Padişahlara Yıllarca Ev Sahipliği Yapan Topkapı Sarayı'nın Tarihi
Seyahat

Padişahlara Yıllarca Ev Sahipliği Yapan Topkapı Sarayı'nın Tarihi

09 Şubat 2021 12:41
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Topkapı Sarayı padişahlara yıllarca ev sahipliği yapan Osmanlı'nın en gözde saraylarından biridir. Biz de sizler için Topkapı Sarayı'nın tarihini araştırdık ve geniş bilgilere yer verdik. İyi okumalar dileriz.

    Topkapı Sarayı'nın Tarihi 

    Fatih Sultan Mehmed, halkın “zeytunluk” dediği kısmen konut alanı olarak kullanılmaya başlanan 592.600 metrekarelik araziye taht merkezini taşımak için yeni bir saray yaptırma kararı aldığı nakledilmektedir. Bu mevki bir zamanlar “Bağçeler Burnu” denilen İstanbul’un en doğu burnunu işgal etmektedir. Sarayın bulunduğu mevkide Bizans zamanında “yüksek belde” manasına gelen Akropol bulunuyordu.

    15. yüzyılda yaşayan Angiolello’nun naklettiğine göre, etrafı duvarlarla çevrili, üç büyük avlusu olan Yeni Saray yapıldıktan sonra Fatih ve erkanı orada yaşamaya başlamıştı, Eski Saray’da ise cariyeler ve hizmetli kadınlar kalmaya devam ediyordu. 1537’de Matrakçı Nasuh İstanbul minyatüründe, Birinci Avlu’dan Dördüncü Avlu’ya kadar tüm sarayı resmetmiş, her avluyu farklı bir renkte vurgulamıştır. Birinci avlunun rengi toprak rengi, İkinci Avluda yeşillikler, ağaçlar ve Üçüncü Avlu’da su ögesi ardından deniz surlarına kadar yeşil bahçe içerisinde ağaçlar görülmektedir.

    1479’da yapılmış kayıp bir çizimden kopya eden Giovanni Andrea Vavassore’un 1520 tarihli eseri ve sonrasında çizilmiş olan benzerlerinde Topkapı Sarayı, art arda gelen sur duvarının çevrelediği teraslar üzerinde yükselen yapılar topluluğu olarak gösterilmiştir. Bu çalışma kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda, bu çizimlerin tam olarak gerçeği yansıtmadığı kanaatine varılmıştır.

    Necipoğlu, Bitlisi’nin 16. Yüzyıl başlarında, II. Mehmed’in arazinin temellerinin düzeltilmesini, tepeden denize inen dik yamaçta eski akropolün istinat duvarlarını içine alarak bir dizi teras yapılmasını emrettiğini ve bu katlı terasların Vavassore ve Wilhelm Dilich'in yayınladığı İstanbul haritalarında görüldüğünü söylemektedir. Dilich’in de İstanbul’a hiç gelmediğini ve Lorichs’in kayıp çizimine dayanarak yapmış olabileceğini belirtmektedir.

    Fakat Lorichs’in 1559’daki çizimine bakacak olursak, avlular yatay doğrultuda düz bir şekilde ilerlerken denize doğru doğal bir topoğrafya ile eğimin başladığı görülmektedir. Dilich’in 1606’daki iki çiziminde de bu doğal eğim ve aynı yıl yayınladığı diğer çiziminde duvarlar ile oluşturulan teraslar dikkat çekmektedir.

    Bu Araştırma kapsamında, gerçeği çok yansıtmadığı kanaatinde olunan Vavassore’un çiziminde şunlar dikkat çekmektedir: Merkezde olan bir anıtsal yapı ve etrafındaki yapılar topluluğunu saran sur duvarlarının çevrelediği teraslar ile aşağı deniz surlarına doğru inmektedir. Çizimin ortasında yer alan büyük yapı birebirlerinde sultanın yaşadığı yer olarak isimlendirilmiştir. Bu görüntü akla Eski Saray’daki sultanın anıtsal boyuttaki diğer yapıların önüne geçen kasrını getirmektedir. Fakat Topkapı Sarayı’nda sultan yalnız başına böyle bir anıtsal yapıda değil, içoğlanlarıyla birlikte Enderun Avlusu’nda, diğer yapılara karşı üstünlük kurmaya çalışmayan Has Oda’sında yaşadığı görülmektedir.

    1481 tarihli Buondelmonti çizimine bakacak olursak, Fatih Köşkü’nün göründüğü Üçüncü Avlu’nun altında bir sıra duvarın altından deniz surlarına kadar ağaçlar ile doğal bir örtü başlamaktadır.

    Bitlisî’nin, Fatih Sultan Mehmed dönemini (1451-1481) anlatan VII. Ketîbe’sinin çevirisinde, dönemin en maharetli mühendisleriyle görüşen Fatih Sultan Mehmed’in Yeni Sarayı için halktan satın alınan arazideki evlerin yıkılarak arazinin düzeltildiğini, çimenlik ve oturma mahallerinin yapıldığını, tepenin en yüksek noktasına sarayın konumlandığını ve bu noktadan denize kadar bahçeler, denizi gören geniş pencereli binalar ve köşklerin yapıldığını ifade etmektedir. Özellikle kat kat terasların yapıldığından bahsedilmez

    Sonuç olarak, terasların olduğunu fakat çizimlerdeki gibi birbirini saran dört tane sur duvarı gibi değil günümüzdeki gibi önce düz bir şekilde devam eden sonrasında eğimli bir şekilde inen topoğrafyaya dağılmış şekilde yapılan yer yer köşklerle teraslar gelmektedir. Vavassore’un çizimi ise yanıltmaktadır.

    Sarayın yapım tarihi ile ilgili birçok görüş bulunmaktadır. Sarayın giriş kapısı olan Bab-ı Humayunun üzerindeki Arapça kitabede, bu mübarek kalenin Fatih Sultan Mehmed’in emriyle 883 senesinin Ramazan ayında (M. Kasım/Aralık 1478) yapıldığı yazılıdır. Bitlisî, Eski Saray’da Sultanın yaklaşık 25 sene boyunca ikametgâh ettiğini ve 1479/80’de şehir merkezinden ve kalabalıktan uzak bir noktaya, yeni bir saray yaptırma kararı aldığını söylemektedir. 15. yüzyılda Tursun Bey de, Eski Sarayın konumunun şehrin ortasında olduğu gerekçesiyle II. Mehmed’in sarayında iki yıl kadar ikamet ettiğini ve yeni saray yaptırma kararı aldığını, sarayın yapımı için, Arap, Acem, Rum ve Osmanlı ülkelerinden mimar ve mühendislerin gelip, 8 yılda sarayın inşasının tamamlandığını ve Fatih’in 1461’de yeni sarayında ikamet etmeye başladığını ifade etmektedir. Tursun Bey’in çağdaşı tarihçi Kritovoulos ise 1459 tarihini vermektedir. 17. yüzyılda Evliya Çelebi de Bab-ı Hümayun'un üzerindeki bir kitabede aynı tarihi okuduğunu söyler. Kritovulos ve Evliya Çelebi’den dayanarak Necipoğlu, Topkapı Sarayı'nın yapılış tarihçesi iki ana evreye bölmüştür: 1459 ile 1468 arasında bir asmabahçeye bakan İkinci ve Üçüncü avlulardan ibaret olan ana bölüm yapıldıktan sonra 1478'de Kal'atü's-Sultaniyye duvarları ile çevrilmiş olan dış bahçe köşkleri eklenmiştir.39 Metin And da bu görüşe katılmaktadır. Tahsin Öz sarayın yapım tarihlerini 1472-78 arasında, Uzunçarşılı ise 1465-1478 arasında sınırlandırmaktadır. Eyice de 1478’de Sur-i Sultanî’nin inşa edilmesiyle Topkapı Sarayı’nın sınırlarının belli olduğunu belirtmektedir.

    Kaynaklarda Fatih’in mimarları ile ilgili çok az bilgi bulunurken, anonim bir vakayinâme ve 15. yüzyıl tarihçisi Ruhî Edrenevî, külliye kalfasının Sinan Usta olduğunu söylemektedir.44 Atik Sinan veya Âzadlı Sinan adıyla bilinen sanatkârın tam adı “Sinâneddin Yûsuf b. Abdullah” olup mezar taşında yazıldığına göre 1471’de vefat etmiştir. Fâtih Sultan Mehmed dönemi mimari faaliyetlerinin başta gelen mimarı olan Sinan, Fâtih Camii ve Külliyesi’nin (1463-1470) inşaatını da tamamlamıştır. 15. yüzyıl baş mimarı olduğu ve bu önemli külliyede de görev aldığı için Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı Sarayı yapımını da ona vermesi yadırganacak bir şey olmamakla birlikte, 1471 olan vefatına kadar çalıştığı düşünülebilir. Aynı zamanda Ruhi, Topkapı Sarayı’nın köşkleri ve çevresindeki surların inşaatını 28 yıl Fatih’in yanında ve oğlu II. Bayezid’in döneminde sarayda baş mimar olarak hizmet eden Murad Kalfa’nın yönettiğini belirtmiştir.

    Yeni Saray’ın surları Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Deniz tarafındaki sur, Sirkeci iskelesi ve Sepetçiler Kasrı’ndan başlayarak Ahırkapı yakınına kadar 2.5 km. iken; kara tarafındaki sur ise Babı-ı Humayun’dan başlayarak Soğukçeşme Kapısına (Park Kapısı) kadar gelir ve Alay Köşkü’nden geçerek Sepetçiler Kasrı civarında deniz surlarıyla birleşir. Sarayın kara tarafındaki büyük kapıları, Ahır Kapıdan itibaren Otluk Kapısı, Bab-ı Humayun, Soğuk Çeşme Kapısı ve Demirkapı; deniz tarafındaki kapıları ise Sarayburnu’ndaki Topkapısı, Değirmenkapısı ve Balıkhanekapısı’ydı.

    Topkapı Sarayı’nın dahilinde Birinci Avlu; Alay Meydanı, İkinci Avlu; Divan avlusu, bu tezin konusu dahilinde olan Topkapı Sarayı’nın Üçüncü Avlusu’nda ise sultan ile birlikte diğer saraylarda eğitimini tamamlamış, buradaki enderunda eğitim gören, gelecekte önemli mevkilere gelecek olan içoğlanlarının yaşam alanı bulunuyordu. Dördüncü Avlu; sultanın vakit geçirdiği köşklerden oluşan Sofa-i Hümayun, Harem ise sultanın özel yaşam alanıydı.

    Beyazıt’taki saray, günümüzde Topkapı Sarayı olarak anılan sarayın inşa edilmesinden sonra ‘Saray-ı Atik’ yani Eski Saray adını almıştır. Topkapı Sarayı ise Sultan Abdülmecid 1856’de Dolmabahçe Sarayı’na geçinceye kadar ‘Saray-ı Cedid’ yani Yeni Saray olarak anılmıştır. Hanedan, Dolmabahçe Sarayı’na geçince yaşam alanı olmaktan çıkan saray, Eski Saray olarak anılmaya başlanmıştır.

    Dolmabahçe Sarayı yapılmadan önce Sarayburnu’nda çiçek bahçesinin altında yapılan ahşap saraya Topkapı Saray-ı Hümâyûnu denilirdi. 49 Deniz surlarına açılan kapıya yakın ve iki burç arasında olan Sahildeki Topkapı Sarayı 1817 yılında yıkılmıştır.50 Saraya 18. yüzyıldan beri “Topkapı Sarayı” adının verilmesinin sebebi, sahildeki bu Topkapı Sarayı’ndan gelmektedir.

    Toprağı verimli olan bu şehrin ve etrafındaki bütün yerleşimlerin imar ve iskânıyla ilgilenen Sultan hakkında 15. yüzyıl tarihçisi Kritovulos şunları söylemektedir:

    “Güzel, kullanışlı ve büyük hamamlar, görkemli konutlarda hanlar, her yere çarşılarla misafirhaneler ve bahçeler yaptırıyor, bol su getiriyordu. Şehrin süslenmesiyle güzelleşmesine katkıda bulunacak, sakinlerinin ihtiyaçlarına yanıt verecek ve hoş vakit geçirmelerini sağlayacak her şeyi yapıyordu.”

    Fatih Sultan Mehmed, Eski Saray’dan sonra Eski Bizans’ın denize açılan akropolünde yapılmasını istediği Yeni Saray’ın inşası için her yerden alanında en deneyimli ustalar, sanatkârlar ve zanaatkârlar getirildi ve 5.9 kilometrekarelik bir alanın etrafı duvarlarla çevrildi. Sultan, işlerin titizlikle ve acil olarak yapılmasını istediği için saray ve cami inşaatının başına en güvendiği adamlarını görevlendiriyor bir yandan da kendisi bizzat işleri yerinde denetliyordu. Bir an önce şehri eski güçlü kimliğine kavuşturmak istiyordu. Plan şeması ve esas binaların yapımı 15. yüzyıl ikinci yarısında gerçekleştirilirken Topkapı Sarayı’na bakıldığında Fatih Sultan Mehmed’in yatay doğrultuda araziyi verimli kullandığı, birbirine açılan avlular ve binalar topluluğu inşa ettiği görülmektedir.

    Harem de dahil olmak üzere tek tek yapı ve köşklerden oluşan Topkapı Sarayı’nın mekan düzeni, Türk Evi’nin belki de en eski biçimi olan bahçeli köşk biriminden oluşturmaktadır.55 Saray, kurallarına sıkı bir şekilde bağlanılan Fatih Sultan Mehmed'in oluşturduğu ve Kanuni Sultan Süleyman'ın geliştirdiği teşrifatın uygulanmaya konduğu bir mekandı. Bu düzen ve birbiri ardına uzanan avluların sultanın Arz Odası’yla son bulması, sultanın ulaşılmazlığını vurguluyor, onu diğerlerinden ayrı bir konumda tutuyordu. Buna bağlı olarak sarayda girilen ve girilemeyen mekanlar birbirinden kesin bir biçimde ayrılıyordu.

    İlk iki avlu, yönetim ve sarayın hizmet binalarını içeriyordu ve saray dışındaki işler bu avludaki hizmetliler sayesinde yürütülüyordu. Aynı zamanda burası elçileri etkilemek ve halkın da desteğini almak için hükümdarın ve devletin gücünü gösteren törenlere ev sahipliği yapıyordu. Bu tezin konu edinildiği Üçüncü Avlu’da ise sultanın özel evi ve ileride yakınında bulunacak, hadımların gözetimindeki devletin önemli yerlerine gelecek olan içoğlanlarının eğitildiği enderun okulu bulunuyordu. Enderun Avlusu, hareme ve sultanın dilediği zaman vakit geçirdiği, köşk ve bahçelere açılıyordu. Saray padişah ve ailesinin konut işlevini görmekteyken bununla birlikte padişahın emrinde çalışan hizmetliler için de bir yaşama alanıydı.

    Saray sultanların istekleri doğrultusunda bir rastlantı sonucu oluşmuş bir yapılar topluluğu değildir. Yüzyıllar boyunca yapılan yeniliklerden sonra bile temel planının ilk düşünüldüğü gibi kalması, teşrifat ve teşkilatın devamlılığını uzun süre yitirmemesi sebebiyledir.

    Topkapı Sarayı’nın farklı işlevlere ayrılmış art arda gelen avluları ve kapıları, ziyaretçiyi Padişahın huzuruna gelene kadar maddi ve manevi olarak hazırlar ve evine hemen buyur etmez. Kale gibi yapılmış içe dönük avluları olan saraya girildiğinde tanımlı kapılardan geçilir, bu sade ama gücü sembolize eden devasa kapılar ziyaretçiyi Alay Meydanı olan Birinci Avlu’ya, Divan Meydanı olan İkinci Avlu’ya ulaştırır. Üçüncü kapı olan Babüssaade’den itibarren padişah ile ailesinin ikamet ettiği, teşkilatın ve binaların niteliklerinin üst seviyelere ulaştığı Enderun Avlusu olarak da anılan Üçüncü Avlu’ya geçilir, bu avlu son olarak da sultanın bizzat kullandığı bahçe içerisinde Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç’ten manzaralar veren birbirinden bağımsız köşklerden oluşan Dördüncü Avlu’ya açılır.

     

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap