilmiştir. Pittler ve ark. tarafından yapılan bir derlemede bazı bitkisel tedavi yöntemleriyle karaciğer hasarı hatta ölüm bildirildiğini rapor etmişlerdir.

    Kilo sorunu ve halk hekimliği söz konusu olduğunda üzerinde durulması gereken önemli yaklaşımların başında akupunktur gelmektedir. Akupunktur 2000 yıl öncesine dayanan temelleri ile en eski tedavi metotlarından biridir. İlk kez 1971 yılında New York Times muhabiri James Reston’a ait 1971 yılında yazılmış ve Çinli doktorların özel iğnelerle yaptığı tedaviyi anlatan makalesinin ardından Amerika’da popüler olmaya başlamış, 1892 yılında bir tıp kitabında siyatik ve lumbagoda kullanılabileceğinden bahsedilmiştir. Geleneksel Çin tıbbının uyguladığı bu yöntemde 2000 ayrı akupunktur noktası ve bunların arasında yirmi ayrı yol olduğu düşünülmektedir. Bu yollar qi adı verilen enerji akışını sağlar. Vücutta negatif ve pozitif kutuplar (yin-yan) arasındaki enerji akışı kesintiye uğradığında hastalık ortaya çıkar ve akupunktur bu akışı yeniden sağlamak için kullanılır.

    Akupunktur ile ilgili yapılan bazı çalışmalarda akupunktur noktalarının elektromanyetik sinyal iletiminde rol oynadığı, bu noktalar uyarıldığında beyinden ağrı kesici özellikteki maddeler salgılandığı, bulantı-kusma, sigarayı bırakma ve depresyon üzerinde etkili olduğuna dair çalışmalar yayınlanmıştır.

    Şişmanlıkla ilgili yazıların yayınlandığı son derece itibarlı bir dergide 2008 yılında yayınlanan bir meta-analiz ve derlemede 3013 bireyin dahil olduğu 31 çalışma gözden geçirilmiş bu çalışmada akupunkturun şişmanlığın tedavisinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak bu çalışmada incelenen araştırmaların metotlarının zayıf olması bu bilgiye şüpheyle yaklaşılmasını gerektirmektedir.

    Şaşırtıcı yayınlardan biri 2008 yılında Harvard Üniversitesi’nden yayınlanmıştır. Bu çalışmada şişman bireylerin daha fazla hastalık yüklerinin olmasına karşın, şişman olmayanlara göre daha az halk hekimliği uygulamalarını kullandıklarını göstermiştir.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap