Şeker Hastalığı (Diyabet) Nedir? Diyabet Hastalığı Belirtileri
Sağlık

Şeker Hastalığı (Diyabet) Nedir? Diyabet Hastalığı Belirtileri

11 Şubat 2021 18:22
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Diyabetin altta yatan mutlak ya da bağıl insülin eksikliğine bağlı olarak kronik hiperglisemi ile seyreden pahalı bir hastalıktır. Uzun bir süre boyunca devam eden hiperglisemi sonucu ateroskleroz gelişimi hızlanır ve büyük arterlerin yanı sıra göz, böbrek ve sinirlerin mikrovasküler yapısı da bu durumdan etkilenir.

    Şeker Hastalığı (Diyabet) Nedir?

    Diyabet; araştırma gruplarında körlüğün en sık nedeni, son dönem böbrek yetersizliğinin en yaygın tek nedeni, iskemik kalp hastalığı ve inmeye bağlı ölümlerde 2-4 kat fazla risk sebebi ve nöropati sonucu nontravmatik alt ekstremite ampütasyonlarının da en önemli nedenidir.

    Diyabet klinik özellikleri ve neden olduğu komplikasyonlarıyla antik çağlardan beri bilinen ve önemini yitirmeyen kronik bir hastalıktır. M.Ö 1550 yılına ait Eber papirüsünde diyabetle uyumlu poliürik bir durumdan bahsedilmiştir. Yunanca’da ''Akıp giden'' anlamına gelen dia+betes kelimesi ilk olarak M.S 2. yüzyılda Kapadokya’da Arateus tarafından kullanılmıştır. John Rollo ise 1809’da diabetesin yanına bu hastaların idrarlarının tatlı olduğunu belirtmek üzere ''mellitus'' kelimesini de eklemiştir. İnsülin ilk kez cerrah Frederick G Banting, asistanı Charles H Best, biyokimyacı James B Collip ve fizyolog JJR Macleod tarafından 1921 yılında Toronto Üniversitesi’nde keşfedilmiştir. Amerikalı Elliot P Joslin insülin ile deneyimi olan ve diyabetik hastalara yönelik sistematik eğitim başlatan ilk hekimlerden biridir.1980’lere kadar sadece hayvan pankreasından üretilen insüline ek olarak genetik mühendisliğinin gelişimi ile insan insülinine benzer yapıda farklı absorbsiyon özellikleri olan değişik preparatlar da sentezlenmiştir. Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan oral ajanlar ise 1950’den beri bilinmektedir.

    Diyabet Hastalığının Tedavisi

    Diyabet, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başlıca morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Bu hastalık için kullanılan tedavi giderlerinin oldukça yüksek olması nedeniyle önemli bir sağlık sorunu haline gelmektedir. Diyabetli hastaların yaşam kalitesinin arttırılması ve tedavi maliyetlerinin düşürülmesi beslenme programı, diyabet eğitimi, egzersiz ve tıbbi tedaviden oluşan dört öğenin uyumlu bir şekilde yürütülmesiyle mümkündür. Tedaviyi doktor, hemşire, diyetisyen, fizyoterapist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanının bulunduğu bir ekiple yürütmek en idealidir.

    Diyabet hastalarının glisemi takibi açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1C ve fruktozamin ile; kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riski plazma total, HDL, LDL kolesterol ve trigliserid düzeyi, EKG ile ve nefropati açısından mikroalbuminüri, serum kreatinin ve glomerüler filtrasyon hızını (GFR) belirleyen testler ile yapılmalıdır. Retinopati açısından göz dibi muayenesi mutlak gereklidir. Tip 1 diyabet hastalarında otoimmunite ile ilgili hastalıklar açısından gerekli değerlendirmeler yapılmalıdır. Ayak bakımı ile ilgili ülkemizde podiastristlerin az sayıda bulunması nedeniyle her hekim ve birlikte çalıştığı ekibi ayak bakımı hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Hastalar gerektiğinde diğer uzmanlık alanlarına (psikiyatri, nöroloji, vb.) sevk edilebilmelidir.

    1. Diyabet Eğitimi

    ABD’de diyabetli hastaların kendi kendilerini yönetimi için yapılandırılmış bir eğitim programı (DSME) düzenlenmiş olup bu program hastalık açısından rahatlama, kilo verme, fiziksel aktivitenin arttırılması, sigaranın bıraktırılması ve depresyon yönetimini içermektedir. Bu eğitim hastalık gelişim riski yüksek ya da diyabetli hastaların takip ve yönetiminde oldukça kritik bir öneme sahiptir. Bunun yanı sıra sadece diyabetli hastalar değil hastanın diğer aile bireylerinin de diyabet yönetiminde bilgi ve becerilerinin arttırılması gerekmektedir. Hasta ve hasta yakınlarına evde kan şekeri ölçümünü (SMBG) öğretmek ve bu sonuçlara göre beslenme düzeni ve medikal tedavi değişiklikleri yapabilmeleri için eğitim verilmelidir.

    2. Tıbbi Beslenme Tedavisi ve Egzersiz

    Tıbbi Beslenme Tedavisi, kompleks karbonhidrat ve posa içeriği yüksek, protein ve yağ (doymuş yağ) içeriği düşük, hastanın yaşam tarzı ve kalori gereksinimlerine uygun olarak düzenlenmelidir. Hastanın diyabet tipi, yaşı, cinsiyeti, ağırlığı, günlük aktivite miktarı, çalışma koşulları, biyokimyasal bulguları ve beslenme alışkanlıkları Tıbbi Beslenme Tedavisi düzenlenirken mutlaka değerlendirilmelidir. Günlük enerji gereksiniminin % 55-60’ı karbonhidratlardan, % 10’u proteinlerden ve % 30-40’ı yağlardan (bunun da % 10’u doymamış yağ asitlerini içermelidir) karşılanmalıdır. Diyabetli hastalar bireyselleştirilmiş Tıbbi Beslenme Tedavisi ile doğru zamanlarda ve gerekli miktarlarda olmak koşuluyla günde 6-8 kez yemek yemelidir.

    Diyabetli bireyin fiziksel aktivitesini arttırması kilo vermekten bağımsız olarak PG, lipid düzeyleri ve HbA1C’yi düşürmekte, kan basıncını (KB) kontrol altına almakta ve modern diyabet tedavisinin temel direğini oluşturmaktadır. Haftada en az 3 gün ve toplamda en az 150 dakika olmak şartıyla tempolu yürüyüş gibi aerobik egzersiz programı özellikle tip 2 diyabetli hastalara önerilmelidir. Egzersiz sırasında hastanın kalp hızı maksimal kalp hızının % 60-75’i civarında olmalıdır (maksimal kalp hızı=220-yaş). Egzersizin olası risklerini ve kontrendikasyonlarını azaltmak açısından hastalar dikkatli bir şekilde incelenmeli, kardiyovasküler hastalık (KVH) riski yüksek ve sedanter yaşam süren kişilere egzersize başlamadan önce efor testi yapılmalıdır.

    3. Diabetes Mellitusta Oral Ajan Tedavisi

    Diyabet sıklığı giderek artan ve % 80- 90’ını Tip 2 Diyabetli hastaların oluşturduğu kronik bir hastalıktır. Yaşam tarzı değişikliği, Tıbbi Beslenme Tedavisi ve egzersize rağmen PG dengelenemeyen hastalara oral ajan tedavisi başlanır. Tip 2 diyabette kendine özgü farklı etki mekanizmaları ile hiperglisemiyi ve HbA1C’yi düşürmeye yönelik çok sayıda oral antidiyabetik ilaç geliştirilmiştir.

    4. Diabetes Mellitusta İnsülin Tedavisi

    1920’li yıllarda Banting ve Best tarafından insülinin keşfedilmesi ve 1922 yılında diyabetik ketoasidoz komasındaki bir hastaya uygulanmasıyla diyabet ölümcül bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Tedavide insülin kullanımının esas amaçları hiperglisemi semptomlarını gidermek, diyabetin akut ve kronik komplikasyonlarını önlemektir. İnsülin tip 1 diyaabetli hastalar ile oral antidiyabetik ilaçlara ve diyete cevapsız tip 2 diyabetli hastalarda kullanılmalıdır.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap