Meme Kanseri Nedir? Meme Kanseri Tedavisi ve Belirtileri
Sağlık

Meme Kanseri Nedir? Meme Kanseri Tedavisi ve Belirtileri

18 Şubat 2021 12:51
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Malign tümörler olarak da bilenen kanser hastalığı, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ile meydana gelmektedir. Latincede yengeç anlamına gelen kanser çağımızın en sık görülen ve en korkulan hastalıklarından birisidir. Kanser hastalığında, kanser hücreleri sınırsız bir şekilde çoğalma eğilimi gösterdiğinde anormal gen ekspresyonu gözlenir ve bu durum hücre üzerinde bazı etkilere neden olur. Hücrelerin bu anormal büyümesi nedeniyle, çok hücreli organizmalar doğru bir şekilde çalışamaz ve işletim sisteminin faaliyetlerini gerçekleştiremez. Kanser hücreleri organizma ile iş birliği içerinde çalışmadığı için tek hücreli gibi davranmaya başlar. Hızla çoğalan bu hücrelerin oluşturduğu tümoral yapı önce yakın çevreye (lokal) daha sonra kan ve lenf yolu ile uzak organlara yayılım (metastaz) gösterir.

    Meme Kanseri Nedir?

    Meme kanseri, memedeki hücrelerden kaynaklanan malign bir tümörü ifade eder. Her meme loblar olarak adlandırılan 15 ila 20 bölüme sahiptir ve bu loblar lobüller olarak adlandırılan çok daha küçük bölümlere sahiptir. Loblar ve lobüller kanal olarak adlandırılan ince tüplerle bağlanır. Meme kanseri“başlangıçta süt aktaran kanal sistemi (duktus) içirisinde sınırlı iken tümoral hücreler sonradan kendi bazal membranlarından ilerleyip bağ dokusu içine geçmektedir. Meme kanseri memenin farklı bölgelerinde başlayabilir, ancak genellikle süt kanallarının veya kanallara süt sağlayan lobüllerin iç astarında başlar. Ortalama bir gram meme kanseri dokusunun sekiz yılda geliştiği tahmin edilmektedir.

    Memenin duktus epitelinin, atipik duktal hiperplazi ve duktal karsinoma in situ evrelerini geçirmesi sonucunda meme kanseri gelişmektedir. Patofizyolojik değişim sürecinde kanser hücreleri kendi bazal katmanlarından ilerleyip bağ dokusu içine geçmekte, kan damarları ve lenfatikler yoluyla diğer dokulara metastaz yapmaktadırlar. Fizyolojik özellik gereği meme dokusunun daha yoğun olduğu kadınlarda en sık görülen kanser tipidir.

    Çeşitli nedenlerle hücre DNA’sında meydana gelen değişiklikler sonucu hücrelerin kontrol dışı aşırı çoğalması ile oluşan klinik tabloya genel olarak ‘kanser’ denir. Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerde meydan gelen normal olmayan değişime verilen isimdir. Meme dokusundaki hücrelerde oluşan değişiklik bazen uzun zaman alabilmekte bazen de daha kısa sürede oluşmaktadır. Meme kanseri gelişimi sıklıkla önce duktus adlı kanal sistemi içinde sınırlı miktarda olan kanser hücrelerinin, meme içerisindeki çevre dokuları infiltre ederek cilde veya alt kısımdaki fasya ve kaslara invaze olması ile oluştuğu belirtilir. Hastalığın evresi ilerledikçe bölgesel ganglionlarda lenfatik metastaz ve kemik, akciğer, karaciğer, beyin ve yumurtalık gibi organlarda oluşan hematojen metastaz oluşur.

    Lobüller kanserler, meme lobüllerindeki (süt üreten bezler) epitel dokularda ortaya çıkar. Non invaziv ve invaziv olmak üzere iki türü vardır. Non invaziv (insitu) lobüler kanserler (Lobüler Karsinoma İnsitu) (LCIS), başlangıçta lobül içerisinde sınırlı olan kitle oluşturmayan, belirti vermeyip yavaş büyüyen türüdür. Hastaların yaklaşık %90’ını premenopoz dönemindeki genç kadınlar oluşturur. Kanser gelişme riski yılda %1 olsa da kişinin LCIS hikayesi olması gelecekte meme kanseri olma açısından yüksek risk altında olunduğu gösterir. LCIS’li kişilerin her 6-12 ayda bir klinik meme muayenesi ve her 1-2 yılda mamografi çektirmeleri önerilmektedir. İnvaziv (infiltratif) lobüler kanserler (ILC), % 5- 10 arasında görülme sıklığı olan bir kanser türüdür. Teşhis sırasında farklı boyutlarda olabilen kitleler her zaman gözle görülmeyip ve makroskopik tanı konulamaz. Sıklıkla aksiller lenf nodu tutulumu vardır ve bir veya her iki memede deri kalınlaşması görülebilir.

    Duktal kanserler, memenin duktal yapısındaki epitel dokularda oluşmaktadır. Non invaziv ve invaziv olmak üzere iki türü vardır. Noninvaziv (insitu) Duktal Kanserler (DCIS), sıklıkla 55-60 yaş arasındaki kadınlarda görülür. Meme kanserlerinin % 12-15’i DCIS’dir. Belirgin büyüklüğe ulaştığı için rahat tanı konulabilen türdür. Tedavi edilmediği zaman invaziv duktal karsinomaya dönüşebilir. İnvaziv (infiltratif) Duktal Kanserler (IDC), memenin en sık görülen malign tümörüdür. İnvaziv karsinomların yaklaşık % 47-75’ini oluşturur. Tümörler genellikle düzensiz sınırlı, kesit yüzeyi sert, pürtüklü niteliktedir. Sık olarak ince, sarı tebeşir izi gibi çizgilenmeler görülür. Yüzeyde cilt, derinde fasya ve pektoral kas invazyonu görülebilir. Dermal lenfatiklerin tutulumu ile cilde karakteristik “portakal kabuğu” görünümü verir. Prognozu kötüdür ve metastazlar genellikle aksiller lenf nodlarında gerçekleşir.

    Paget Hastalığı, meme karsinomlu hastaların % 1-3’ünde görülür. Başlangıçta meme başı ve areolada yanma hissi, kaşıntı, kabuklanma ve ülserasyonla başlar. Daha sonra egzamatöz lezyonlar oluşur, enfeksiyonla karıştırılabilir. Geç evrede invaziv hale gelebilir. Prognozu oldukça iyidir ve operasyon sonrası yaşam oranı % 90’dır.

    İnflamatuar Kanserler, meme karsinomlu hastaların % 1-2’sinde görülür. Prognozu oldukça kötü olan inflamatuar kanserlerde tümör yumuşak ve ağrılıdır. Meme derisinde ödem, hiperemi, hassasiyet ve deride kalınlaşma ile karakterizedir.

    Meme Kanserinin Türkiye ve Dünyadaki Dağılımı

    Meme kanseri sık görülen kanser türüdür. Pek çok ülkede kanser nedeniyle meydana gelen ölümler arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Amerika ve İngiltere’de her sekiz kadından birisi yaşamı boyunca meme kanseri tanısı almaktadır. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı meme kanserinin dünya üzerinde yaş gruplarına göre standardize insidans hızını yüz binde 46,3, yaşa bağlı standardize mortalite hızını miktarı ise yüz binde 13.0 olduğunu raporlanmıştır. Gelişmiş ülkelerde meme kanseri görülme sıklığı, gelişmekte olan ülkelere göre daha fazladır. Ulusal istatistiklerimize göre ülkemizde kanser tanısı konan her dört kadın kanserinden biri meme kanseridir. Ülkemizde yaşa standardize edilmiş meme kanseri hızının 2014 yılı için kadınlarda yüz binde 43,0 olduğu, aynı oranın ise 2015 yılı için yüz binde 43,8 olduğu belirtilmiştir. Ülkemize ilişkin en güncel raporlarda ise meme kanseri yaşa bağlı standardize insidans hızının yüz binde 45,6, yaşa standardize mortalite hızının ise yüz binde 10,5 olduğu raporlandırılmıştır. Türkiye’de meme kanseri teşhisi konan kadınların %40’ının 25-49 yaş, %44’ünün 50-69 yaş arasında olduğu belirtilmektedir. Meme kanseri evreleri değerlendirildiğinde invaziv meme kanseri vakaların yalnızca %10’unun uzak evre olduğu raporlandırılmıştır.

    Meme Kanserinin Nedenleri Nelerdir?

    Meme kanserinin nedenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, kadınların büyük çoğunluğunda (%70) nedeni bilinmeyen meme kanseri gelişmektedir. Meme kanserinin oluşumunda genetik, çevresel, hormonal, biyolojik ve psikolojik etkenlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bunun yanında, obezite, fiziksel aktivite yetersizliği, kombine östrojen ve progesteron hormonlarının kullanımı, alkol tüketimi, emzirme gibi bazı davranışsal faktörlerin de meme kanserinin gelişiminde önemli rol oynadığı belirtilmektedir.Ayrıca hastanın birinci ve ikinci derece akrabalarında daha önce kanser tanısı alma durumu (aile öyküsü), bazı meme hastalıkları, beslenme şekli, ırk, sigara kullanımı gibi faktörlerin de meme kanseri oluşumunda etkili olduğu belirtilmektedir.

    Meme Kanserinin Belirtileri

    Meme kanserinin erken tanısında kadınında en az hekim kadar rolü vardır. Yapılan birçok çalışmada kadınların memedeki değişiklikleri %90 oranında kendilerinin fark ettikleri ve kliniklere başvurdukları bilinmektedir. Bu belirti ve bulgular şu şekildedir;

    1. Kitle: Memede görülen birçok hastalığın ortak özelliğidir. Hareketsiz ve genellikle ağrısızdır. Tek taraflı, zor palpe edilebilen, sınırları belirlenebilen, şekilsiz yapıdadır. Birçok araştırma sonuçlarına göre elle hissedilen kitlelerin en az 1 cm olduğunu göstermektedir. Memede kitle birçok meme hastalıklarının ortak belirtisi olmasına rağmen, her kitle kanserle ilgili olmayabilir.

    2. Ağrı: Meme kanserinin başlangıcında ağrı olmayabilir, fakat meme kanserinin son dönemlerinde, hasta bıçak saplanır tarzda, kitlenin olduğu bölgede keskin ve aralıklı ağrıdan söz edebilir.

    3. Meme Başı Akıntısı: Meme ucundan akıntı gelmesi kadınların yaklaşık olarak %20’sinde görülür. Genelde temiz sütlü, sarımtırak ya da yeşile kaçan renkte akıntı gelmesi sıkıntılı bir durum değildir. Kanlı ya da sulu akıntı gelmesi, tek memeyi veya tek meme kanalında görülüyorsa anormal olarak kabul edilir ve anormal akıntıların %10’u meme kanseridir.

    4. Meme Başında Retraksiyon: Tümör büyüdükçe ve etrafındaki dokulara yayıldıkça retraksiyon belirtileri görülmeye başlar. Memenin subareolar kısmında görülen kanserlerde meme başı içeri çekilir.

    5. Meme Derisinde Ülser ve Eritem: Kanserin ileri evrelerinde kanser hücrelerinin ilk olarak derin fasyaya sonra pektoral kasa ve göğüs duvarına ilerlemesi ile oluşur.

    6. Lenf Nodlarında Büyüme: Kanser hücrelerinin lenf nodüllerine doğru ilerleyerek metastaz yapması sonucu lenf nodüllerinin tıkanmasına bağlı olarak gelişir.

    7. Meme Derisinde Çukurlaşma: Kanser hücrelerinin deriye ulaşarak ve deriyi içeri çekmesi sonucu oluşur.

    8. Meme Üzerindeki Deride Ödem, Portakal Kabuğu Görünümü (Paud’orange): Meme kanseri hücreleri, Cooper ligamentindeki lenf damarlarına doğru ilerleyerek yüzeyel lenf damarlarına ulaşması sonucu lenf dolaşımı bozulur ve ödem gelişir. Lenf akımının yavaşlamasına bağlı olarak deri ve deri altı dokusunun beslenmesi bozulur. Deri kalınlaşır, kıl folikülleri içeri doğru çekilmiş gibi kalır ve bu durum deride portakal kabuğu görünümüne neden olur.

    9. Forgue Belirtisi: Kanserin bulunduğu göğsün dik, dolgun ve daha yukarıda olmasıdır. Memenin üst kadranında meydana gelen kanserlerinde meme başının kitleye doğru çekilmesi sonucu oluşur.

    Meme Kanserinden Korunma Yolları

    Meme kanserinin görülme sıklığının artması ile beraber meme kanserinden korunma yolları da büyük önem kazanmıştır. Epidemiyolojik veriler, meme kanserinin kadınların yaşamını tehdit eden en önemli risk unsurlarından birisi olduğu göstermektedir. Bu sebeple risk seviyesini azaltmak için, tutum ve davranışlar ile kanserden korunma, erken tanı ve tedavi ile yaşam süresinin uzatılması gerekmektedir. Bu durum ise birincil, ikincil ve üçüncül korunma yöntemleri ile sağlanabilmektedir.

    1. Birincil Korunma

    Birincil korumada amaç, kansere yönelik tüm risk etmenlerine karşı önlem almak ve kanserin gelişmesini engellemektir. Birincil korumada kontrol altına alınabilecek risk faktörleri, sağlıklı kiloyu koruyacak yiyeceklerin seçilmesi, haftada en az beş gün en az otuz dakikalık egzersiz yapılması, aşırı kilolu ise kilo vermek, 30 yaş sonrası gebeliklerin en aza indirilmesi, yeni doğanın en az altı ay emzirilmesi şeklinde sıralanabilir. Amerikan Kanser Derneği (2015)’nin birincil korumaya yönelik beslenme ve fiziksel aktivite rehberi şu şekildedir;

    Yaşam boyu ideal kilonun korunması:

    • Fiziksel aktivite yapmakla birlikte dengeli kalori alımını sağlamak
    • Obez ise kilo vermek
    • Yaşam boyu aşırı kilo almaktan kaçınmak Yaşam biçimi olarak fiziksel aktivitenin seçilmesi
    • Haftada en az beş gün 30 dakika egzersiz yapmak
    • Yapılan egzersizin en az 45-60 dakika yapılması Sağlıklı diyet uygulamak
    • Sağlıklı kiloyu korumaya yönelik yiyecekleri seçmek
    • Günde beş veya daha fazla porsiyon meyve ve sebze tüketmek
    • İşlenmiş tahıl yerine tam tahıl tercih etmek
    • İşlenmiş yiyecek, kızartma ve kırmızı et tüketimini sınırlamak Alkol kullanımını sınırlamak
    • Gülük alınan alkol miktarını bir bardakla sınırlamak

     2. İkincil Korunma

    Tarama yöntemleri ile erken teşhisi ve etkili tedaviyi sağlayarak kanserin daha fazla ilerlemesinin önlenmesidir. İkincil korumada kullanılacak tarama yöntemleri; kendi kendine meme muayenesi, mamografi ve klinik meme muayenesidir. Meme kanserinin klinik belirtileri ortaya çıkmadan önce erken dönemde saptanması ve bireyin iyileşme şansının artırılması, yaşam kalitesi ve süresini yükselterek morbidite ve mortalite oranının düşürülmesi amaçlanmaktadır.

    3. Üçüncül Korunma

    Üçüncül korumanın amacı, kanser tanısı almış bireylerin komplikasyonlarla ilgili tedaviyi ve ikinci primer kanserin önlenmesini ve erken tanısını sağlamaktır. Özel tanı ve tarama testlerin uygulanması, yeni kanser gelişimi önlemek için kimyasal ilaçların kullanımı üçüncül koruma içerisinde yer alır. Ayrıca kanserli hastaların bakım ve rehabilitasyonu, ikincil malignensiler için risk faktörlerini, ikincil meme kanserinin erken tanılanmasını ve diğer uzun süreli komplikasyonların mümkün olduğunca azaltılması stratejilerini de içerir.

    Kendi Kendine Meme Muayenesi

    1900’lü yıllarda Amerikalı cerrah William Halsted’in “lokal belirtilerle başlayan meme kanseri erken dönemde tanı konulursa, tedavi edilmesi daha kolay olur” görüşü ile; yine Amerikalı bir cerrah olan Hugh Auchincloss’un 1927’de kadınların kendi kendine meme muayenesi yapmalarının önemini kavraması ve düşüncelerini “kadınlar büyük bir olasılıkla memelerindeki kitleleri, hekim tarafından gerçekleştirilen fizik muayeneden çok daha önce fark edebilirler. Meme kanserine bağlı ölümlerin azaltılmasında en önemli yol budur. 20 yaş ve üzerindeki her kadın yaşamı boyunca her beş haftada bir memesinde kitle olup olmadığını düşünerek kontrol etmelidir”. şeklindeki açıklamasıyla kendi kendine meme muayenesinin temelleri atılmıştır. Kendi kendine meme muayenesi ilk olarak 1950’li yıllarda Kuzey Amerika, Avusturalya ve Avrupa’da başlayarak bugüne kadar sürmüştür. Bu süreçte Kendi kendine meme muayenesi ile ilgili birçok kitapçık, el broşürü, video gibi eğitim materyalleri hazırlanarak kendi kendine meme muayenesinin önemi anlatılmış verilen eğitimlerle ve basın aracılığı ile yaygınlaştırılması sağlanmıştır.

    Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapılma Zamanı

    KMMM her ay düzenli olarak yapılan bir muayene tekniğidir. Kendi kendine meme muayenesi için en uygun zaman, memelerin hassasiyetinin ve gerginliğinin en az olduğu döneme denk gelen menstruasyondan 5-7 gün sonrasıdır. Adet kanamasından önceki dönemlerde hormonal etkilere bağlı olarak memeler daha hassas, konjesyone, dolgun ve gergin olacağı için bu zamanlarda yapılan muayenede palpasyon bulguları yanıltıcı olabilir. Postmenopozal dönemde olan ya da adetleri düzenli olmayan kadınların kendi kendine meme muayenesini her ay aynı günde (örn: ayın birinci günü) yapması gerekir. Emziren anneler, kendi kendine meme muayenelerini memeleri boşken yapmalıdırlar.

    Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapılma Teknikleri

    1. Gözle Yapılan Meme Muayenesi

    Gözle değerlendirme kendi kendine meme muayenesinin ilk basamağını oluşturur. Bu meme muayenesi şeklinde belden yukarı çıplak olarak yeterli ışık kaynağında ayna karşısına geçilir. Daha sonraki aylık kontrollerde oluşabilecek değişikliklerin farkına varılması için ilk muayenede ki memenin normal durumunu, duruş şeklini memelerin şekil ve büyüklerinin kayıt edilmesi gerekir. Ayna karşısında her muayenede, memelerin büyüklüğündeki ve şeklindeki değişmeler, meme başında içe çekilme, şişkinlik, meme derisinde çukurlaşma ve renk değişikliği bulguları olup olmadığı kontrol edilir. İlk olarak kollar her iki yana gevşek bir şekilde bırakılır ve memenin görünüşü incelenir. Memeler büyüklük ve şekil değişikliği, meme derisinde kaşıntı eritem, göğüs ucunun şekli ve duruşu bakımından incelenir.

    Daha sonra kollar yukarı kaldırılır ve memenin görünüşü incelenir. Özellikle meme başının hizası ya da iki meme arasında şekil ve büyüklük bakımından farklılıklar gözlemlenir. Kollar aşağıda olacak şekilde vücut öne doğru eğilir. Kollar ve dirsekler dışarı doğru döndürülerek meme kasları sıkılır. Meme bu esnada öne doğru düşer ve memede şekil ve dış hat değişikliklerinin olup olmadığına bakılır. Pektoral kasların gerilmesi için eller kalçalara koyulup bastırılır. Bu duruş şeklinde iken meme uçlarının her ikisinde içe çekilme, meme derisinde büzülme bulgusu varlığı kontrol edilir. Bu pozisyonda iken meme kenarları şekil bozukluğu açısından incelenir.

    2. Elle Yapılan Meme Muayenesi

    İkinci aşama memelerin dokunarak muayene edilmesidir. Bu muayene duşta su ve sabun ile meme dokusunun daha kaygan olması sağlanarak yapılabileceği gibi ayna karşısında su ve sabun yardımı ile kayganlaştırılabilir. Meme dokusunun yoğunluğu çeşitlilik göstermektedir. Genç kadınlarda meme dokusu sıkı ve elastik iken, yaşlılarda gevşek ve modüler olabilmektedir. Hastanın kendi meme dokusuna aşina olması oldukça önemlidir ve aylık düzende meme muayenesi ile kazanılmaktadır.

    Memenin elle muayenesinde dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi muayene edilecek alanın belirlenmesidir. Muayene edilecek alan, göğüs kemiğinin ortasından koltuk altının orta hattına kadar, yukarıda köprücük kemiğinden aşağıda memeden birkaç santimetre aşağıya kadar olan bölgedir. Özellikle koltuk altında bir şişlik ya da kalınlaşma olup olmadığı muayene esnasında kontrol edilmelidir. Muayene esnasında her iki taraf için de köprücük kemiğinin altı ve üstü muayene edilir. Bir el ile göğüs desteklenirken diğer el ile de meme dokusu hissedilmeye çalışılır. Başparmak hariç elin diğer üç parmağı kullanılarak muayene işlemi gerçekleştirilir.

    Elle muayene esnasında üç çeşit muayene şekli kullanılabilir. Kişi kendini hangi muayene şeklinde rahat hissederse o yöntemi kullanabilir. Muayene şekilleri, dairesel, paralel ve ışınsal tarzdadır. Bu muayene şekli gerçekleştirilirken önce yüzeyel daha sonra derin palpe edilir.

    Muayene esnasında Meme bir saat yüzeyi gibi düşünülerek saat 12 yönünde 1’e doğru küçük dairesel hareketlerle meme dokusu palpe edilir. Daha sonra aynı işlem meme başına yakın olan çevre için küçük bir daire gibi düşünülerek aynı saat 12 yönünden 1’e doğru ilerletilir ve tekrar 12’ye gelinceye kadar devam edilir. En son meme başı için aynı işlem yapılır. Bu işlem tüm meme yüzeyi taranıncaya kadar devam edilir. Her yerin iyice palpe edildiğinden emin olunur. Koltuk altı ve yukarıya doğru olan bölümlerde palpe edilir. Parmaklar düz olacak şekilde meme başına yerleştirilir. Çevresinde herhangi bir değişiklik olup olmadığı kontrol edilir. Meme başı nazikçe içeri doğru bastırılır. Normalde meme başı kolaylıkla hareket olması gerekir. Her iki meme muayenesi gerçekleştirildikten sonra işlem sonlandırılır.

    2. Yatar Pozisyonda Elle Değerlendirme

    Daha sonra sırtüstü uzanılır. Sağ omuz altına katlanmış havlu ya da ince bir yastık koyulur. Sağ el avuç içi yukarı bakacak şekilde başın altına yerleştirilir. Tüm parmaklar düz ve bir arada olacak şekilde sol el ile sağ meme dokusu palpe edilir. Muayeneyi kolaylaştırmak için vücut losyonu kullanılabilir. Sağ meme dokusunun muayenesi gerçekleştirildikten sonra aynı işlem sol meme için tekrar edilmelidir.

    Klinik Meme Muayenesi

    Klinik meme muayenesi, meme kanserinin erken teşhisi için önerilen başlıca diğer tarama yöntemlerinden birisidir. Meme dokusu yoğun olan kadınlarda (emziren ve hamile kadınlarda, yaşı genç olanlarda) mamografi çektirmek sınırlı olacağından dolayı önerilmektedir.

    Türkiye’de ulusal meme kanseri tarama standartlarına göre 20-40 yaş arasındaki kadınlarda iki yılda bir, 40-69 yaş arasındaki kadınlarda ise yılda bir kez yapılmasını önermektedir.

    Klinik meme muayenesinde, hasta oturur ve yatar pozisyonda olmak üzere iki aşamada yapılmaktadır. Kullanılan muayene teknikleri ise inspeksiyon ve palpasyon yöntemleridir. Bu fiziksel muayene esnasında; meme derisinde çukurlaşma, şişkinlik, meme ucunda içe çekilme, renk değişikliği, memelerin şekil ve büyüklüğü ve koltuk altı muayenesi yapılarak hasta gözlemlenir ve palpasyon yöntemiyle meme dokusu meme kanseri belirtileri açısından kontrol edilir.

    Mamografi

    Mamografi, düşük doz x ışınları ile, meme dokusunun röntgen filmi üzerine görüntüsünün çekilmesidir. Mamografi memede muayene esnasında ele gelmeyen kitlelerin tanısında kullanılan önemli bir görüntüleme yöntemidir. Ancak tespit edilen kitlenin malign ya da benign olduğu hakkında güvenilir bir bilgi vermemektedir. Mamografi tanı için kullanıldığı kadar tarama içinde kullanılmaktadır. Taramada amaç, meme kanseri yönünden hiçbir bulgusu olmayan kadınlarda var olan oluşumların, olabildiğince erken aşamada yakalanıp ortaya çıkarılmasıdır. Türkiye’de 40-69 yaş arası tüm kadınların her iki yılda bir mamografi çektirmesini önermektedir.

     

     

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap