Okuma Bozukluğu Olarak Bilinen Disleksi Nedir?
Sağlık

Okuma Bozukluğu Olarak Bilinen Disleksi Nedir?

07 Şubat 2021 11:29
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Disleksi bir okuma güçlüğü değil; okuma bozukluğudur. Disleksi Ne Demek? Disleksi Hastalığı Nedir? Disleksi Belirtileri Nelerdir? Disleksi Tedavisi, Disleksi Nasıl Anlaşılır? sorularının cevaplarını bu yazımızda sizler için ele aldık.

    Disleksi Nedir?

    Disleksinin sözlükteki anlamı “okuma güçlüğü veya okuma bozukluğu” olarak geçmektedir. Okuma güçlüğü özgül öğrenme güçlüğünün diğer çeşitleri ile örneğin disgrafi veya diskalkuli gibi bozukluklarla birlikte görülebileceği gibi tek başına da görülebilmektedir. Okuma, yazılı bir metindeki harflerin hecelere, hecelerin kelimelere, kelimelerin de cümlelere dönüştüğü ve bu cümleleri de anlamlaştırarak kavradığımız bir çıkarım olarak tanımlayabiliriz.

    Disleksi terimi ise; beyin ve merkezi sinir sisteminin hatalı işleyişinden dolayı harflerin, hecelerin ve kelimelerin algılanmasından kaynaklanan sorunlardır. Ve bu algısal sorunlar okuma, yazma, matematik yada aritmetik, işitsel, görsel, motor koordinasyon ve dil becerileri gibi bazı güçlüklere yol açtığı varsayılmaktadır.

    Okuma güçlüğü doğuştan olabileceği gibi beyin hasarına bağlı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Okuma güçlüğünün tespitini ilk okul düzeyinde okumayazmaya geçildiği dönemde saptamak mümkün olduğu gibi okul öncesi dönemde de saptanabilmektedir.

    Disleksi nöropsikolojik bir özgül öğrenme bozukluğudur. Boder’ a göre dislektik bireyleri 3 grupta incelenmesini varsaymaktadır.

    Dysphonetic Disleksi: Fonetik bozukluğa sahip dislektikler bu grupta ele alınmıştır. Özellikle dil ve sözlü ifade yetersizliklerinde güçlük çekerler. Buna bağlı olarak da sözcüklerin fonetik ayırımında güçlük çekerler. Ayrıca işitsel yetileri yetersiz kalmaktadır. Nörologların beynin sol temporal ve parietal lobunda bulunan Wernicke bölümünde yeralan diferansiyel beyin difonksiyonu olarak nitelendirmektedirler. Disleksisi olan kişiler kelimelerin seslerini düzgün çıkartamazlar buna bağlı olarak da okumada yavaş ve kelimeleri görmede zorluk çekerler. Kelimelerin ezberleme yoluyla öğrenirler. Harflerin kodlanarak öğrenmesinde kelimeler oluşur kelimlerin dizilişi sırasında ki farklı sesler fenomlerdir. Kelimeleri anlamlaştırmak ve bellekde kodlamak ya da dil bilbilgisi açısından beynin fonolojik bölümü tarfından fonotik bölümlere ayrılması gerekir. Dolayısıyla konuşma otomatik olarak gerçekleşmiş olur. Kelimeyi öğrenme ve algılama, harfleri kodlayıp kelimeleri oluşturduktan sonra anlamlaştırarak kelimeleri tanımamıza sağlar. Kulak enfeksiyonları bu bozukluğa sebep olabilir.

    Dyseidetic Disleksi: Zihinde canlandırma yeteneği bozukluğuna bağlı disleksi tipidir. Beynin sol lobu parietal açısal Gyrusda bulunan diferansiyel beyin fonksiyonu ile ilişkili disleksi çeşididir. Zihinde canlandırma yapamadıkları için kelimeleri düzgün çıkartamayıp düzgün okuyamazlar ve yazamazlar. Harflerin simgelerini kodlayamadıkları için görsel ve mekansal analizini kavrayıp ayırımını yapamazlar. Dolayısıyla kelimelerin harflerin sırasını karıştırırlar buna bağlı olarak da hatalı okuyup hatalı yazarlar.

    Dysphoneidetic Disleksi: Karma Disleksi olarak da geçmektedir. Nörologlara göre; Disleksi A tipi eğik gyrus ve wernice bölgesinde farklı beyin fonksiyonları kombinasyonu ile ilişkili disleksi çeşididir. Bu tip disleksisi olanlar görsel – motor becerileri zayıf olmakla birlikte sık görülebilmektedir. Tedavisi en zor olan disleksi çeşididir.

    Diğer bir sınıflandırma da disleksi türlerinde ise:

    Auditory – Linguistip tür; İşitsel olarak ve özellikle sözel bölümlerde zorluk çekerler.

    Visual- spatial tür; Görsel ve mekansal algıda kayma buna bağlı zorlukları içerir. Beynin yarım küresi işlevlerine bağlı olarak bölümlendiren Baker’a göre disleksinin 2 türü mevcuttur.

    L-Tipi Disleksi; Beynin sol yarım küresine bağlı okuma bozuklukları bu tür bir disleksi çeşididir. Bu tür disleksilerde dislektikler harfleri atlayarak veya harf ekleyerek ya da harfleri değiştirerek veya ters çevirerek hatalı okuma yapabilirler.

    P-Tipi Disleksi: Beynin sağ yarım küresine bağlı algılamada bozuklukları olan dislektik türüdür. Bu tür disleksilerde genellikle okuma yavaştır ve sürekli okumalarını tekrarlarlar bazende okumayı bırakırlar eksik okuma yapabilirler.

    Disleksi olan insanlar kelimelerdeki sesleri anlamakta zorlanır ve bu da okumayı öğrenmeyi zorlaştırır. Genellikle duyduklarını anlamakta zorlanırlar. Ayrıca okurken ya da yazarken harflerin karıştırılması, örneğin “b” yerine “d” getirilmesi ya da kelimenin tamamen tersinden okunması, örneğin “ekip”in “pike”, “not”un “ton” diye okunması disleksi olan kişilerde yaygındır. Disleksi tedavisi olmayan ama yardımlarla ve çok pratik yapılmakla kısmen geliştirilebilmektedir.

    Öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan diğer problem türlerinden biri görülen çoğu çocukta, okuma güçlüğü (disleksi) de vardır. Bu oran çeşitli kriterlere göre değişir. Okuma bozukluğunun genetik temelli ve genetik risk faktörlü çoklu kromozomlar sebebi ile oluştuğu yönünde çeşitli inandırıcı deliller olsa da, fonolojik sebeplerden de kaynaklanıyor olabilir. Aynı zamanda biyolojik ve çevresel faktörler de sebep olabilir (Hale ve Fiorello, 2004). Şüphesiz okumak çok karmaşık bir süreçtir. Genellikle bunun ne kadar zor olduğu bir çocuk tarafından anlaşılmaz. Çocuklar okumayı bir metotla ya da evdeki büyükleri taklit ederek öğrenirler. Okuryazar bir toplulukta çocuklar okumayı olması gerektiğinden çok daha önce öğrenirler.

    Okumak ve ne okuduğunu anlamak iki farklı süreç gerektirir. Okuyan fakat okuduğunu anlamayan çocuklar olduğu gibi konuşma problemleri olduğundan okuyamayan ama içinden okuduğunda ne okuduğunu anlayan çocuklar da olabilir. Okumak kelimelerin şifrelerini çözmektir, çocuk okurken yazılı olan kelimeye ses tanımlayarak eşlik etmelidir. Şifre çözer gibi okumak yazının konuşmaya çevrilmesidir. Öncelikle okuduğumuzu ve dinlediğimizi anlamanın birbirinden farklı şeyler olduğunu anlamalıyız. Ikisinin de süreci aynıdır fakat – girdiyi – alma biçimi farklıdır. Eğer çocuğun söylediklerimizi anlamasını istiyorsak, doğal olarak okumaya ihtiyacı olmayacaktır. Bu çocuk konuşulanları dinleyebiliyorsa kelimelerin şifrelerini çözmekle uğraşmayacaktır ya da yazılı kelimelerin seslerini çözmeye çalışmayacaktır. Bazı çocuklar gerçekten okuma problemi yaşarlar, yavaş ya da duraksayarak tereddütlü okurlar, bu durumda anlamaları tehlikeye girer. Çünkü kapasite ve kaynaklarının çoğunu “okuma”nın kendisine verirler. Bu durumda okuma adeta şifre çözmeye benzer. Böyle çocuklara anlamada güçlük yaşıyor tanısı koymak yanlıştır. Anlama problemi yaşayan çocuklara hem dinlediğini hem okuduğunu anlama çalışmaları verilmelidir. Yazılı olan materyali okuyup anlamayan çocuk ya da yetişkin sözel bir konuşmayı anlamayan çocuklardan farklı problemler yaşarlar. Bir metin sözel şekildeyse ve teyp kaydı değilse kişi geriye dönüp ne duyduğunu tekrar dinlemek ve anlayabilmek için dinleyen kişinin, dikkatini vermesini gerektirir. Örneğin bir kişi “Ahmet’in yaptığı ev, adı Ali olan bir doktor tarafından yakıldı” gibi bir cümle duyduğunda ve evi kimin yaktığı sorulduğunda sıraya dikkat edebilmelidir. Bu okuduğunu anlamada da benzer şekilde gerçekleşir. Okuyucunun cümledeki kelimelerin sırasına, ardıllığına dikkat etmesi ve analiz etmesi gerekir. Okuma ve duymadaki fark, anlam netleşene kadar kişi okurken defalarca geri dönüp tekrar okurken, dinleyen kişi için bu mümkün değildir. Anlamaya göre diğer başka bir nokta da sözdizim yani sentaksdır. Sözlü verilen materyal uzun bir cümleyi dinleyen kişinin kısıtlı kapasitesine uygun bir biçimde verilir. İyi bir konuşmacı doğal olarak karşısındaki kişinin ihtiyaçlarının farkındadır, cümlelerin ve paragrafların yapısını duruma göre ayarlar. Fakat yazılı materyallerde yazarın, konuşmacıdan daha karmaşık sözdizimleri kullanma özgürlüğü vardır. Yine de yazar beli bir bağlamda yazdıklarını sıraya koyar ve okuyucuya paragraf ya da söylemin nasıl sonlanacağı hakkında öngörü yapabileceği ipuçları verir.

    Okuma güçlüğü olan öğrencilerin gelişim özellikleri ve davranışları şu şekilde sıralanabilir:

    • Kronolojik yaşın altında bir okuma seviyesine sahiptirler,
    • Okuduğu yeri kolayca kaybeder ve satır atlarlar,
    • Okuduklarını anlamada zorlanırlar,
    • Resimlere ve görsel ipuçlarına dayalı okuyabilirler, • Akıcı olmayan bir okumaya sahip olabilirler
    • Kelime dağarcıkları yetersiz olabilir,
    • Okurken noktalamaları dikkate almayabilirler,
    • Kelimeleri ve harfleri tersine çevirebilirler,
    • Bazı kelimeleri atlayabilir ya da tekrarlayabilirler,
    • Sınıfta yüksek sesle okumada zorluk çekebilirler,
    • Ses dizilimlerini ya da seslerin kullanımı ile ilgili kuralları akılda tutamayabilirler,
    • Sesleri doğru sırada seslendirmede, akılda tutmada ve kullanmada problemler yaşayabilirler,
    • Bağlama ve kavramlara tanıdık olmama, ilişkileri anlamada ve algılamada yetersizlik, metni yüzeysel okumada, yorumlamada, ayrıntılandırmada ve anlam çıkarmada zorluk yaşayabilirler.

    Literatürde disleksi ile ilgili pek çok sınıflandırma vardır. Bu sınıflandırmaların bazılarına aşağıda değinilmiştir.

    Algısal Temelli Sınıflandırma: Disleksi ile ilgili yapılan ilk sınıflandırmaların daha çok algısal temelli olduğu görülmektedir. Farklı kaynaklarda işitsel, görsel, işitsel-görsel, görsel-uzaysal ya da dilsel, algısal gibi farklı isimlendirilse de genel olarak “işitsel, görsel ve karma” olmak üzere üç başlık altında sınıflandırıldığı görülmektedir.

    Gelişimsel Disleksi: Belirlenmiş beyin hasarı olmadığı halde okumanın öğretilmesi sırasında ortaya çıkan, yeterli eğitim ve çevreye rağmen gelişen ve çocukluktan itibaren yaşanan, biyolojik kökenli bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Yani, herhangi bir nörolojik anormalliğin eşlik etmediği, öncesinde bir merkezli sistem hasarının olmadığı, kalıtımın önemli rol oynadığı bir bozukluktur. Gelişimsel disleksi; işitsel-görsel, kelimeyi bütün olarak okuma – çözümleme, dil yetersizliğine dayalı disleksi, görsel disleksi gibi farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır.

    Sonradan Edinilmiş Disleksi: Okumayı öğrenmiş kişilerde beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan okuma bozukluğudur ve yüzeysel, fonolojik disleksi olmak üzere iki temel alt tipi vardır.

    Yüzeysel disleksi grubundaki çocuklar; görsel analizlerindeki zorluk ve kelime hazinelerindeki zayıflık nedeniyle, kelimeleri tanımada zorlanırlar, tek sesleri daha sık karıştırırlar. Fonolojik yöntemi kullanarak okumaya çalışan bu çocuklar; harf-ses ilişkisindeki kuralları yanlış uyguladıkları için hatalar oluşur ki yaptıkları bu hataların asıl okunmak istenen kelimeye fonolojik olarak benzediği görülür. Bu çocuklar sahte kelimeleri daha kolay okuyabilirlerken, düzensiz ve yazıldığı gibi okunmayan kelimeleri okumada zorlanırlar.

    Fonolojik disleksi grubundaki çocuklar ise kelime tanımaları daha iyi olduğu için daha önceden bilinen kelimeleri kolaylıkla okurlar. Okumada bütüncül yöntemleri kullanırlar ancak fonolojik becerilerde zorlandıkları için alfabetik sesleri çıkarmada, yazıbirim-sesbirim uyumunu çözümlemede, dönüştürmede ve sahte kelimelerin okunmasında zorluk yaşarlar.

    Yetişkin Bireylerde Disleksi

    Okul bitiminde en zor olan geçiş dönemi olarak adlandırabiliriz. Yetişkinlerde devam eden özgül öğrenme güçlüğü engel devam ettikçe artabilir. Bu güçlük bazen de meslek sahibi olduklarında kariyerini etkileyebilir. Dunn, öğrenme güçlüğü yaşayan yetişkinlerin geçiş dönemlerinde sorunlar yaşamışlardır. Yaşıtlarına göre okul başarılarında düşüş kaydedilmiştir. Bu tip düşüş ilerideki meslek hayatlarına etki edip etmediği performaslarında bir farklılık olup – olmadığı kapsamlı olarak araştırılmadığı için yetişkinlerin öğrenme güçlüğü zorluğunu nasıl geçiştirebildikleri konusunda herhangi bir veri bulunmamaktadır. 

    Öğrenme güçlüğüne bağlı yetişkinler için yapılması gereken araştırma esasen geriye dönük bilgileri elde ederek başlamak mümkün olabilir. Yetişkinlerin okuldaki durumları göz önüne alarak akranlarıyla gösterdiği performans verilerini inceleyerek okul sonrası meslek hayatına atıldıklarında performans düşüklüğü yada verimliliğini inceleyerek yeni bulgular elde edilebilir. Ve böyle bir çalışma ise gerçekten de uzun soluklu bir araştırmayı gerektirir.

    Okuma güçlüğünü önlemede ve iyileştirmede, erken tanı ve müdahalenin önemli olduğunu gösteren çok sayıda araştırma bulgusu vardır. , hükümetin çocukların bu yaklaşımlara göre eğitilme seviyelerini ölçülmelerinde kullandığı önceliklerden biridir. Amaçları, öğretmenlere ve ebeveynlere çocukların belirli yaş döneminde ulaşmaları gereken temel ölçütlerle alakalı anlaşılır bir kılavuz sağlamaktır. Önceliklerin bir tanesi de “her çocuk başarının yolunu açan okur-yazarlık ve matematiksel becerileri edinir” ilkesidir.

    Yine de ilköğretim döneminde öğrenme ihtiyaçları belirlenmemiş çocukları da göz önünde bulundurmak aynı şartlar altında önemli bir noktadır. Çocuklar disleksiyi kendi kendilerine aşamazlar. ve gereksinimlerine gösterilmeyen yeterli ilgi yüzünden de mesleki ve akademik öğrenmelerinde zorluk yaşayan birer yetişkin haline gelebilirler. Eğer bu yetişkinlerin üçüncül eğitimlerinde başarılı olmaları isteniyorsa, bu bireylerin eğitmenleri yeterli ve uygun bir derecede eğitim ve destek de verebiliyor olmaları çok önemlidir. Bunu gerçekleştirmek için de eğitmenlerin derin bir önbilgiye sahip olmaları gerekmektedir.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap