İstanbul Gülhane Parkı'nın Tarihi ve Topkapı Sarayı'ndaki Yeri - Önemi
Seyahat

İstanbul Gülhane Parkı'nın Tarihi ve Topkapı Sarayı'ndaki Yeri - Önemi

08 Şubat 2021 14:13
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Gülhane Parkı İstanbul'un en gözde parkıdır diyebiliriz. Zamanında bu park padişahların sarayının bahçesi olma görevini üstlenmiş bir parktır. İstanbul Gülhane Parkı'nın tarihini sizlerle paylaştık. İyi okumalar dileriz.

    Gülhane Parkı'nın Tarihi ve Topkapı Sarayı Açısından Önemi

    Gülhane Parkı; Topkapı Sarayı, Alay Köşkü ve Sarayburnu arasında yer alan parktır. Osmanlı devrinde İstanbul’da her ev veya konakta olduğu gibi padişahlara ait saray, kasır ve köşklerin de birer bahçesi olduğu bilinmektedir. Topkapı Sarayı’nın bahçesine “Hasbahçe” denilmektedir. Hasbahçe içindeki binalarda, ilim ve sanat öğretilmekteydi.

    Topkapı Sarayı’nın bahçesi olan dördüncü avlusunda köşkler ve ana yerleşim binaları tepenin üstünde, bahçeler ise eteklerde yer alırdı. Yeşillikler arasında tek tek köşklerle bağ kurulmuş ve kıyı saraylarıyla denize kadar bu ilişki uzatılmıştır. Eğim ise sedleme yöntemi ile çözülmüştür. Saraylar topluluğunun çevreleyen Hasbahçe bugün Gülhane Parkı olarak adlandırılmaktadır.

    Fatih zamanında başlayan çiçek sevgisi, diğer padişahlar zamanında da devam etmiştir. Çiçek türlerinin en iyileri seçilmiş olup Edirne’den gül, Halep’ten zambak, Maraş’tan sümbül soğanı, Kırım’dan lâle soğanları getirtilmiştir. Safa bahçelerinin içinde ve deniz kıyısında padişahların yazlık olarak yaptırdıkları köşkler ve küçük saraylar yer alıyordu.

    Bu yapılar topluluğunun genel konumu, çeşitli devirlerdeki eklemeler sebebiyle düzensizlik gösterir. Konum bağdaşmazlığıyla beraber, Avrupa’dan alınan yapı stillerinin uyuşmazlığı da göze çarpar. Saray yapıtlarının ve bahçelerinin düzenlenmesinde tam bir Türk niteliği yoktur. Köşk ve diğer pavyonların yapımından önce, bahçe düzeni barok etkisinin henüz sokulmadığı Türk özelliklerini taşıyordu. Önemli bir Türk peyzaj öğesi olan su ise, sonraki devirlerde de olduğu gibi, her yerde cömertçe kullanılıyordu. 1819’daki planlara göre, Topkapı Hasbahçesi’nin doğal stilini (Türk benliğini) kaybetmediği anlaşılır.

    Fakat bir süre sonra Hasbahçe Avrupalı mimarların etkileri ile yeniden düzenlenmiştir. 1840’larda Hasbahçe mimarı bir Alman’dı. 1855’teki plana göre ise artık doğal stilde değil, klasik stilde düzenlenmiş durumdaydı. Yani Türk niteliklerinden uzaklaşıp Avrupa’ya dönmüştür. Sultan Reşat devrinde de Gülhane Parkı ile Fransız bahçıvan başı Deroin uğraşmıştır. Buna rağmen Avrupa etkisinin girdiği yerler yalnızca safa bahçeleri olmuş, bunun dışındaki kısımlar aynı özelliklerini sürdürmüştür. Bağ ve sebze bahçeleri gibi fonksiyonel bahçelerin varlığı ise, güzellik ve kullanışlılığı birleştiren, Türk bahçesinin özelliğidir.

    Fonksiyonel bahçelerin, safa bahçelerinin yanında yer alması Avrupa bahçelerinde de görülür. 17. ve 18. yüzyılda da örneklerini veren sebzeliği, bağı, meyveliği ve koruluğuyla kendine yeterli park ve bahçeler bir yönden Topkapı gibi Türk saray topluluklarıyla paralellik gösterirler. Fakat Avrupa örneklerinde yapı, geniş arazinin içinde, arazi ile fazla ilgi kurmaksızın yapılırken, Türk örneklerinde bahçeler, saray yapıtlarını izlemiş olup, önce yapıt, sonra bahçe gelmiştir.

    17. yüzyılda bahçe planı geometrik bir esas eksen veya ona dik ikinci bir eksene dayanmaktadır. Bahçe bu eksenler etrafına kurulmuştur. Parterler yükseltilmiş, mermer veya taş kaldırımlı yollar ile çevrilmiştir. Eksenler su oyunlarıyla zenginleştirilmiş olup, iki eksenin kesiştiği nokta çoğu zaman bir havuz ile belirtilmiştir.

    Eksenler köşk, kamelya veya sel sebil motifleri ile sonuçlandırılmıştır. Bu motifler yükseltilmiş teraslar üzerine oturtulmuş olabilirler. Parterler dört köşe ve taştan çerçeveler içine alınmış, çiçek sandıkları ile süslenmiştir. Mimari unsurlar klasik Türk stilindedir.18. yüzyıl başında, su oyunlarının zenginleşmesi ve dantele şeklinde kıvrılmış tekne etekleri ile kendini ayırt etmektedir. Genel bahçe düzeni gene aynıdır. Yalnız plan belki biraz daha serbest olmuştur.18. yüzyıl ilerledikçe, Avrupa ve bilhassa İtalyan etkileri görülmektedir.

    Özel olarak su oyunlarında, teknelerin dantela gibi kıvrılmış ve dalgalanmış kenarları açık bir biçimde istiridye kabuğu ve rokayı andırmaya başlamıştır. Ancak temel kompozisyonda büyük değişiklikler yoktur. Taş ve teras bölümleri azalmış, çemenzer ve parterler büyümüştür. Yüzyılın sonuna doğru yabancı etkilerin kökleşmiş olduklarını görüyoruz. Barok hatlar ve biçimler, özellikle taş kısımları ve havuzlar köşkler üzerinde görünüyor. Gittikçe büyüyen çiçek ve parter tarlaları arada bir, fakat ölçülü bir şekilde bu hareketleri izliyor. Planda ise aksiyalite bırakılmamak şartıyla biraz daha serbesttir.

    19. yüzyılda kompozisyonun eski berraklığı yavaş yavaş bozulmaya başlar. Avrupalı bahçıvanların yanlarında getirdiği yeni bahçe elemanları yanında eski motifler hala terk edilmemiş olmakla beraber anlayışsız bir şekilde uygulanmaktadır. 1913 yılında Gülhane Parkı Sultan V. Mehmet tarafından halka açılması için Şehremaneti’ne verilir. Topkapı Sarayı’na ait olan bahçe Sultan V. Mehmet tarafından kente armağan edildiği zaman, Park’ın halka açılabilmesi için tüm bu alanda inşaat faaliyetleri başladığında Gotlar sütununun altındaki yamaçta, o zamana kadar bilinmeyen bir sarnıcın yanında yapı grubunun zemin katı kalıntıları ve çok sayıda yapı elemanı ortaya çıkmıştır. Gülhane Parkı’nın Şehremini (Belediye Başkanı) Dr. Cemil Topuzlu Paşa tarafından, halka açık bir bahçe olarak düzenlenmesi amacıyla başlatılan hafriyatın üç dönemde yapılması planlanmıştı. Söz konusu kalıntılar hafriyatın 2. döneminde ortaya çıkmıştır. Cemil Paşa söz konusu yerde, Saray’ın GGülhane Bahçesi’ne açılan 4. Kapısı önünde, Sultan Hamit’in yaptırdığı 4 büyük kışlayı ve Saray’ın etrafındaki set, set duvarlarını yıktığını, bu duvarlardan birini yıkarken eski bir kilise harabesi ile ,10 sütunlu büyük bir sarnıca rastladığını belirtmektedir. Bu hafriyat sırasında pek çok eski eser ve bahçe zarar görmüştür. Kalıntının bilimsel yayımını yapan Unger, hafriyatın üç devrede gerçekleştiğini, 1913 yılında Soğukçeşme Kapısı – Demirkapı arasında kazı yapıldığını ve Park Sarnıcı’nın bulunduğunu. Kasım 1913’ten sonra Sarayburnu ve Gotlar Sütunu’nun bulunduğu yokuşu içine alan bölgenin park haline getirildiğini, çıkan antik buluntulardan birinin, Gotlar Sütunu’nun batısında, Bizans ve Türk karışımı temellerin Türk saray kalıntılarıyla örtülmüş olarak bulunduğu yerde, diğerinin Sarayburnu’ndaki surların yıkıntısı ve önündeki molozun kaldırıldığı yerde olduğunu anlatır. 

    Parkın iki giriş kapısı vardır. Parkın Sarayburnu kısmı eskiden Sirkeci demiryolu hattı üstünden bir köprü ile bağlıydı. Bu kısım sonradan sahil yolunun açılmasıyla (1958) parktan ayrılmıştır. 1950’lerde parkta yapılmaya başlanan “bahar ve çiçek şenlikleri”nden bir süre sonra vazgeçilmiştir. 1987’den itibaren de Büyükşehir Belediyesi çeşitli etkinliklerin yer aldığı “Gülhane Şenliği”ni düzenlemeye başlamıştır.

    2001 yılı Temmuz ayında başlanan yeniden düzenleme çalışmaları öncesinde; parkın ortasından geçen ağaçlı yolun sağında ve solunda çeşitli gazinolar, dinlenme yerleri, yazın kukla-karagöz temsilleri veren bir tiyatro, çocuk bahçesi, küçük bir hayvanat bahçesi, kahvehaneler, Tanzimat müzesi, botanik bahçesi, Aşık Veysel Şatıroğlu’nun heykeli ve akvaryum olan sarnıç yer almaktaydı. 

    Gülhane Parkı'na Nasıl Gidilir? 

    Adres: Cankurtaran, Kennedy Caddesi, 34122 Fatih/İstanbul

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap