Mimar Sinan'ın En Güzel Eseri Süleymaniye Camii'nin Tarihi
Seyahat

Mimar Sinan'ın En Güzel Eseri Süleymaniye Camii'nin Tarihi

10 Şubat 2021 13:23
  • Whatsapp'ta Paylaş

    İstanbul'un en güzel camiilerinden biri olan Süleymaniye Camii'nin tarihini sizler için araştırdık. Tasarımı ve yapımı Mimar Sinan'a ait olan Süleymaniye Camii için Mimar Sinan'da en güzel eserim demiştir. İstanbul Süleymaniye Camii hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız ve gezmeye gidecekseniz mutlaka okuyun.

    Süleymaniye Camii'nin Tarihi

    Dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman kendi adına bir cami yapılmasını istemiştir. Bunu tabiki de Mimar Sinan'ın yapmasını buyurmuştu. Bunun üzerine Sinan caminin konumunu Halice bakan bir tepe olarak belirlemiş ve caminin inşaasına başlamıştır. Sinan caminin temelinin kayaya sağlam dayanması için 3 yıl beklemiştir. 3 yıl da temellerin toprağa oturmasından emin olduktan sonra inşaata başlamıştır.

    Süleymaniye inşaatı başladığı vakit(1550), Kanuni 30 yıldır padişah koltuğundaydı ve 56 yaşındaydı. Kendi cami ve külliyesini yaptırmak için sabırla bekleyen bir padişahtır. Müslüman olan her padişahın kendine özel cami ve külliye yaptırması o dönemde simgeseldi. Mimar Sinan büyük bir kadro oluşturarak ve devletin gücünden de faydalanarak bu külliye için elinden geleni yapmıştır. Mimar Sinan'ın her türlü imkândan faydalanması sağlanmış, çeşitli yerlerden getirilen mermerler, sütunlar, kıymetli taşlar getirtilmiştir.

    İstanbul'un en güzel en gözde yerlerinden birine inşa edilen Süleymaniye Camii'nin yapımına 1550 yılında başlanmış, 1557 yılında da tamamlanmıştır. Cami başta olmak üzere mektep, medrese, darülhadis, imaret, tabhane, kervansaray, tıpmektebi, hamam, oda, dükkânlardan oluşan bir külliyedir. Kanuni Sultan Süleyman başta olmak üzere bütün devlet adamları caminin bitişinde bulunmuş güzel bir törenle açılışı sağlanmıĢtır.

    Caminin bitirilmesine ilişkin Hammer-Purgstall bu konu da Evliya Çelebi ile Hacı Kalfa'nın kronolojisine dayanarak: “Ertesi yaz Sultan Süleyman, altı sene evvel inşasına başlanılmış olan Süleymaniye Camii'nin tamamlandığını görmek mahzuziyetine nail oldu. Bucami, Ağustos ortasında müminlerin hayranlık dolu bakışlarına arzolundu. 70. 000 duka altınından ziyade sarf olunan bu bina saltanat merkezinin en muhteşem abidesidir."

    Mimar Sinan'ın Kalfalık eserim olarak adlandırdığı Süleymaniye Camii plan ve yapı bakımından Ayasofyaya benzetilmektedir. Kuban'a göre aslında Osmanlı mimarisinde orta mekân örtüsü Ayasofyaya benzeyen üç cami vardır. Bunlar: II. Bayezıd, Süleymaniye ve Kılıç Ali paşa camileridir. Ayasofya Osmanlı Sultanları için ideal bir hükümdarlık simgesi taşıyordu.

    Süleymaniyenin mekânsal tasarımı, Ayasofya'nın orta nefindeki iki yarım kubbeli orta kubbe şemasını Osmanlı cami geleneği içinde kalarak yenilemek olmuştur. Bunu Sinan'ın seçiminden çok sultanın isteği olarak görmek doğru olur; çünkü bu şema Bayezid Camisi'nde denenmişti.

    Merkezi planı Sinan şehzade Camisinde de kullandığını görmüştük. Burada Sinan için en önemli özelliğin bütün yapılarında kullandığı, mekândaki büyük kubbe etkisini dolaysız ve girişte algınan bir çözüm olarak görmektedir. Baktığımız zaman Sinan'ın Süleymaniye'de Ayasofya olanaklarını İslam değerlerine uygun olarak yorumladığını farkediyoruz. Aynı şema gibi gözüksede aslında ikiside biribirinden farklı iki geleneğin sonucudur. Ayasofya orta nefi kafes şeklinde ayakta tutup etrafındaki öğeleri önemsemeyen bazilikal bir kilise uygulamasıdır. Doğan Kuban'a göre Süleymaniye; örtü sisteminin strüktürel yapısı, namazmekânının geometrisini hiçbir şekilde bozmayan, taşıyıcı sistemin üstün bir strüktür tasarımı ile cami çeperlerinin mimarisiyle bütünleştiği bir yeniçağ yapısı olarak belirtmiştir.

    Sinan'ın dört dayak üzerine oturan yarım kubbeli camilerin en büyüğüdür Süleymaniye. Orta ve yan sahınlar arasındakigeçişler, iki küçük ve bir büyük kemer ile sağlanmıştır. Bu sistem yan dış cepheyi ve yan sahınların üzerini örten kubbelerde degörülmektedir. Yan cephelerdeki kubbeyi taşıyan kemerlerin üst kısmı basamaklı olarak bitmektedir. Kemer araları pencerelerle delinmiş birperde duvarıyla örülmüştür. Daha aşağı seviyede yan sahınların kubbeleri bir büyük-bir küçük ritiminde sıralanırlar. Sinan bu düzenin ilk kez kendisitarafından uygulandığını söylemektedir. Bütün bu kademelenmelerle kütle dışarıdan bir piramit görünüşü alır. Yan cephede, kubbeyi destekleyerek basamak basamak yere inen payanda ayakları arasındaki revaklar iki katlı ve saçaklıdır. şehzade ile başlayan bu yeni çözüm, çift katlı olarak Süleymaniye ve Selimiye'de görülür. Dış revaklar çok sevilmiş ve Sinan sonrası büyük camilerde de uygulanmıştır.

    Revakların altında subasman seviyesinde, abdest muslukları yer alır. Mihrap duvarı yeterince olgunlaşmamış adeta payandalı bir istinat duvarı görünüşündedir. Avlu köşelerindeki minareler camiye yakın tarafta ve üç şerefeli, diğer yanda 56 m yüksekliğinde olup iki şerefelidir. Avlunun ana giriş yapısı, çok yüksek portalı ve üç katlı penceresiyle, Sinan'ın daha sonra denemediği bir saray cephesi görünüşü kazanmıştır.

    İstanbul bin beş yüz yıldan fazla uzun zaman Bizans'ın sonra da Osmanlı'nın ana merkezi olmuştur. Halkın kültürel ve sosyal hayatı zengin mimarisi ile gözbebeği olmayı başarmış, şehrin karakteri herkese ilham kaynağı olmuştur. Zamanla değişime uğrayan İstanbul uçsuz bucaksız gibi görünen kentin haşmetini yansıtan yapılar ve daha gündelik yaşamı belirleyen yerleşimlerin geçirdiği değişimler bu ilgiyi daha da arttırmıştır. Süleymaniye'nin yapıldığı bu bölgede değişimin kolaylıkla gözlenebildiği alandı. Osmanlı şmparatorluğunun Bizansın kimliğinden ayrılıp, yavaş yavaş islam kenti haline dönüştüğü ve en parlak dönemini yaşadığı 16. yüzyıl, Mimar Sinan'ın Süleymaniye Külliyesi ile gücü ve görkemliğin sembolü olarak kent içinde yeni bir biçim sağladı. 

    Süleymaniye Türkler için farklı yapı tiplerini bir arada toplayan geleneksel külliye anlayışını ilk sırada taşıyan ve kurumlaşmış bir sosyal düşünce, bir tarihi simge haline gelmiştir. Nasıl ki Roma denilince San Pietro, Paris denilince Notre Dame kentin simgesi halindeyken Süleymaniye de kısa sürede İstanbul‟un bir simgesi haline gelmiştir. Kanuni kendisi için yapılacak bir külliyeyi sabırla beklerken, odönemler de kendi adına bir yapı inşa ettirmek imparatorların gücü ve simgesi halindeydi. Kanuni düşünmeden bu külliyenin yapımını Mimar Sinan‟a emanet etti. Yapım aşamasında hiçbir masraftan kaçınılmadı. İstanbul‟un sur teperinden birinde, dikkat çeken bir yükselti üzerine, şehir dokusuyla bütünleşen bir külliye inşaa etti. Süleymaniye eğitim merkezi, halk mutfağı, hastenesi, misafirhanesi, çarşıya, eski saraya ve ağakapısına yakınlığı ile Osmanlı döneminin en büyük külliyesi olmuştur. Haliç‟e olan konumuylada 19. yüzyıla kadar İstanbul‟un odak noktası olmayı başarmıştır.

    Osmanlı Klasik Dönemini simgeleyen isimler Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, Sokullu gibi tarihe adını yazdırmış isimlerdir. Klasik dönem üçyüzyıllık bir sürecin imparatorluk bütününde etkili olurken İstanbul‟da en parlak örneklerini görmekteyiz. Klasik dönem mimarisinin genel özellikleri dini ve kamusal yapılar olmasıdır. Sivil mimariye ait yapılara rastlanmamasının nedeni özel mülkiyet anlayışının olmamasıdır. Batının etkisiyle kamusal ve dinsel olmayan ürünlere dönemin sonlarında rastlamaktayız. Bu dönem Erken mimari döneminin kubbe anlayışını sürdürerek merkezi plan şemasını geliştirmiştir ve anıtsal ölçülere yer verilmiştir. Birçok kişi Ayasofya‟dan etkilenilerek klasik anlayışın karakteristik özelliği olan ana kubbe ve yarım kubbelerin kullanıldığını düşünmektedir.

    Fatih Sultan Mehmed‟in İstanbul‟u almasıyla beraber doğu ve batının birleştiği yere kadar Osmanlıyı geniş alana yaymasıyla, devlet yönetimi doğu ve batıyı kucaklayan bir politika sağladı. Bu doğu batı sentez arayışıyla beraber kültür ve sanatta da gelişmeler yaşandı. Selimiyenin yapımına kadar şahaser sayılan Ayasofya Osmanlı kubbe mimarisinin gelişimini hızlandırmıştır. 16. yüzyıl Osmanlı‟nın en parlak dönemi olarak bilinmektedir.

    Bu dönemde mimaride daha çok anıtsal tarzda yapılara rastlamaktayız. Bu da sanatsal üslupta imparatorların ne kadar etkili olduğunu bize göstermektedir. Yapılan her külliye ya da camiler padişahın varlığıyla özdeşleşiyor ve onun adını taşıyordu. Osmanlı‟nın büyüklüğüne ve gücünü gösteren mimari özelliklere sahip eserlerin yapımına ön ayak oluyorlardı. Aynı zamanda allah‟a olan inançlarını ve bağlılıklarını göstermiş oluyorlardı. Değişen ve gelişen çağ ile birlikte erken dönem sanatını ihtiyaçları karşıyamamış ve klasik anlayış ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı klasik osmanlı mimarisinin genel özelliklerinden biri olarak işlevselliği kabul edebiliriz. Bu dönemde Mimarın amacı işlevselliği ön planda tutarak aynı zamanda sanatsal yönüde olan yapılar ortaya çıkarmak olmuştur. 15. yy‟dan 16. yy‟a kadar klasik dönem yapılarında sade ve abatıdan uzak yapılar inşaa edilmeye çalışılmıştır.

    Bu dönemde Merkezi plan sorununa çözüm arayan mimarlar, herkes tarafından ve her yönden görülebilen özellikte yüksek ve heybetli yapılar inşa ettiler. Bu dönem camilerinde büyük kubbe ve yan kubbeli bir örtü sistemi kullanılmıştır. Kubbe, dörtlü filayak üzerinde yükselerek denge sağlanmıştır. Prizma şeklinde basamaklı bir görünüm sağlanan yapılar aşağıya doğru genişleyerek bir kompozisyon oluşturulmuştur. Ana kütle ile kubbe arasındaki geçiş kubbe kasnağı yüksek tutularak sağlanmıştır. Minare sayıları iki veya dört olarak kullanılmış, yapı malzemesi olarak mermer ve küfeki taşı tercih edilmiştir. Bu özellikleri ustaca kullanan ve geliştiren mimar olarak Sinan‟ı söyleyebiliriz. Klasik Mimarinin gelişmesinde önemli bir katkı sağlamıştır. Yapı malzemesinde ön plana çıkan yalınlık harici renkli taşların kullanmına da yer verilmiştir. Henüz Batı etkisinin fazla olmayaşından kaynaklanan bu dönemde Osmanlı mimarisinin kendine has eserler verdiğini görmekteyiz. Selimiye ve Süleymaniye ile birlikte mekânsal bütünlüğü Klasik dönemde görmekteyiz.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap