Murat Menteş Kimdir? Murat Menteş'in Romanları ve Edebi Kişiliği
SOSYAL MEDYA

Murat Menteş Kimdir? Murat Menteş'in Romanları ve Edebi Kişiliği

30 Ocak 2021 15:12
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Murat Menteş'in Hayatı

    1974’te İstanbul’da doğan yazar, şair ve romancıdır. Yazar evli olup bir röportajında "kişisel konulara girmek istemiyorum. Hepimiz bu hayatın içinde, bu sokaklardan, caddelerden geliyoruz işte." şeklinde kısa bir cevap vererek hayatı ve yaşantısı ile ilgili sorularımıza cevap vermek istemez. Kendisi hakkındaki bilgilere kitabının girişinde yer alan bilgilerden ulaşılır.

    Yazarın ilk romanı Dublörün Dilemması kitabının girişinde özgeçmişi hakkında; bisiklet tamiriyle uğraştığı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrenip amatör boksla ilgilendiği, yediği dayaklar dayanılmaz bir raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyulduğu şeklinde anlatılır.

    Eylül doğumlu olan yazar, 15-16 yaşlardayken yani doksanlı yılların başlarında, hafta sonları, Kadıköy'den ikinci el kitaplar alır. Gide gele Kadıköy'deki usta, işinin ehli sahaflarla dost olur. Celal Gözütok’a şiirini gösterirken bir beyefendi gelip "Bu şiir, bende kalabilir mi?" der. Bu Beyefendi yazarın şiirini götürüp Yedi İklim’e verir. Bir de Broy dergisi şiirini basar aynı dönemde; ama Menteş hangisi önceydi, onu hatırlamaz.

    İlk şiir kitabı Kuzgunun Gölgesi 1999 yılında yayınlanır. Kuzgunun Gölgesi, Yedi İklim tarafından basılır. Yazarın 17- 21 yaş arası yazılmış şiirlerden oluşur. Deneme kitabı Kaosa Mütevazı Bir Katkı 2001 yılında çıkar. Bu deneme kitabında medya üzerine yazılar yer alır. İçerisinde "yazıyor yazıyooor iç çamaşırlarına neden iç cep dikilmiyor" veya "kangurunun arka cebi" gibi komik başlıklar yer alır. Aynalı Barikatlar 2003’te yayımlanır. Yazar bu kitabında terörden bahseder. 11 Eylül Salı günü, 2001'de ikiz kulelere yapılan uçaklı saldırı yazarı çok etkiler ve terör hakkında çalışarak bu eserini oluşturur. İlk romanı olan Dublörün Dilemması 2005’te İletişim yayınlarından çıkar. 2009’da çıkardığı Korkma Ben Varım, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen “Yılın Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları” ödülleri töreninde roman dalında ödüle layık görülür. 2010 yılında son şiir kitabı olan Garanti Karantina’yı, son romanı Ruhi Mücerret’i 2013 yılında çıkarır.

    Yazar verdiği röportajda çocukluğunu şu şekilde anlatır: “Okullarda
    başarılıydım. İlkokuldayken okul korosuna girmek istemiştim, fakat ‘çalışkan’
    olduğum için beni başka işlere koşmuşlardı. Bizim zamanımızda çocuklar sokağa
    çıkabiliyordu. Mahallemizde bir tek ailenin otomobili vardı. O da, sokakta duran
    büyük bir oyuncak gibiydi.”3 Yazarın hayatının önemli noktalarından biri
    çocukluğunda, çocukların sokağa çıkabilmeleridir. Bu onun hayatını, tarzını
    romanlarını bile etkileyecektir. Zira romanlarındaki kahramanlar özgürlüklerine
    düşkün, sokağın dilinden anlayan aynı zamanda çok kültürlü insanlardır.

    Şiirleri, denemeleri, sinema ile ilgili yazıları, Yedi İklim, Şehrengiz, Dergâh,
    Atlılar, Kökler, Gerçek Hayat, Cafcaf, Ot, Nokta gibi dergilerde çıkan Menteş, Star
    gazetesi için hafta sonu söyleşileri ve bir dönem Yeni Şafak gazetesinde köşe
    yazarlığı yapar. Ama yazarın yazılarının önemli bir kısmı afilifilintalar.com sitesinde
    yer alır. Sitenin ismi Menteş’in ilk romanı olan Dublörün Dilemması romanının kahramanı Nuh Tufan’ın lisede kurmuş olduğu çeteden ileri gelir. Onur Ünlü ile
    kurduğu bu sitenin yazar kadrosu gittikçe genişler. Hala aktif bir şekilde aralarına
    yeni yazarlar alarak devam eden sitenin, Murat Menteş’in çete olarak adlandırdığı
    yazar kadrosundan bazıları şunlardır: “İlk başta Alper Canıgüz, Gökhan Özcan,
    Fatih Altınöz, Murat Uyurkulak, Emrah Serbes, Murat Zelan, Tayfun Salcı, Hakan
    Albayrak, Selçuk Orhan, Afşin Kum, Gökdemir İhsan ve tabii Samed Karagöz'den
    oluşuyordu. Samed, sitenin yöneticisi oldu. Bütün işlerle o ilgileniyor, bizi çekip
    çeviriyor. Sonra Kaan Çaydamlı, Meltem Gürle, Taha Ayar, Aslı Tohumcu, Şafak
    Altun, Zeynep Arkan, Erkan Şimşek, Şenol Erdoğan, Egemen İpek geldi. Ardından
    da diğer yazarlar. Bütün isimleri tek tek saymayayım şimdi. Kadro genişledi, iş
    büyüdü.”

    Yazar, sadece yazarlık değil aynı zamanda çeşitli televizyon ve radyo
    kanallarına programlar yapar. Bunlardan en önemlileri Samed Karagöz ile beraber
    TvNet için yapmış olduğu Klark ve Standart Fm için yapmış olduğu Nunchaku
    kültür, sanat programlarıdır.
    Murat Menteş, Ot gibi dergilerde yazmaya devam etmektedir.

    Murat Menteş'in Edebi Kişiliği

     

    Menteş'in 2009'da yayımlanan Korkma Ben Varım adlı romanı, Türkiye
    Yazarlar Birliği tarafından roman dalında ödül alır. Yazar, eserlerinde işlediği
    temalar, kullandığı üslûp ve yarattığı yeni kurguyla okuyucuların büyük beğenisini
    alır.

    Nihat Genç, Menteş’in yayımlanan ilk romanı Dublörün Dilemması kitabının
    arka kapağında yer alan yazısında “okumacı, tartışmacı, kavgacı, yani kışkırtıcı bir
    yazar arkadaşım. Onunla çekişirken çiçek açarsınız. Yazarlık macerasını bende
    merakla izliyorum. Peşinen söyleyeyim, fiktif, tümden hayal ürünü metinler sevmem,
    fakat Murat Menteş’in birbiri peşi sıra kurduğu cümlelerin gücü, benim kendimce
    şikayetimi kuruntuya dönüştürdü. Ben, Murat’ın yaşındayken kelimelerle boğuşuyordum; Murat aksine, kelimeleri kırbaçlayıp cümleler içinde düzene sokuyor
    ve bunu pek mahirce başarıyor.” der.

    Edebiyatımızda Batı edebiyatıyla gelişen anlatıdan sonra yepyeni bir
    başkaldırı gelişir. Postmodern adı verilen bu "düşünce kaynağını çoğulculuktan alır;
    onda tek ve mutlak olana yer yoktur. Postmodern sayı tablosunda bir sayısı yer
    almaz, tablo iki ile başlar. Postmodern sanat da, çeşitli tarih kesitlerinden birden fazla
    sanat akımının, birden fazla biçemin birlikteliğinden oluşur; geleneksel akımlarda
    olduğu gibi, şemsiyesi altına aldığı yazarların her birinde yinelenen sanatsal ilkelere
    sahip bütünsel bir akım olmayıp, farklılıkların yan yana geldiği eklektik/çoğulcu bir
    yapının adıdır." Farklılıkları barındırma, çok seslilik
    barındırmasına bakarsak Murat Menteş'in de eserlerinde postmodern unsurlar
    barındıran bir yazar olduğu söylenilebilir. Koray Üstün, onun postmodern bir yazar
    olduğunu şu sözlerle belirtir:
    “Postmodernist anlatı tekniklerinin küçük denemelerden bilinçli uğraşılara
    dönüşmesi ile büyük yazar algısı yerini 'yazı işçileri' ne bırakmış,
    postmodernizmin ne olduğu ve yazın sahasında nasıl kullanılması gerektiği
    sorularının yanıtlarını bilen ve anlatılarında bunu ustaca kurgulayan pek çok
    isim -postmodernitenin ötelemediği popüler kültürün de katkısıyla- hem
    yazınsal kimliklerini ortaya koyabilmiş, hem de çok satanlar listelerinde yer
    almayı başarmışlardır. Bu isimlerden biri de Murat Menteş’tir.” 

    Murat Menteş, romanı batılı bir tür olarak görmez o romanı, bütün türlerin
    toplamı olarak görür. Roman yapısı itibariyle birçok türü içinde barındırma
    özelliğine sahiptir. Kaan Murat Yanık’ın sunduğu Edebiyat Kokusu5
    adlı programda ve daha önce ve sonrasında verdiği röportajlarda; romanı naylon kader, sentetik kader olarak tanımlar ve insanın roman sayesinde kendi hayatıyla ilgili bir yorum yapabileceğini söyler. Bu düşüncelerini şöyle dile getirir: “Roman dediğimiz şey aslında bir tür naylon kaderdir. Roman herkese bir kader şeması oluşturur. Bir tür
    sentetik kader üretir. Bize bir adamın ya da bir kadının, bir insanın hayat macerasını
    anlatır roman. Hayat macerasından bir kesit sunar. Böylece biz kendi kaderimizle
    ilgili bir yorum üretme imkânı buluruz." İşlevi hakkında bunları söyleyen
    Menteş, kaynak olarak ise romanı batılı bir tür olarak görmez. O, bunun böyle görülmesinin nedenini Batı'nın hâkim kültür olmasına bağlar. Bunu tıpkı
    Amerika'nın keşfi gibi değerlendirir. Avrupalılar, Amerika’yı keşfettiğinde
    Amerika’da insanlar vardır; fakat Amerika’nın keşfi Avrupalılar, oraya gidene kadar
    keşfedilmemiş gibi okutulur tarihte. Romanda aynı şekilde vardır: "Roman, Batılı
    bir tür değildir diyorum çünkü biz şu anda hâkim kültür, batı kültürü olduğu için
    Avrupa merkezli, eksenli bir dünyada yaşıyoruz. (...) Onlara kalırsa ilk romanı
    Cervantes yazmıştır ama hepimiz biliyoruz ilk roman 11. Yy. Uzakdoğu’da yazılan
    Genji’nin Hikâyesidir. Avrupa’dan yaklaşık 400 hatta 450 yıl önce yazılmış bir
    roman var." 

    Mikhail Bakhtin'in, görüşleri çerçevesinde Menteş, romanı bir türler toplamı
    olarak görür. Bu, ona göre romanın Avrupai bir şey olmadığının en büyük
    göstergelerindendir. Zira bu türlerin hepsi Avrupa kaynaklı değildir. "Onun dışında
    roman zaten başlı başına bir tür müdür? Onu doğru anlamak lazım çünkü diyelim ki
    manzum tiyatro veya şiir veya kısa öykü ya da hikâye bunların hepsi birer tür fakat
    Mikhail Bakhtin, romanın bütün türlerin toplamı olduğunu söyler, dolayısıyla romanı
    Avrupalıların icadı gibi görmek hiçbir bakımdan bana uygun görünmüyor. Eğer
    Avrupa icadı olsaydı roman çok Avrupai bir şey olması lazımdı ama hiç Avrupai bir
    şey değil.” Bütün türleri bir arada sunmak romana postmodern anlamda çok
    seslilik katar.

    Roman diğer türlere göre içinde farklı türler barındırmasıyla ayrılır. Menteş'in
    romanı da içinde bir karmaşa bir karnaval havası barındırır. Onun eserlerinde birçok
    farklı renk, unsur ve tür bir arada görülür. Romanın tarafgirlikten kaçınması
    gerektiğini de savunur: "Ben birbirine zıt görünen şeyleri bir arada anlatırım. Mesela
    Hafız’ın adını da anarım Quentin Tarantino’dan da bahsederim. Ali Şeriati’ye de
    gönderme yaparım Jean Baudrillard’den, çizgi romandan da bahsederim. Tefsirden
    de bahsederim. Böyle bir dünyayı bir şekilde kaynaştıran, bütünleştiren, yakınlaştıran
    bir yaklaşımım var benim ve bunun barışçı bir evren üretmek gibi olduğunu
    düşünüyorum.” diyen yazar oluşturmak istediği tarz ile belli bir düşünceyi
    değil romanlarını farklı düşüncelerin toplamı çatısı altında toplamak ister. "(...) ben
    melez bir yazarım. Yani, odun değilim. Karışık bir varlığım. Tüm gerçek insanlar
    gibi. Kültürle sanatla iştigal etmek bu melezleşmeyi üstlenmektir zaten." Romanda barışçı bir evren kurmanın biraz herkese roller; her rolden insana, her kesimden insana, her kültürden, her uygarlıktan unsurlara yer vermek gerektiğinin fikrindedir.

    Yazar, tıpkı diğer faydalı türler gibi romanı da faydalı bir tür olarak görür.
    İnsanın bu sayede hakikatleri daha derinlemesine kavrayabileceğini savunur.
    "Kıssalar, hikâyeler, destanlar, menkıbeler, romanlar... bildiğini düşündüğümüz ve
    bilmediğimiz hakikatleri, derinlemesine kavramımızı, idrak etmemizi sağlar."

    Batı kültüründen çok kendisini doğu kültürüne yakın gören Menteş, doğunun
    kendine has kendine özgü hikâyelerini anlatması gerektiğini düşünür: “Romanı
    batılılara terk etmeyerek; gerek okuyucu olarak, gerek sanatçı, edebiyatçılar olarak
    bu olana dikkat kesilerek mesafe alabileceğimizi düşünüyorum ve kendimi de
    İngilizlerden, Fransızlardan, Almanlardan ziyade İranlılara ve Doğudaki diğer Türk
    topluluklarına ve Çinlilere hatta Hintlilere yakın görüyorum. Doğunun kendi
    hikâyelerini anlatması gerektiğini düşünüyorum.”

    Eserlerinde mizahı önemli bir unsur olarak kullanan yazar, mizahı
    merhametin akrabası olarak görür. Mizahın eserlerinde yer almasını şöyle
    değerlendirir: “ Güleç insanlar, espritüel insanlar bir şekilde latife, nükte, şaka
    yapma konusunda yetenekli insanların insaflı ve merhametli kişiler olduklarını ve
    onların bu tavırlarının bir iletişim kolaylığı, bir diyalog kolaylığı, bir esneklik
    doğuracağını düşünüyorum. Mizahtan vazgeçmek bana çok doğru görünmüyor.
    Nitekim Friedrich Nietzsche 'İçinde kahkaha çınlamayan bilgeliği at gitsin.' der, biraz
    öyle de düşünüyorum."  diyen yazar, nitekim eserlerinde bunu yeri geldikçe
    kullanmaya çalışır.

    Bütün romanlarında aşka yer veren yazarın romanlarındaki aşklar günlük
    hayatta karşılaşabileceğimiz aşklardan öte daha çok imkânsız aşkı barındırır. Bu
    imkânsız aşk ona göre bir karmaşa yaratarak, olay halkalarının oluşmasını ve
    romanda bir karmaşa yaratarak romanın akmasına vesile olur. Yazar eserlerindeki
    imkânsız aşk için şunlar söyler: “Ziya Paşa’nın sözü 'Âşık, maşuka kavuşunca aşk
    biter.' Ben öyle düşünmüyorum ben istiyorum ki bütün âşıklar kavuşsun ama
    kavuşmuş âşıklarda gözüme çok itici görünüyor. Yani bir arada ve çok mutlu iki
    insan gördüğüm zaman bende bir hoşnutluk duyuyorum ama oradan bir hikâye payı çıkmıyor." Neden imkânsız aşk üzerinde durduğunu ise bunun kendisine daha
    çok malzeme sağladığı şeklinde açıklar: "Birde imkânsız aşk söz konusu olduğunda
    anlatılacak çok şey oluyor. Nasıl ayrıldılar, neden kavuşamıyorlar, ne hissediyorlar,
    ikisi de gerçekten birbirini eşit olarak seviyor mu? Yani aşk hikâyeleşecekse eğer
    biraz problemlere ihtiyaç var." Bütün bunlara rağmen onun kahramanları basit,
    vasat tipler değildir. Aşkları için acı çeker, üzülürler ama serinkanlı bir tavır
    içerisindedirler: " Benim romanlarımda salya sümük ağlamak falan filan o tip
    şeylere biraz mesafeli duruyorum. Ama tabii ki insanlar çok acı çekiyorlar; bir İngiliz
    gibi değil ama bir samuray gibi de değil yani bir centilmen, bir samuray arasında
    tipler oluyor benim yazdığım erkek âşıklar, kadınlar da biraz tam olarak Lady’de
    değil. Bir Uzakdoğu prensesi gibi de değiller daha melez tipler yazıyorum.
    Romanlarında yaratmak istediği aşkları yaratmış olan yazarın kahramanları aşkları
    için yaptıkları ile ön planda olur.

    Yazar, roman kahramanlarına verdiği isimlerle de dikkat çeker. Roman
    kahramanlarına verdiği isimler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz türden değildir.
    Bunlar daha çok bir kafiye oluşturabilen ve kolayca akılda kalan isimlerdir. Kendisi
    bunun nedenini şöyle açıklar: “Biz, benlik imgesi kaymış bir toplumuz. Dikkat edin,
    sarsak, sığ kızların genel adı 'Kezban' oldu. Ayşe, Fatma, Yahya, Süleyman gibi
    geleneksel isimler ile Çağatay, Tonguç, Tuğçe gibi isimler arasında sınıfsal aidiyet
    çağrışımı farkı var. Roman kahramanlarımı bu yüzeysel algı ve banal tasniften muaf
    tutmak için orijinal isimler seçmeye çalışıyorum.”6
    Yazarın bu isimleri vermesinin nedeni sadece yüzeysel algı ve sınıfsal aidiyet çağrışım farkını yok etmek değildir. "Her adın arkasında bizi göndermek istediği başka bir adres vardır." Yazarın kahramanlarına verdiği Nuh Tufan, İbrahim Kurban gibi isimler bizi Hz. Nuh ve Hz. İbrahim kıssalarına götürür. Menteş’in böyle isim vermesinin hem okuyucu hem de kendisi için avantajları vardır. "Adı Nuh Tufan ya da Müntekim Gıcırbey olan bir karakter, roman boyunca ne yapsa gözümüze tuhaf görünmez. Bir diğer avantajı da okurların işini kolaylaştırmasıdır. Eğer Murat Menteş, kahramanlarına Ahmet, Mehmet gibi isimler vermiş olsaydı bizokurlar, olayların birbirinin içine girdiği roman atmosferi içinde sıklıkla kimin kim olduğunu karıştıracak ve yine aynı sıklıkla birkaç sayfa önceye dönüp karakterlerihatırlamaya çalışacaktık. Menteş’in roman kahramanlarına alışılmadık isimler vermesinin bir diğer avantajı da daha ilk sayfadan okurların dikkatini büyük bir başarıyla romana çekmeyi sağlamasıdır.” Yazarın sağladığı bu dikkat ile okuyucu metinden kopmamakta bu sayede romanda bir isimler karmaşasının önüne geçebilir.

    Popüler kültürün neresinde olduğuna dair yazar, şunları söylemektedir: “Bazı
    şeyleri doğru anlatmamız lazım bir şeyin ilgi görmesi onun ille de herkes ilgi
    göstersin diye yapıldığı anlamına gelmez. Herkes ilgi göstersin herkesin hoşuna
    gitsin maksadıyla üretilen eserlere hiç diyoruz." 

    Menteş, kendini yazıya adar, eserlerini meydana getirirken bütün zihin
    gücünü ve enerjisini yazdığı yapıta verir. Gönül enerjisini de kullanan yazar her
    zaman yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışır: "Ben yazarken bütün zihin
    enerjimi kullanıyorum. Bütün gönül enerjimi kullanıyorum. Yapabileceğimin en
    iyisini yapmaya çalışıyorum. Hatta inanıyorum ki yazmak bir insana kendi sınırlarını
    aşmak imkânı getirir. Yani ben o romanları normalde söyleyemem, onu yazıya
    aldığım için normal koşullarda ifade edebileceğimden daha zengin bir ifadeye
    varıyorum." Normalde söyleyebileceğinden daha fazlasına yazarak varan
    yazar, bu süreçte eserlerini oluştururken herkesin ilgisini çekme amacında değildir.

     

     

    Murat Menteş'in Eserleri

    Murat Menteş'in Romanları

    1. Dublörün Dilemması

    Murat Menteş'in ilk romanı olan Dublörün Dilemması'nın birinci baskısı 2005
    yılında İletişim Yayınları tarafından yapılır. Romanın aynı yayın evinden 25 baskısı
    çıkar.
    Dublörün Dilemması; 263 sayfa, 5 bölümden oluşur. Roman boyunca çeşitli
    girişimlerle hayatını idame ettirmeye çalışan, bir albino olan Nuh Tufan'ın, en yakın
    arkadaşı İbrahim Kurban’ın yaptığı, yapay dokudan maskeler sayesinde, iş adamı
    Ferruh Ferman'ın yerine geçmesi ve gizli ajan Habib Hobo'nun da olaylara karışması
    sonucu ilerleyen olaylar zinciri anlatılır.

    Yazar, anlatmak istediğini eserde zorlanmadan verir. Eser, okuyucuyla
    konuşuyormuş hissi veren üslup, betimleme ve kurgusu ile oldukça akıcı bir dille
    yazılmıştır. “Bilemiyorum. Ben, anlaşılması zor, karmakarışık şeyler yazdığımı
    düşünüyordum aslında. Fakat garip bir biçimde insanlar ilgi gösterdiler, anladılar,
    benimsediler”15 diyen Menteş’in haklılığını eserlerine gösterilen ilgi ispatlar.

    2. Ruhi Mücerret

    Yazarın sondan bir önceki romanı olan Ruhi Mücerret’in birinci baskısı 2013 yılında April Yayınları tarafından yapılır. Eserin onuncu ve son basımını yine aynı yayınevi Mart 2015’te yapar. Ruhi Mücerret; 318 sayfa, dört bölüm ve bu ana bölümlerde kendi içinde ayrılmış çeşitli bölümlerden oluşur. Olaylar üç ana karakter üzerinden kurgulanıp bu karakterlerin ağzından anlatılır. Eser tüketim ve reklam toplumu haline dönüşen
    insanlığın eleştirisi olarak da algılanabilir. Bu konu postmodern toplumun değerlerini
    ve özelliğini içerisinde barındırır. "Kimilerince bir yozlaşma biçimi olarak görülen
    postmodernizm, aslında ülkenin üstüne topyekûn atladığı tüketim toplumunun
    değerlerine uygundur. Değer bildiklerimizi kendi dünyasına uydurup metalaştıran bir
    toplumsal kültürün kendini gitgide sağlamlaştırmak için 1980'lerden sonra attığı
    adımlardan da anlaşılabilir bu ilişki."

    3. Korkma Ben Varım

    Yazarın ikinci romanı olan Korkma Ben Varım, birinci baskısı 2009 yılında
    İletişim Yayınları tarafından yapılmış olup aynı yayın evinden 14 baskısı yapılır. 424
    sayfa, 4 ana bölüm ve bu ana bölümlerde kendi içinde ayrılmış çeşitli bölümlerden
    oluşan Korkma Ben Varım, dört ana karakter üzerinde kurgulanır. Bunlar; Fuat Atıf
    Tufa (Fu), Müntekim Gıcırbey, Şebnem Şibumi ve Hayati Tehlike'dir.
    Olay insanların aşklarını mülakat ile onaylayıp gerçekten âşık olduklarına
    kanaat getirdikleri çiftlere AŞKart dağıtan Gönül İşleri Bakanlığı heyetinin makineli
    tüfeklerle taranması ve bunun etrafında gelişen aşklar, mafya hesaplaşmaları
    etrafında gelişir. Bakanlığın basın müşaviri Fu, Gangster Hayati'nin Gönül İşleri
    Bakanlığı başvurmasından sonra aldığı olumsuz yanıt sonucunda bakanlığa yapılan
    kanlı saldırıyı düzenlediği sonucuna varır. Gıcırbey ise âşık olduğu kadının böyle bir
    mafya adamının elinde zarar görmemesi için Fu ile işbirliğine girer. Ve bu mücadele
    içerisinde Hayati Tehlike ile Şebnem arasında bir aşk başlar. Bu karakterlerin yanı
    sıra mafya Atom Bombacıyan'ın sağ kolu Abidin Dandini, Hayati Tehlike'nin ‘beyin
    gücü’ denilen özel bir yeteneğe sahip (KBV, s.366) oğlu Gerçek, Şebnem'in eski
    Emniyet Müdürü olan babası Şerif Şibumi, Abidin Dandini'nin sevdiği Leyla
    Kalahari gibi yan karakterler ile desteklenen ve bunların aralarındaki olaylar anlatılır.

    4. Antika Titanik

    Yazarın son romanıdır. Yine kendine has polisiye tarzıyla Murat Menteş sizi romanın içine sürüklüyor. Müthiş bir macera romanıdır aynı zamanda. Murat Menteş hayranlarının seveceği türden bir romandır.

    Murat Menteş'in Şiir kitapları

    1. Kuzgunun Gölgesi
    Yedi İklim, İstanbul 1997, I. Baskı

    2. Garanti Karantina
    Sel Yayıncılık, İstanbul 2010, I. Baskı; Sel Yayıncılık, İstanbul 2015, 8. Baskı.

    Murat Menteş'in Denemeleri

    1.Kaosa Mütevazı Bir Katkı
    Şule Yayınları, İstanbul 2001, I. Baskı
    2.Aynalı Barikatlar
    Şule Yayınları, İstanbul 2003, I. Baskı

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap