Okumaktan Keyif Alacağınız 2021 Yılında Çıkan En İyi 20 Kitap
Kişisel Gelişim

Okumaktan Keyif Alacağınız 2021 Yılında Çıkan En İyi 20 Kitap

07 Kasım 2020 19:30
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Beğenerek okuyacağınız ve bu 2021 yılında belkide başımıza gelen en güzel şey bu kitaplar diyebileceğimiz bir listeyi sizlerin beğenisine sunuyoruz. Eminiz bu kitapları okuyunca keyif alacaksınız.

    Delibo - Murat Uyurkulak

    Niye bu kadar istiyordu Delibo'yu bulmayı? Bağıran bir bitkiden hallice yaşayan bir adamla ne yapacaktı ki?

    Yusuf on sekiz yaşındayken hayatını mahvedip terk eylediği baba ocağı Bornova'ya seneler sonra geri dönmüştür. Tam da o günlerde aldığı bir haberle sarsılır: Çocukluk hatıralarının kahramanlarından, mahallenin sevgilisi ve bir nevi maskotu deli İbrahim, namı diğer Delibo, ardında iz bırakmadan bir anda sırra kadem basmıştır. Çocukluk aşkının da onun peşinde olduğunu öğrenen Yusuf'un aklı iyice karışacaktır. Zira artık ünlü bir dizi yıldızı olan ve Delibo'yu bulmak için her şeyini bırakıp Bornova sokaklarına dönen güzeller güzeli Yasemin, ondan ısrarla yardımını istemektedir...

    Tol, Har, Merhume gibi unutulmaz romanların yazarı Murat Uyurkulak Delibo'yla İzmir'in sokaklarında dolanıyor ve hem tükenmeyen bir tutkunun hem de hayli kanıksanmış ülke gerçeklerinin izini sürüyor. Bu karnavalesk aşk romanında, akıllı ve duyarlı ama bir o kadar da yaralı ve öfke dolu Yusuf'un kurtulamadığı sevdasını anlatıyor. Beraberinde de hayatlarımızın içine sinip kabuk bağlamış meseleleri eşeliyor; eşitsizliği, haksızlığı, yoksulluğu, kini ve düğüm olmuş aile ilişkilerini gözler önüne seriyor - sakınmadan, lafı uzatmadan ve her zaman olduğu gibi sözünü esirgemeden...

    Bu Bizim Havamız - Jonathan Safran Foer

    Kıyamete mahkum bir dünyada nasıl yaşanır? Çağdaş edebiyatın en özgün seslerinden Jonathan Safran Foer, Bu Bizim Havamız’da gezegenimizin içinde bulunduğu krizden ve onu ortadan kaldırmak için yapabileceklerimizden bahsediyor. Bu Bizim Havamız, topluca gerçekleştirebileceğimiz bireysel bir eylem planına odaklanıyor ve bizi, çok geç olmadan, yaşadığımız yaralı dünyayı iyileştirmeye çağırıyor. Giderek ısınan gezegenin saçtığı tehditleri insan faaliyetlerinin yol açtığı onulmaz hasarın ışığında ele alan yazar, hakikatin öyküsünü kendi öyküleriyle, kendi iç hesaplaşmasıyla birleştiriyor.

    Gelecekten bugüne uzanıp kendimize bir mesaj iletebilsek, uzaya gidip dünyaya bir de oradan bakabilsek, sevdiklerimizi ne zaman ve nasıl kaybedeceğimizi bilebilsek bugün neler yapar, nasıl yaşardık?

    Bu Bizim Havamız, her şeye rağmen “daha yaşamak isteyen” insanlar için bir el kitabı.

    Bunu Herkes Bilir - Emrah Safa Gürkan

    Elinizdeki kitap size tarihin şifrelerini, El Dorado’nun yerini, Karındeşen Jack’in kim olduğunu ya da simya taşının hikmetini öğretmeyecek. Karşınıza pavyonlarda sürten altıncı Dalai Lama, genç kalmak için altın içen Diane de Poitiers, teslim ol çağrısına orta parmaklarını işaret ve yüzük parmaklarının arasına sokup sallamak suretiyle cevap veren Venedik garnizonu, erkek kılığına girip tüm Siena’yı elden geçiren çapkın travesti Caterina Vizzani, bir köşede hacetini gideren Evliya’nın üstüne düşüp onu “boklu gazi” yapan düşman da çıkmayacak.

    Bu, kahramanlarla hainlerin, tarihin akışını değiştiren vizyonerlerle fırsatları tepen basiretsiz liderlerin kitabı değil. Küçük Buzul Çağı, Fiyat ve Sanayi devrimleri, Aydınlanma, Atlantik Üçgeni, Büyük Kırılma, Hümanizma, muhayyel cemaatler, Protestan Etiği gibi birçok kavramın havada uçuştuğu sayfalarımızda kopuşları değil, devamlılıkları göreceksiniz. Tarihi bir anda değiştiren olayların aslında semptomlarını kaplumbağa hızıyla gösteren süreçlerin birer sonucu olduğunu fark edeceksiniz.

    Herkesin hafife aldığı şu grotesk tarih kortejinin birbirinden ilginç kahramanlarının yaratacağı hafif bir tebessümden ve sıra dışı anekdotların verdiği şaşkınlıktan daha fazlasını hedefliyoruz: Okuyucunun geçmişini ve bugününü daha iyi kavrayıp geleceğini daha iyi planlamasını sağlamak ve ona entelektüel bir derinlik kazandırarak daha kaliteli bir yaşam sürmesine yardımcı olmak.

    Emrah Safa Gürkan’ın mizahla zekâyı buluşturduğu Bunu Herkes Bilir, hangi yaşta olursa olsun kendini geliştirmek için öğrenmeye zaman ayıranların zevkle okuyacağı bir başucu eseri…

    Olmasa da Olur - Aslı T. Kızmaz

    Biz kadınlar bazen en başından olmayanı oldurmaya çalışıyoruz. Böyle kodlanıyoruz. El attığımız her şeyi düzelteceğimize o kadar inanıyoruz ki ‘onu da’ düzelteceğimize emin oluyoruz. Ama eşek kadar adamlar değişmiyor, olmayandan da olmuyor. Ve evet ne yazık ki bizim bunu anlamamız için iyice sarsılmamız gerekiyor. Farkındayım çok zor; üzücü, gurur kırıcı, yorucu sıfırlanmak… Ama emin olun şahane yanları da var…”

    Aslı T. Kızmaz ikinci  romanında kendi ayakları üzerinde duran, hiç olmazsa buna çabalayan, sonunda “olmasa da olur” diyen delidolu bir kadının ayrıksı hikâyesine odaklanıyor.

    Olmasa da Olur, Benden Ne Olur’un devamı olan eğlenceli, şen şakrak üslubuyla, roman kahramanının zihninde yarattığı hayali insanlarla, süratli ve nefis bir hikâye…

    Arzu Profesörü - Philip Roth

    “Herkesi öldüremezlerdi tabii,” diyor Bay Barbatnik. “Bunu biliyordum. Geride birileri kalmalıydı; tek bir kişi bile olsa. Ben de kendime, işte bu kişi ben olacağım, dedim. Beni yolladıkları kömür madeninde onlar için çalıştım. Polonyalılarla birlikte. Gençtim, güçlüydüm. Maden benimmiş, babamdan miras kalmış gibi çalıştım. Kendime, yapmak istediğim işin bu olduğunu söylüyordum. Bu işi çocuğum için yaptığımı söylüyordum. Sırf akşama kadar dayanabileyim, sağ kalabileyim diye, her gün kendime farklı bir şey söylüyordum. Ve bu şekilde sağ kaldım. Ansızın Ruslar dört bir yandan, hızla gelmeye başlayınca, Almanlar bizi toplayıp sabahın üçünde yola düzdüler. Günlerce, günlerce, günlerce yürüdük, sonunda günleri saymayı bıraktım. Bu böylece sürüp gitti, insanlar her yanda yere yığıldı; kendime yine, eğer tek bir kişi sağ kalacaksa, bu ben olacağım dedim. Ama artık bir şekilde anlamıştım: Gittiğimiz hedefe varsam bile, oraya vardığımızda, konvoydan geriye kalanları vuracaklarını anlamıştım. Bunun üzerine, Tanrı bilir nereye doğru, bir an durup dinlenmeksizin, haftalardır, haftalardır süren yürüyüşten kaçtım. Ormanda saklandım, geceleri ortaya çıktım, Alman çiftçiler beni doyurdu. Evet, doğru söylüyorum,” diyor, mum ışığında neredeyse bir kürek kadar geniş, bir kol demiri kadar da ağır görünen, iri eline bakarak; o elin içinde Claire’in kemikleri ve boğumları narin, ince, düzgün parmakları var. “Almanlar tek tek fena insanlar değiller. Ama üç Almanı bir odaya koydun mu, bu canım dünyaya veda edebilirsin.”

    Dune Sapkınları - Frank Herbert

    İlk defa 1983 yılında yayınlanan Dune Sapkınları bu yıl yeni çevirisi ve baskısı ile 2021'i şenlendirdi. 

    Frank Herbert, deneylerden çok deneysel yaklaşımların had safhaya ulaştığı, tür içerisindeki “iyi edebiyat iyi edebiyattır”cıları bir araya getiren yeni dalga bilimkurgu akımının en önemli temsilcilerinden. Türün tüm olanaklarını, suyunu çıkarana kadar kullandığı Dune serisinin beşinci kitabı Dune Sapkınları, inanç ve inançsızlık arasındaki çizgiyi soluklaştıran, epik serinin sonuna bir kala taşları yerinden oynatan bir eser.

    Tanrı İmparator II. Leto’nun üç bin beş yüz yıla yakın süren hükümdarlığının son bulmasının üstünden bin beş yüz yıl geçti. Altın Yol için yaptığı bu fedakârlıktan sonra insanlar II. Leto’nun “gerçekten de” ölüp ölmediğinden hâlâ emin değillerdi ve İmparatorluk harap olsa da Altın Yol’u sıkı sıkıya takip etmeye devam edeceklerdi.

    Dağılış sonucu milyonlarca insan parçalanan medeniyeti terk ederek uzayın bilinmeyen köşelerine dağılmışlardı. Artık Rakis denen Arrakis yine çölleşmişti ve kum solucanları ölmekteydi. Bu sırada, Kayıp Olanlar gücü ellerine geçirmek için geri dönmüştü. Hizipler, İmparatorluk’tan arta kalanın kontrolünü ele geçirmek için yarışırken Rakis’te Sheeana adında bir kız tüm dikkatleri üstüne çekmişti çünkü son Tanrı İmparator’un bahsettiği kehaneti gerçekleştirebiliyordu: Kum solucanlarını kontrol etmek.

    Tüm bunlar olurken Bene Geseritler’in önünde iki seçenek vardı: Ya gizli manipülatörler olarak, hayatta kalmaya çabalayan insanlığın aynı yolda ilerlemesini yönlendirmeye devam edip gerilimi azaltacak ya da Altın Yol’u kabul edip insanlığı yok olma tehlikesinden uzak yeni bir geleceğe götüreceklerdi.

    Yetişkin Olmak - Lara E. Fielding

    Yetişkin olmak kolay değil. Üniversiteden mezun olmuş, hayata atılmış, anne baba olmuş, maddi olanaklara kavuşmuş olabilirsiniz ama yetişkin olmak bunlardan biraz daha fazlası. Duygu ve düşünce dünyanızda tam bir yetişkin gibi davrandığınıza emin misiniz?

    Hepimizde kendimize tuzaklar kurmamıza yol açan psikolojik örüntüler var. Bunları çözümlemeye, hoşlanmadığımız bu duygu ve davranış kalıplarından kurtulmaya ne dersiniz?

    Yetişkin Olmak'la kendinizi çözümleyip duygu ve davranışlarınızı açıkça görmek gibi cesaret gerektiren bir işe girişeceksiniz. Stres ve duygularla ilgili sorunları çözmeyi amaçlayan farkındalığa dayalı bilişsel davranış terapileriyle tanışacaksınız.

    Duyguları farkındalıkla yönetme konusundaki araştırmalarına yıllarını veren uzman psikolog Lara E. Fielding, Yetişkin Olmak'ta kendinizi tanımanızı, duygu ve davranışlarınızın direksiyonuna geçmenizi sağlayacak aşamalı becerileri kullanmanızı sağlıyor.

    Toprak - Robert Seethaler

    Bir hayattan geriye ne kalır? Belli bir duyguya ait bir hikâye mi, bir anı mı? Ölüler hayatlarına geri dönebilseler ne söylerlerdi?

    Biri kocasının bir ömür boyu elini tuttuğunu hatırladı. Biri doğdu, kumar oynadı ve öldü. Başka birinin hayatında çok insan oldu, ama sadece birini sevdi. Her şey bittiğinde de pişmanlıklar ve çelişkiler içinde olan ölüler; aşklarını, ailelerini, kırgınlıklarını, yalnızlıklarını, doğrularını ve yanlışlarını anlatıyor bu romanda.
    Robert Seethaler Toprak’ta ölümün insan hayatındaki yerini, öteki dünyadan bir insanın yaşayanlara neler anlatacağını, hayatına dair neleri anlatmayı seçeceğini, bir olayın farklı kişilerce nasıl yorumlanacağını etkileyici bir kurguyla gözler önüne seriyor.

    İFA: İnsanın Fabrika Ayarları 2. Kitap-İlişkiler ve Stres - Sinan Canan

    Hepimiz “daha doğru yaşamaya” çalışıyoruz. Sürekli öğrenme peşindeyiz ama gittikçe genişleyen bilgi havuzundan çoğu zaman doğruları seçemiyoruz. Uzmanlar da sıklıkla görüş ayrılığına düşüyorlar. Konu “insan” iken, bilim de bu kadar açık ve net bir araçken bu kadar anlaşmazlık nereden geliyor?

    Elinizdeki kitap, bir üçlemenin ikinci kitabıdır. İnsanın Fabrika Ayarları serisi bir bütün olarak insanlığın gereklerini İFA edebilmek için, bilimsel gerçeklere farklı bir çerçeve öneriyor. İnsanın Fabrika Ayarları, kendinizi başka bir bakış açısından bir kez daha anlamaya davet ediyor.

    • İnsan neden bu kadar çıplak ve aciz?

    • Bedensel ihtiyaçları karşılanan insan neden mutlu olamıyor?

    • Yüz yıl önceki insanların bilmediği bunca yeni “ölüm nedeni” nereden çıktı?

    • Neden hareketsiz kalınca hastalanıyoruz?

    • Fazla yemek bize neden iyi gelmiyor?

    • Yalnız kalınca neden erken ölüyoruz?

    • Bedenin stres tepkileri, tüm hayvanların hayatta kalmasına yardımcı olurken, bizi neden bu kadar yoruyor hatta hasta edip öldürebiliyor?

    • Sınırlarını aşamayan, zihnini ve bedenini zorlamayan insanlar neden bunalıma giriyor?

    • Yaratılışımıza uygun bir yaşam kurmak ve bunu sürekli hale getirmek bu kadar zor mu?

    Bu kitap, bu ve benzeri soruların cevaplarını vermekten ziyade kendiniz için en doğru cevapları bizzat sizin bulabilmeniz için yazıldı. Bundan sonrası ise size kalıyor.

    Anlaşıldı Tamam - Roald Dahl

    Sıra dışının krallığına hoş geldiniz!

    Casus, savaş pilotu, çikolata tarihçisi ve tıbbi buluşlar yapan bir mucit. Roald Dahl, yazdığı kitaplar kadar renkli bir yazar. Charlie’nin Çikolata Fabrikası ve diğer çocuk kitaplarıyla tanınan Dahl’ın yetişkinlere anlattığı hikâyeler de bir o kadar sihirli.

    Düşen uçaklar, silah arkadaşlarının yolunu gözleyen askerler, savaşın akıl almaz cinnet hali... İkinci Dünya Savaşı’nda pilot olarak görev yapan Dahl, Anlaşıldı, Tamam’da savaş pilotlarının tuhaf hayatlarını ve deneyimlerini, havada her an ölümle burun buruna nasıl yaşadıklarını dehşetli ve karanlık, heyecan ve mizah dolu öykülerde resmediyor.

    Anlaşıldı, Tamam, dünyayı kuşbakışı seyreden deneyimli bir pilotun gözünden, insanların içindeki iyiliğin ve kötülüğün savaşta ne şekillerde ortaya çıktığına dair sürükleyici ve çarpıcı bir derleme. Kemerlerinizi bağlayın!

    Son Av - Jean-Christophe Grange

    Kara orman’da son av başladı… ardında hiçbir iz bırakmayan avcı kim?

    Komiser Niémans, yardımcısı Ivana Bogdović’le Alsace bölgesinde işlenen vahşi bir cinayeti çözmeye gider. Kendi karanlık geçmişlerini de yanlarında götüren iki polis, Kara Orman’da saklanan bir sırrın peşine düşerler. Kızıl Nehirler’in başkahramanı Niémans’ın dönüşünü müjdeleyen Son Av, kökeni Nazi Almanyası’na kadar giden sürprizlerle dolu bir gerilim…

    Kişisel Gelişim Çılgınlığında Kendiniz Kalabilmek - Svend Brinkmann

    Modern hayatın temposu her geçen gün hızlanıyor. Bu değişime ayak uydurabilmek için bizim de sürekli olarak hareket halinde olmamız ve peşi sıra gelen yeniliklere uyum göstermemiz bekleniyor. Fakat bu bitimsiz devingenliğin stres, yorgunluk, depresyon gibi ağır bedelleri var. Gerçekten
    çağın hızına ayak uydurmaktan başka seçeneğimiz yok mu? İçinde yaşadığımız hız kültürü, bir yandan zamanı akışkan hale getirirken diğer yandan sosyal sınırları siliyor ve sabit tanımların yerine esnek ve değişebilir değerler koyuyor. Bireyi yolundan şaşırtan, şüpheye sürükleyen,
    yalnızlaştıran bir süreç bu aynı zamanda. Kendimizi bu yıpratıcı süreçten korumak için ne yapmalıyız? Aradığımız bütün yanıtlar içimizde midir? Kendini gerçekleştirmek ne demektir? Birey kendi kaderinden sorumlu mudur? Anlamlı bir varoluş kurmak nasıl mümkün olabilir? Başkalarıyla
    etkileşimimiz kişisel mutluluğumuzun neresinde durur? Benliğin ve kişisel bütünlüğün kişinin iç huzurundaki rolü nedir? Neden bu kadar çok kişisel gelişim kitabı yazılıyor ve yayımlanıyor? Edebiyat kendimizi ve hayatı anlama çabamızda bize nasıl yardımcı olabilir? Danimarkalı psikolog ve felsefeci Svend Brinkmann yayımlandığı ilk günden itibaren büyük ilgi gören ve pek çok ülkede çoksatanlar listesinin üst sıralarına yerleşen bu kitabında, kişisel gelişim çılgınlığına direnmenin
    gerekliliğini hatırlatıyor. Yazar her şeyi mümkün gibi gösteren içe dönme, pozitif düşünme, kendini yeniden yaratma gibi moda trendlere odaklanmak yerine, kendimiz olarak kalarak belli bir yön ve amaç doğrultusunda ömür sürmenin önemine vurgu yapıyor.

    Ruh Eşin Nerede? - Can Aydoğmuş

    Dünyada her nerede olursan ol, seninle buluşmak istiyorum…

    Bu yaşamda ömrümüzün yettiği kadar beraber olmak üzere seni çağırıyorum…

    Sizi her anlamda mutlu edecek ve tamamlayacak insanı… Ruh eşinizi hayatınıza çekmeye hazır mısınız?

    Sürekli aynı yanlışlara düşmekten, yanlış insanları hayatınıza çekmekten bıktınız mı?

    Eşinizle veya sevgilinizle daha mutlu olmak, aşk ilişkinizle ilgili farkındalığınızı artırmak, tekrar ettiğiniz hataların ardında yatan sebepleri öğrenip çözmek mi istiyorsunuz?

    Ruh Eşin Nerede? sayesinde bütün bunlar için uygulamanız gereken ritüelleri ve teknikleri keşfedebileceksiniz.

    Dahası, nihayet farkındalığa ulaşıp ruh eşinize kavuştuktan sonra özgürleşecek ve aydınlanma yolunda ilerleyerek hayatınızda mucizelere tanık olacaksınız!

    Olandan Olasıya - Rob Hopkins

    Bugün dünyanın odağında geleceğe dair endişe var. Yalnızlık, anksiyete ve depresyon ciddi bir ruh sağlığı krizinin habercisi. Felaketler, iklim değişikliği, biyo-çeşitlilik kaybı, gıda sorunu her geçen gün daha kronik bir hal alıyor. Ekosistemlerin ve toplumların yaralarının sarılması, iletişim kurulması ve çözüm üretilmesi gerekiyor. Değişim gücüne sahibiz, ancak başarısız oluyoruz çünkü en kritik aracımızın kaybolmasına izin verdik: Hayal gücü.

    Rob Hopkins’e göre, şeylerin hayal gücüyle dönüşebileceğine ve kültürlerin hızlı, dramatik ve beklenmedik bir şekilde daha iyiye değişebileceğine dair çok sayıda kanıt var. Daha iyi bir yaşamı ve olumlu bir geleceği hayal etmek, sonrasında bunu gerçeğe dönüştürmenin anahtarı. Bu tutkulu keşifte Hopkins, hayal gücünün neden azaldığına, onu canlandırmak için ne yapmamız gerektiğine dair soruların cevaplarını arıyor. Çünkü bunu yaptıktan sonra, insanlık ve dünya adına başarabileceğimiz şeyin sonu yok.

    Ben Buldum - Süleyman Bulut

    100 Buluş, 100 Öykü!

    Arşimet’in, suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda, hamamdan fırlayıp, “Evreka! Evreka!” diye kendini sokağa atmasının öyküsünü duymayan yoktur. Böyle “Evreka!” anları pek çok buluşta yaşanmıştır aslında.

    Telefonun bulunuş öyküsü sözgelimi; çoğumuz biliriz, ama cep telefonunun bulunuş öyküsünü hiç duyduk mu acaba?  Buna bilgisayarın, internetin, e-postanın, Facebook’un, WhatsApp’ın bulunuş öykülerini de ekleyebiliriz; elektriğin, oksijenin, DNA’nın, aspirinin, röntgenin bulunuş öykülerini de… Dünya’mızın yuvarlak olduğunu, döndüğünü ilk kim, nasıl buldu? Yaşını kim, çevresini kim hesapladı? Yine Dünya’mızın ilk oluşumu, yani doğuşu nasıl oldu? Ya küresel ısınmanın, sera gazlarının, ilk hava tahmininin öyküleri?..

    Gündelik hayatımızı kolaylaştıran buluşlardan sonra buzdolabının, klimanın, tükenmezkalemin, blucinin, trafik ışıklarının, kedi kumunun “Ben Buldum!” anları nasıldı? Birbirinden ilginç araştırma ve derlemelerinden tanıdığımız Süleyman Bulut, merak radarlarını bu kez bilim ve buluşlar tarihine çevirdi…  Pek çoğunu ilk kez okuyacağınız 100 buluşun 100 kısa öyküsü Ben Buldum!’da.

    Babamı Kim Öldürdü - Edouard Louis

    Birtakım iç hesaplaşmalar içindeki yazar uzun zaman sonra çocukluğunun geçtiği, küçük, çirkin bir Fransız kentinde yaşayan babasını ziyarete gider. Karşısında bulduğuysa, erkeklerin duygularını bastırması ve sert olması gerektiğini savunan, bugün "toksik erkeklik" denen kültürün içine doğmuş, kendisine rol model olan birçok erkek gibi erkenden okulu bırakıp işçiliği değişmez bir kader gibi sırtlanarak fabrikalarda çalışıp ellisinde yatağa mahkûm olmuş, zavallı bir adamdır.

    Fransa'nın en etkili yazarlarından biri kabul edilen Édouard Louis bu kısa ve çarpıcı metinde mevcut düzenin grotesk gerçekliğini vurgularken, milyonlarca insanın hayatını etkileyip yöneten siyaset denen şeyin, siyasetçiler için aslında bir salon oyunundan başka bir şey olmadığını anlatıyor.

    "Louis'nin bir yazar olarak en güçlü yanı, olguları kimi zaman takıntı noktasına varacak kadar tutkulu bir şekilde hissetmesi ve hislerini nötrlemek yerine onları araştırmaya açık, felsefi bir zihinle analiz etmesidir."

    Bir Başyapıtın Öyküsü - Henry James

    19. yüzyıl Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından Henry James, uzun yıllar Avrupa’nın çeşitli kentlerinde yaşamış, sonra İngiliz uyruğuna geçmiş olmasına karşın, çocukluk ve ilk gençlik çağlarının geçtiği New York kentini her zaman belleğinde ve yapıtlarında yaşatmıştır. Bir Başyapıtın Öyküsü adı altında sunduğumuz dört öyküsü de, James’in hiç dinmeyen New York tutkusuyla doludur.

    New York, Henry James’in bambaşka duygularla dile getirdiği bir kenttir. Bu duyguların en baskını da öfkedir. Çocukluğunu geçirdiği kenti yok eden ve elinden alan ticaretin ve maddeci yaşam tarzının gelişimine duyulan öfke. Yalnızca güzelliklerin ve anılarda yaşayan bildik dünyanın yok edilmesine değil, aynı zamanda bir yaşam tarzının altüst edilmesine duyulan öfke.

    Kız, Kadın, Öteki - Bernardine Evaristo

    Bildiğimiz dünyanın bilmediğimiz tarihi.

    Çoğunluğu siyah kadınlardan oluşan on iki karakterin, aşk, erkekler, kadınlar, feminizm, cinsiyet, göçmenlik, ırk ayrımı, sınıf, kültürel çatışma, çok kültürlülük etrafında şekillenen ve kuşaklar boyunca birbirine bağlanan hikâyeleri. Lezbiyen tiyatrocu Amma, Barbados’tan İngiltere’ye göç eden “mutsuz gelin” Winsome, ne kadın-ne erkek Morgan, kendisini Siyahların eğitimine adamış idealist Shirley…

    Evaristo, topraklarında güneş batmayan ülkenin tarihine siyah, kadın, yoksul, trans evreninden bakarken, hiç terk etmediği ironik diliyle Londra sokaklarını şenlendiren kimlikler karnavalını bütün coşkusu, neşesi, kakofonisi ve absürtlüğüyle yansıtıyor. Karnaval bitip sokaklar boşalınca Evaristo’nun bizim için havaya asılı bıraktığı soru kalıyor geriye: Olduğunu sandığı şey midir insan?

    2019’da Booker Ödülü’nü kucaklayan Evaristo’dan, çağdaş dünyayı olağanüstü bir üslupla anlatan şenlikli bir roman.

    Dans Dans Dans - Haruki Murakami

    Bu dünya sandığımızdan daha kırılgan ve tekinsiz bir yer...

    Adını bilmiyordum. Onunla aylarca birlikte yaşadığım halde. Aslında onunla ilgili gerçekte tek bir şey bile bilmiyordum. Pahalı bir telekız servisinde çalıştığı dışında. Servis, üyelik sistemiyle hizmet veriyordu; kimliği belli düzgün müşteriler dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bunun dışında başka işler de yapıyordu. Normal iş saatlerinde küçük bir yayıncıda yarı zamanlı düzeltmenlik, ayrıca yarı zamanlı kulak modelliği. 

    Özetle çok meşgul bir iş yaşamı vardı. Bir adı vardı elbette. Aslında birkaç ad kullanıyordu. Ama yine de bir adı yok gibiydi. Yağmur gibiydi, bir yerlerden çıkıp gelmiş ve sonra ortadan kaybolmuştu. Geride sadece hatırası kalmıştı.

    Haruki Murakami’nin en sevilen romanlarından biri olan Dans Dans Dans’la gizemli bir dünyanın kapılarını açıyoruz. Ortadan kaybolan çekici bir kadın... Yalnızlığını anlamlandırma çabası içindeki bir adam... Sezgileri gelişmiş sıradışı küçük bir kız...  Müzik... Ve kült Murakami romanlarından artık “tanışımız” olan Koyun Adam da bu romandaki yol arkadaşlarımız.

    Tosun Bank - İsmail Saymaz

    1980’lerden beri Türkiye’de kurulan saadet zincirlerinin son halkası, “Tosuncuk” lakaplı Mehmet Aydın’ın kurduğu Çiftlikbank oldu. İsmail Saymaz, ”Tosun Bank“ diye adlandırdığı bu saadet zincirinin yükselişini ve Aydın’ın binlerce kişinin parasını çarparak yurtdışına kaçışını anlatıyor. Gelir dağılımının bozulmasıyla birlikte, emek harcamadan servet edinme hevesiyle başı dönmüş insanların bazen ilahiler, bazen milli marşlar eşliğinde dolandırılmasının kırk yıldır süren öyküsü bu.

    “Nasıl ki Banker Yalçın, 12 Eylül’ün gardırop Atatürkçülüğünü, Titan Kenan 28 Şubat iklimini, Jet Fadıl’sa İslâmcı kıpırdanışı sermayeye çevirdiyse, imam hatip lisesinden terk olan Tosuncuk Mehmet de bu dönemin milliyetçi ve muhafazakâr kimliğine büründü. Çiftlik Bank’ı 15 Temmuz’a karşı verilen direnişle özdeşleştirmekten tutun da, Osmanlı’yı anlatan bir dizinin oyuncusunu reklam yüzü yapmaya, tesis açılışlarında Kudüs’e selam göndermekten, Aydın’ı Fatih Sultan Mehmed’e benzetmeye kadar her türden hamasete başvuruldu.

    Banka yönetim kurulu üyesinin güreşçilerden seçildiği liyakatsiz bir bürokrasinin, kamu ihaleleriyle semirtilmiş işadamlarının ve partizanlaşmış memurların elinde kalan Türkiye’nin Tosuncuk Mehmetler üretmesi kaçınılmazdır. Gelir adaletsizliği, işsizlik ve yoksulluk var oldukça bir Tosuncuk gidecek, bir başka umut taciri gelecektir.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap