Parkinson Hastalığı Nedir? Parkinson Hastalığı Tedavisi
Sağlık

Parkinson Hastalığı Nedir? Parkinson Hastalığı Tedavisi

13 Şubat 2021 11:52
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Parkinson hastalığı genellikle 50-60 yaşları arasında başlayan, yavaş progressif seyirli, kronik seyirli, ciddi disbiliteye neden olan ve Alzheimer hastalığından sonra en sık görülen nörodejeneratif bir hastalıktır.

    Parkinson Hastalığı Nedir?

    Parkinson Hastalığı’nı ilk olarak İngiliz hekim James Parkinson, istirahat tremoru, hafif kambur postür, ayakları sürüyerek yürüme, arkaya düşme eğilimi belirtilerini ‘‘shaking palsy (titrek felç)’’ adıyla; 1817 yılında tanımlamıştır. Fransız hekim Jean Marie Charcot rijidite, mikrografi ve duysal değişiklikleri de ekleyerek orjinal hastalığın tarifini yapmış ve hastalığa onu ilk tanımlayan kişinin adını vermiştir.

    Parkinsonizm, klinik bir sendrom olarak istirahat tremoru, rijidite, bradikinezi-hipokinezi, fleksiyon postürü, postüral reflekslerin kaybı ve donma fenomeni ile karakterizedir. Parkinsonizm, ekstrapiramidal sistemi etkileyen değişik patolojik süreçlerle ilişkili olarak alt gruplara ayrılabilir. Parkinson hastalığı, parkinsonizmin en yaygın klinik örneği olup, özgün patolojisi, klinik tablosu ve dopaminerjik tedaviye verdiği yanıt ile ayırt edilir.

    Parkinson hastalığı idiyopatik parkinsonizm olarak da adlandırılır. Tüm parkinsonizm vakalarının yaklaşık olarak %80’ini oluşturur. Sinsi başlangıçlı ve yavaş ilerleyen progresif nörodejeneratif bir hastalıktır Parkinsonizm değişik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir.

    Semptom ve bulguların asimetrik olması, istirahat tremoru varlığı ve levodopaya yanıtın olması Parkinson hastalığını diğer nedenlere bağlı gelişen parkinsonizm tablolarından ayırır. Asimetrik başlangıç, parkinson hastalığı için tipik olmakla beraber, kortikobazal dejenerasyon, hemiparkinsonizmhemiatrofi tablolarında da görülebilmektedir. 4-6 Hz istirahat tremorunun diğer Parkinson sendromlarında oldukça nadir gözlenmesi, ayırıcı tanı açısından fayda sağlayabilmekle beraber, Parkinson hastalığı vakalarının yaklaşık %25’inde bu bulguya rastlanmamaktadır. Parkinson hastalarında levodopaya başlangıç yanıtı %90 oranındadır. Bu yanıtın olmayışı, alternatif bir tanı lehine ipucu sağlamaktadır. Ancak, multisistem atrofide de levodopa yanıtı gözlenebilmektedir.

    Parkinson Hastalığının Dünyada ve Türkiye'de Görülme Sıklığı

    Parkinson hastalığı tüm etnik gruplarda görülen, hafifçe erkek predominansına sahip bir hastalıktır. Parkinson hastalığı tipik olarak orta ve ileri yaşın hastalığıdır. Ortalama 50-60 yaşlarda başlayıp, yaklaşık 10-20 yıllık bir süreçte progressif olarak ilerlemektedir,. Prevelansı 65-90 yaşları arasında artmaktadır. Tüm popülasyonun %0.3’ünü etkilemekle beraber, bu oran 65 yaşın üzerindeki popülasyonda %1 iken, 85 yaş üstünde %3,5’e yükselmektedir. Hastaların %5-10’unda semptomlar 40 yaşın altında ortaya çıkmaktadır. En güvenilir insidans değerlerinin elde edildiği Rochster, Minnesota’da 1935- 1990 yılları arasında yapılan değişik çalışmalarda, parkinsonizm insidansının büyük bir değişiklik göstermeksizin 18,2-20,5/10.000 arasında değiştiği görülmektedir.

    Değişik toplumlarda yapılan çalışmalarda, parkinsonizm prevalansı için 18-328/100.000 arasında değişen rakamlar bildirilmektedir. Parkinsonizm tablolarının en sık görülen formu olarak, bu oranların yaklaşık %75-80’ini Parkinson hastalığı olguları oluşturmaktadır. Eskişehir’de yapılan bir çalışmada Türkiye için prevalans değeri 111/100.000 olarak bildirilmiştir. Avrupa’da 5 ayrı ülkede yapılan ortak bir çalışmada (Europarkinson Collaborative Study) 65 yaş üzerinde total parkinsonizm prevalansı 2.3/100 ve Parkinson hastalığı prevalansı 1.6/100 olarak bulunmuştur. Hastalığın prevelans değerleri değişkenlik göstermektedir ve yapılan bir çalışmada 80,6-187/100.000 olarak bildirilmiştir.

    Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilse de, genel olarak parkinsonizmin yıllık insidansının 4,5-21/100000 arasında değiştiği bilinmektedir.

    Dağılım ve yaşla ilgili çalışmalar, yaş faktöründen başka, artan hastalık riskini işaret eden en önemli göstergenin aile öyküsü olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, bazı ailelerde, ortak çevresel etkilenim faktörleri olduğu göz ardı edilmemelidir.

    Parkinson Hastalığının Nedenleri

    Kalıtsal yatkınlık, çevresel toksinler ve yaşlanmanın katkılarıyla büyük olasılıkla multifaktöriyel olduğu düşünülür. Beyin hücreleri rejenere olamadıklarından ve sıklıkla büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyduklarından, zarar verici ajanlara karşı çok hassastırlar. Tüm insanlarda, yaşamları boyunca dopaminerjik nöronlar yavaş bir şekilde azalma gösterir. Dopaminerjik nöronların %60-65’nin kaybı sonucu striatal dopamin seviyesinin %80-85 oranında azalmasıyla Parkinson hastalığının klinik belirtileri ortaya çıkar. 80 yaşın üzerinde %1-2 oranında Parkinson hastalığı saptanır. Bu hücrelerin ölüm oranı ve hızının bazı insanlarda artmış olmasının nedeni; genetik faktörler, viral epidemiler ve çevresel toksinlerdir. Genetik faktörler sıklıkla genç hastalarda saptanır. İki gen defekti, hastalığın ortaya çıkışıyla ilintili bulunmuştur; alfa sinonüklein ve parkin. Bununla beraber, Parkinson hastalığı sıklıkla ailesel değil sporadiktir. Diğer genetik faktörler, mitokondrial DNA defektleridir ki bunlar enerji üretiminde ve maternal geçişde bozulmalardır. Mitokondrial hasarlanma kişinin yaşamı boyunca birikir ve enerji eksikliğine yol açarak nöron ölümüne neden olur. Genetik ve biyokimyasal veriler ışığında genetik ve/veya çevresel nedenlerle hasara uğrayan ubiquitin-proteozom sisteminin, Parkinson hastalığının patogenezinden sorumlu ana mekanizma olduğu düşünülmektedir. Ubikütin/proteozom sistemi, hücredeki protein yıkımı faaliyetinin önemli bir kısmından sorumludur. Bu sistemin herhangi bir şekilde sekteye uğraması hücrede stres yaratmakta, bu da bir takım patolojik olayları tetiklemektedir.

    Parkinson Hastalığının Tedavisi

    1. Medikal Tedavi

    Parkinson hastalığının altında yatan nöronal dejenerasyonu durduran veya geri döndüren güncel bir tedavi yoktur. Ancak semptomlarda iyileşme sağlayabilecek tedavi yöntemleri bulunmaktadır.

    Parkinson hastalığında tedavinin amaçları; motor belirtilerin semptomatik tedavisi, motor komplikasyonlardan kaçınma, motor komplikasyonların semptomatik tedavisi, non-motor belirtilerin semptomatik tedavisi, hastalık moidifikasyonu (nöroproteksiyon) dur.

    Parkinson hastalığında tedaviye erken başlamak progresyonu yavaşlatır. Parkinson hastalığının presemptomatik evresi 4,5-6 yıldır. İnsanda striatal DA seviyesi %20-30 seviyelerine inince Parkinson hastalığı belirtileri ortaya çıkar. Presemptomatik evrenin uzunluğu bazal gangliyon devrelerinin azalan DA seviyelerini işlevsel olarak telafi etme yetisi ile ilişkilidir. Preklinik ve erken klinik evrelerde dopaminerjik hücre kaybı çok hızlıdır. Erken evre tedavi hastalık sürecini etkileme bakımından önemlidir.

    Levodopa, Parkinson hastalığı için esas ilaç tedavisidir ancak uzun süreli kullanımları motor komplikasyonlar ve ilaca bağlı diskineziler nedeniyle sınırlıdır. Levodopa, bradikinezi ve rijiditeye kısmen etkilidir fakat postüral instabilite, yürüme bozuklukları, konuşmaya etkisi sınırlıdır. Tek başına alındığında periferdeki dekarboksilaz enzimiyle hızla katabolize edilerek kan-beyin bariyerini aşamayan dopamine dönüştürülür. Bu nedenle daima bir periferik dekarboksilaz inhibitörüyle birlikte verilir, bu hem bulantıyı önler hem de Ldopanın periferde metabolize edilmesini kısıtlayarak, bir bölümünün kan-beyin bariyerini geçebilmesini sağlar. Beyinde substantia nigra nöronları içinde depolanmış dekarboksilaz tarafından dopamine dönüştürülür.

    Dopamin agonistleri, direkt olarak dopamin reseptörlerini uyarır. Dopamin agonistleri, erken Parkinson hastalığında tek başına ve ilerlemiş olgularda L-dopa ile birlikte, onun dozunu azaltma amacıyla kullanılırlar. Etkinliklerinin L-dopadan düşük olması dezavantajı karşılığında, daha az motor komplikasyon avantajı vardır. Bulantı, kusma, ortostatik hipotansiyon ve psikiyatrik semptomlara yol açabilirler.

    Monoamin oksidaz-B inhibitörleri dopamin katabolizmasını inhibe ederler. Nöroprotektif etkileri üzerinde de durulmaktadır. 18 haftalık randomize çift kör bir çalışmada Parkinson hastalığı ve motor dalgalanmaları olan 687 hastada L-dopaya ek olarak rasajilin, entakapon ve plasebo kullanılmış. Bu çalışma sonucunda rasajilin ve entakaponun ‘off’ dönemini (Parkinsonizm semptomlarının belirginleştiği, ilaç etkinliğinin azaldığı dönem) kısalttığı ve günlük ortalama levodopa dozunu azalttığı gözlemlenmiştir.

    Dopamin katabolizmasında etkin bir enzim olan katekol-O-metil transferazı inhibe eden ilaçlar (Entakapon, Tolkapon) dopaminin etkinliğini arttırırlar. L-dopa ile birlikte kullanılırlar. Tolkapon kullanımı nadiren fatal hepatotoksisiteye neden olabildiğinden karaciğer işlevlerini takip etmeyi gerektirir. Ayrıca entakapon/karbidopa/levodopa kombinasyonu olan tabletler de kullanıma geçmiştir.

    Amantadin aslında antiviral bir ajan olan ve aynı zamanda Parkinson hastalığında kullanılan bir ilaçtır. Etki mekanizması açık değildir. Dopamin salınımını arttırdığı, yıkımını azalttığı ve dopamin reseptörlerini uyardığı düşünülmektedir.

    Hastalıkta motor olmayan belirtilere yönelik çeşitli ilaçlar kullanmak gerekebilir. Ortostatik belirtilere karşı su ve tuz alımı arttırılır, mitodrin veya fludrokortizon gibi ilaçlar kullanılabilir. Hastanın başı yükseltilmelidir. Hasta kalkarken yavaş-yavaş kalkmalıdır. Parkinson hastalığında kabızlık sık görülen bir nörojenik bağırsak bozukluğudur. Kabızlığın tedavisi için fiziksel aktivite arttırılmalı, antikolinerjikler kesilmelidir. Bol sıvı alımı, lif içeriği zengin gıdalar, gayta yumuşatıcılar önerilir, gerekirse mekanik veya kimyasal rektal uyaranlar kullanılır. Mesanenin hiperrefleks belirtilerine karşı antikolinerjik veya αadrenerjik blokörler kullanılabilir.

    2. Cerrahi Tedavi

    Parkinson hastalığında cerrahi endikasyon genellikle demansı olmayan, tıbbi tedaviye yanıt veren ama tolere edilemeyen yan etkiler görülen hastalarda konur. Hastaların tanıları idiyopatik Parkinson hastalığı olmalı ve “on” dönemleri (Parkinsonizm semptomlarının azaldığı, ilaçların etkin olduğu dönem) olmalıdır. Cerrahi seçenekler ablatif işlemler, derin beyin stimülasyonu (DBS) ve implantlardır.

    Ablatif yaklaşımda, işlevleri anormalleşmiş bir yapıya (globus pallidus veya talamus) müdahale edilir. Pallidotomi, L-dopaya yanıt veren hastalarda, ilaca bağlı diskinezileri ve distonileri azaltabilir. Unilateral uygulandığında karşı taraftaki semptomları hafifletir. Tek taraflı talamotomi, karşı taraftaki ilaçla önü alınamayan tremoru giderir, rijidite ve diskinezilere de faydalı olabilir ancak bradikinezi, yürüme, konuşma ve postür sorunları gibi parkinsonizm semptomlarına yararı olmaz, hatta bunları daha da kötüleştirebilir. Bilateral uygulandığında komplikasyonları daha fazladır.

    DBS’de, işlevlerini uyarmak amacıyla globus pallidusa, talamusa veya subtalamik çekirdeğe bir elektrod yerleştirilir. Tremoru baskılamada, talamik stimülasyon ile talamotominin etkinlikleri birbirine eşittir ancak talamik uyarımın yan etkilerinin daha az olduğu bildirilmektedir. Motor dalgalanmaları ve diskinezileri olan hastalara globus pallidus stimülasyonu yarar sağlamaktadır. Subtalamik çekirdek uyarımı, tremoru, akinezisi, postüral instabilitesi ve yürüme bozukluğu olan hastada yarar sağlayabilir.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap