Kişinin Özgüvenini Arttıran Özsaygı Nedir? Benlik ve Kişilik Kavramlarının Tanımı
Kişisel Gelişim

Kişinin Özgüvenini Arttıran Özsaygı Nedir? Benlik ve Kişilik Kavramlarının Tanımı

06 Şubat 2021 10:31
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Sağlıklı, değerli, kendisiyle barışık, çevreleri ile uyumlu, olaylara gerçekçi gözle bakan, zorluklar karşısında mücadele eden, yeni düşüncelere açık kısacası özsaygısı yüksek bireylerin yetişmesinde etkili olan pek çok faktör vardır. Bu faktörlerin neler olduğu ve ne tür ilişki içinde olduğunun ortaya konulmasını özsaygı çerçevesinde sizler için ele aldık. Yazımızda Özsaygı Ne Demek? Özsaygı Nasıl Kazanılır? Benlik Nedir? Kişilik Nedir? sorularını cevapladık.

    ÖZSAYGI NEDİR?

    İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında kendinin ve çevresindeki hayatın farkında olması gelir. Bu biliş anne karnında başlayarak hayatın her evresinde gelişerek devam eder. İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk anda anne karnında duyduğu seslerin kaynağını keşfetmekle algılarını anlamlandırmaya başlar. Bu algılar benlik gelişiminin ilk safhasını oluşturur.

    Özsaygının Yapısı

    Kendini bilen, güçlerini, yetenek ve imkanlarını iyi tanıyabilen insanda güven duygusu tamdır. Kendisine saygısı olan ve güvenen herkes, karşılaştığı engelleri kolayca aşabilir, sorunlara gerçekçi çözümler bulabilir. Değer ve güven gereksinimine doyum bulan insan, iş hayatında başarılı olmak, üst kademe yöneticiliğine çıkmak, üstünlük ve etkinlik kazanmak için çaba harcar. Saygın, bilinen, tanınan ve beğenilen bir kişi olmak ister. Böylece hem güven duygusunu sürdürür hem de kendisini geliştirmek için gerekli gücü bulur. İnsan saygınlık gereksinimini bedensel ve zihinsel gücüyle yada her ikisiyle birlikte doyurmaya çalışır . Bu nedenle bireyin özsaygıyı doyurma çabası bireyin ve toplumun gelişmesi ve zenginleşmesi için gerekli ve önemli hale gelir.

    Self kelimesinin Türkçe karşılığı “öz” dür. Bu kelimeden türetilen kelimelerin çokluğu ve çevirideki zorluklar nedeniyle aynı kavram için kullanılan farklı terimlerin yada farklı kavramlar için aynı terimin kullanılmasına neden olmuştur. Teorisyenler özsaygıyı (self-esteem) benlik (self-concept) kavramının bir alt kolu olarak incelemişlerdir. Kimi araştırmalarda da özsaygı ile özgüven (self-confidence) kavramları aynı anlamda kullanılmıştır. Özsaygı ve özgüvenle ilgili tanımlara bakıldığında, özgüvenin karşılaşılan durumların üstesinden gelmeye yarayacak uygun davranış ve değerlendirmeleri ortaya koymaya yarayacak, kişinin sahip olduğu kabiliyetlerine olan inancı olduğunu görmekteyiz. Özsaygı ise özgüveni de kapsayacak şekilde bireyin sahip olduğu olumlu yada olumsuz özelliklerin farkında olması ve bunları bir değer olarak görmesidir. Bu tanımı daha genişletecek olursak, Maslow’a göre özsaygı güç, başarı, yeterlilik, ehliyet, üstünlük, ustalık, özgürlük, bağımsızlık için duyulan arzudur. Rogers özsaygıyı, kişinin kendini kabul etmesi, sevmesi ve değerli görmesinin bir boyutu olarak görür. Pope, Jame’in çalışmasını yenileyerek özsaygıyı, algılanan benlik ile gerçek arasındaki farklılıkların farkına varılması olarak tanımlamıştır. Mruk, Frey, Carlock özsaygıyı değerlilik ve yeterlilik algısı olarak kabul eder. Coopersmith özsaygının bireyin kendini değerlendirmesi ve bu değerlendirmeleri sonucunda koruyucu (savunucu) davranışlar geliştirdiği kompleks bir süreç olduğunu söylemiştir. Baumeister özsaygı kavramını biraz daha açarak, bireyin kendisiyle ilgili olarak narsisizm, çekingenlik, kendini beğenmişlik gibi olumsuz özelliklerde dahil olmak üzere samimiyetle sahip olduğu bütün özelliklerini kabul etmesi ve bu özelliklerle kendini değerli hissetmesi olduğunu söylemiştir.

    Bütün bu tanımların ortak noktası bireyin değişik kaynaklardan ve deneyimlerden elde ettiği bilgileri anlamlandırması ve kendisi için olumlu yada olumsuz bir değer haline getirmesidir.

    Yaşam boyu süren deneyimler neticesinde birey olgunlaşır. Olgun insan, gelişme sürecini doğal aşamaları içinde gerçekleştiren kişi olarak kendini değerli bulur, kendine saygısı vardır ve kendini olduğu gibi kabul eder. Yani özsaygı olgunluğun bir göstergesi haline gelir.

    Özsaygının Oluşumu

    Özsaygı, benlik gelişiminin önemli bir parçasıdır. Özsaygıyla ilgili değerlendirmeler doğumla başlar ve ölene kadar devam eder. Ancak özsaygı oluşumu çocukluk ve ergenlik döneminde çok daha önemlidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki erişkinlik döneminde genel özsaygı düzeyi değişime karşı daha dirençlidir [40]. Linton’a göre bireyin ilk deneyimleri, onun kişiliği dolayısıyla özsaygısı üzerinde uzun süren kalıcı bir etkide bulunur ve benzer deneyimlere maruz kalan bireylerde benzer kişilik biçimleri yaratır. Bu açıdan bireyin çocukluk ve özellikle ergenlik çağında, öz saygısının arttırılması hem birey hem de toplum için büyük kazanım olacaktır.

    Burn’s göre özsaygı çocuğun temel gelişiminin ve kişiliğinin oluşması için önemli, kompleks bir süreçtir. Bu süreç daha çok çevrenin etkisi altında şekillenir. Rosenberg, özsaygının oluşumunu etkileyen dört unsurdan bahsetmiştir. Bunlar; çevrenin tepkisi, toplumsal tutum ve değerlerin içselleştirilmesi, önem verilen ve ilgi duyulan alanlar ile bireyin özellikleri ve son olarak da bireyin kendi başarı ve başarısızlıklarına olan algısıdır. Maslow ise özsaygının iki kaynağı olduğunu söyler; birincisi, bireyin önem verdiği kişilerden gördüğü sevgi, saygı ve kabul edilme, ikincisi ise bireyin yetkinlik ve başarı duygularıdır. Horney özsaygının, diğerlerinin birey hakkında vardıkları yargıların sonucunda bireyin bu yargıları algılaması ve değerlendirmesiyle oluştuğunu söylemiştir. Benzer şekilde Rosenberg özsaygı oluşumu için çevreden alınan tepkilerin önemine değinmiştir. Bu durumda özsaygı doğrudan başarı yada başarısızlıkla değil, diğerlerinin bu duruma verdikleri tepkiyle ilgilidir. Bireyin özsaygısı cinsiyet, etnik köken, yaş, sosyoekonomik durum, genetik (fiziksel) boyut, sağlık gibi bireyin kontrolünde olmayan faktörler ile, aile ilişkileri, çocuk yetiştirme yöntemi, eş, akraba ve arkadaşlarla olan ilişkiler, ev ve sosyal çevre ile iş ortamından oluşan çok geniş bir çerçeveden etkilenir.

    Bireyin fiziksel, sosyal ve duygusal gelişiminin sağlıklı olabilmesi çevresel koşulların olumlu olmasıyla yakından ilgilidir. Maslow’un beş kademeden oluşan ihtiyaçlar hiyerarşisinde (Şekil-11) özsaygı ihtiyacı fizyolojik ihtiyaçlar, güven ihtiyacı, sevgi ve ait olma ihtiyaçlarından sonra gelmektedir [12]. Bu ihtiyaçların karşılanmasıyla birey kendini gerçekleştirebilmektedir. Temelden başlayarak bir alt kademedeki ihtiyaç karşılanmadan bir üst kademedeki doyuma ulaşılamaz. Onun içindir ki özsaygının oluşabilmesi için temel ihtiyaçların karşılanması gerekir. Özsaygıyı arttırma çabası ise bireyin kendisini yetkin, değerli ve başkaları tarafından sevilen biri olma ihtiyacından doğar . Özetle özsaygı kendini gerçekleştirmenin bir alt koşuludur.

    Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

    1. Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı
    2. Özsaygı İhtiyacı
    3. Sevgi ve Ait Olma İhtiyacı
    4. Güvenlik İhtiyacı
    5. Fizyolojik İhtiyaçlar

    Aile içi streslere, sosyal baskıya, normal dışı davranışa maruz kalan çocukların sağlıklı davranışlar sergilemesini beklemek hata olur. Fizyolojik ihtiyaçları karşılanmamış, ailesi ve çevresi tarafından korunmayan, sevgi görmeyen, yeterli bakım ve ilgiden uzak, sürekli olumsuz eleştiriye maruz kalan, baskı ve korku altında yetişen çocuklarda özsaygı gelişimi en az seviyede olacaktır. Özsaygının zedelenmesi ortaya endişe, yalnızlık, suçluluk ve depresyon duygusunu çıkarır. Rosenberg düşük özsaygının stres, psikolojik ve duygusal üzüntüler ile ilişkili olduğunu belirtmiştir [33 s.288]. Çocukluk çağındaki düşük özsaygı, çocuğu sağlıksız, normal dışı sosyal davranışlara (sigara içme, şiddet gösterme, uyumsuzluk, başarısız akademik durum, depresyon, intihar, hamile kalma gibi) itmektedir.

    Leary’e göre, herkesin ilişki kurmaya, hayatında önemi olan kişiler tarafından kabul edilmeye ihtiyacı vardır. Rosenberg’in de söylediği gibi özsaygının temelinde sosyal olarak kabul edilme, değerli görülme yatar. Benzer şekilde Horney’de özsaygı oluşumundaki temel düşüncenin, bireyin kendine değer vermesi ve diğerleri tarafından değer görmesi olduğunu söylemiştir. Düşük özsaygı, sağlam olmayan sevgi bağı ve zayıf ait olma (bağlılık) duygusundan kaynaklanmaktadır.

    Bireyin kendisi için iyi düşünceler beslemesi, zorluklarla baş etmek için kendinde o kadar fazla güç ve kabiliyet bulmasını sağlar. Eğer birey kendini yeterli hissediyorsa yeni deneyimler ve mücadelelere atılmakta hevesli olur. Yüksek özsaygı başarının artması, sağlıklı ve üretken davranışların sergilenmesine yardımcı olu. Özsaygısı yüksek kişilerin kendileri ile barışık, çevreleri ile uyum içinde, olaylara gerçekçi gözle bakan, zorluklar karşısında kolayca vazgeçmeyen bireyler oldukları, ayrıca akademik olarak başarılı, potansiyellerinin farkında olarak yaşadıkları genel kabul gören bir olgudur. Yüksek özsaygılı kişiler kendilerini değerli, saygın, hata ve doğrularının farkında olan kişiler olarak görürler. Düşük özsaygılı kişiler ise kendilerine saygıları olmayan, sadece zayıflıklarını ve eksikliklerini gören kişilerdir. Coopersmith özsaygısı düşük olan bireylerin kendi durumlarını değiştirip geliştirecek içsel güçlere ve kaynaklara sahip olmadıklarına veya bunları kullanabileceklerine inanmadıklarına dair bir tutum sergilediklerini söylemiştir.

    Yüksek özsaygılı kişiler, kendi yetersizliklerinin bilincindedirler ve başarısız, yetersiz oldukları durumlarda bu bilişi kullanırlar. Bu biliş kendilerine zararlı olacak bilgi ve deneyimlerden uzak durmayı yada önlem almayı sağlayacak bir tampon görevi görür. Örneğin özsaygısı yüksek olan öğrenci zayıf aldığı sınav sonrasında bu sonucun gerçek durumu yansıtmadığını, kimliğiyle uyuşmadığını düşünerek, korku, sıkıntı ve endişeden uzak durur ve daha çok çalışarak iyi not alarak kişiliğini tekrar doğrulamaya çalışır.

    Özsaygısı yüksek bireylerin kendilerinden beklentileri gerçekçidir, davranışlarının sorumluluğunu alırlar, eleştiriye açıktırlar ve hayatlarını kontrol edebilirler. Düşük özsaygılı kişiler ise kendilerini başarılı hissetmek için başkalarının onayına ve beğenisine ihtiyaç duyarlar. Başarısızlıktan korkar, eleştiriye tahammül edemezler .

    1. Benlik Kavramı Nedir? Benliğin Tanımı

    Benlik, bireyin kendi tecrübesi ve çevresinden gelen yorumlar doğrultusunda kendisi hakkında edindiği algıların bütünüdür [30, s.204]. Başka bir deyişle benlik, bireyin kendi kişiliğine ilişkin kanılarının bütünü, bireyin kendisini tanıma ve değerlendirme şeklidir. Bireyin benlik duygusu altı ana başlık altında gelişir;

    1. Fiziksel Benlik (görünüş, beden ölçüleri ve biçimi, göz rengi, saç rengi gibi)
    2. Duygusal Benlik (sevilebilecek, çekici, ilginç birisi olup olmamak)
    3. Entelektüel Benlik (zeki, parlak, dünyanın bazı yönlerini kavrama yeteneğine sahip olup olmamak)
    4. Davranışsal Benlik (becerikli, yeterli, bağımsız, dikkat çekici olup olmamak)
    5. Sosyal Benlik (kendine özgü olma duygusu, aşağılık, yükseklik veya görünmezlik duygusu)
    6. Yaratıcı Benlik (uzlaşmacı olup olmamak, başkalarına benzemekten veya özgün olmaktan hoşlanmak, insanları memnun etmeğe çalışan veya her işi kendi bildiği gibi yapan biri olmak)

    Doğum ile başlayan benlik oluşumu iki boyutta gerçekleşir. Birinci boyut sosyal çevre tarafından bireye tatbik edilen rol neticesinde oluşan benliktir. Toplumsal yaşantılar sonucunda kazanılan bir olgudur. Birey davranışları neticesinde kendisine gösterilen tepkiler, yapılan yorumlar ve varılan yargılar sonucunda bir rolü oynamaya zorlanır. Sosyal toplum içinde önemli olan olumlu yada olumsuz hem toplum hem de bireyin kendi değerlendirmelerinin tutarlı olmasıdır. Sosyal ilişkilerde, bireylerin kendisinden umulan davranışları sergilemesi beklenir. Zamanla bireyin bu role inanması ve kabullenmesi benliğin oluşumunu sağlar . George Herbet Mead’in (1934) “ayna benlik” olarak tanımladığı bu durum diğerlerinin birey hakkında vardıkları yargıların birey tarafından algılanması ve yorumlanması sonucunda oluşur. Kişinin benliği ile ilişkide bulunduğu insanlar tarafından gönderilen mesajlar arasında fark olursa, bu sosyal ilişkilerde yanlış anlama, anlaşılma ve uyumsuzluk korkusu yaratır ve bu da rol çatışmasına neden olur.

    Benliğin ikinci boyutu ise Gergen’in de ifade ettiği gibi bireyin iletişim, tecrübe, bilgi, eğitim ve öğretim sonucunda kendisini geliştirerek, sosyal mukayese yapacak duruma gelmesi ve kendi değerinin farkına varmasıyla benliğini oluşturmasıdır [34]. Diğerlerinin görüşleri ve sosyal mukayese ile varılan kendini biliş, sosyal farklılaşma ihtiyacı ile bireyin kendine özgü özellikler ortaya çıkarmasına neden olur. Böylelikle kişilik oluşmaya başlar.

    2. Kişilik Nedir? Kişiliğin Tanımı

    Kişilik (personality) kelimesinin kökü, Latince’deki “persona” kelimesine dayanmaktadır. Eski Roma tiyatrosunda sahne ile seyirci arasındaki mesafe fazla olduğundan, oyuncunun yansıttığı role uygun yüz mimik ve ifadeleri seyirci tarafından görülemiyordu. Bu nedenle oyuncular sergiledikleri rolün karakterine uygun maske kullanarak rollerini ifade ederlerdi. Kullanılan bu maskeye “persona” denilirdi ve karakterler arasındaki farklılıkları göstermeye yardımcı olurdu. Kişilik, benlik kavramından ortaya çıkan bireyi diğerlerinden ayıran belirgin, değişmeyen ve tutarlı özelliklerinin tümünü ifade eder.

    Freud kişiliğin id (alt benlik), ego ve süper-egodan meydana geldiğini ileri sürmüştür. Freud’a göre insan davranışı, bireyin biyolojik olarak, hiçbir baskı altında kalmadan ortaya çıkan doğal dürtü ve hislerinin (id), yaşadığı toplumundan öğrendiği ahlaki ve iyi özelliklerle (süper-ego) çekişmesinin neticesinde oluştuğunu söylemiştir. Başka bir deyişle bireyin kendi yapmak istedikleri yani id’i ile, toplumda bireyin ne yapması gerektiğinin belirleyicisi olan süper-ego’su sürekli olarak çekişecektir. İşte bu noktada bu çekişmenin sürekliliğini engelleyecek, dengeleyici olgu olarak ego karşımıza çıkmaktadır. Freud egoyu, id’in engelleyicisi ve kısıtlayıcısı olarak tanımlamıştır. Bireyin zihinsel sağlığı ve davranışlarının düzenliliği ego’nun iyi işlemesine bağlıdır. Şayet ego düzgün işlemezse kişi kendini sürekli olarak bir çekişme içinde bulacaktır, bu da genel olarak memnuniyetsizliğe, kendini değerli görmemeye neden olur.

    Kişilik doğumdan ölüme kadar devam eden, eğitim, öğretim, çevreyle etkileşim ve tecrübeyle gelişebilen dinamik bir süreçtir. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, temel kişilik gelişiminin en yoğun olduğu dönem çocukluk ve ergenlik dönemidir. Rosenberg’e göre benliğin her elementi, bireyin kendisi tarafından özellikle çocukluk ve ergenlik çağı boyunca kendi değerini bulma yönünde değerlendirilir ve yargılanır. Bu değerlendirmeler ve yargılar sonucunda varılan nokta bireyin özsaygı düzeyini belirler.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap