Haydar Ergülen Kimdir? Haydar Ergülen'in Hayatı ve Eserleri
SOSYAL MEDYA

Haydar Ergülen Kimdir? Haydar Ergülen'in Hayatı ve Eserleri

01 Şubat 2021 12:34
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Haydar Ergülen'in Hayatı 

    Ergülen, 14 Ekim 1956’da Eskişehir’de doğmuştur. Öncelikle Eskişehir onun şiirinde şehrin onda bıraktıklarıyla ilgili olarak şiirinin havasını Eskişehir’in eski/şehirliğinden aldığını söyler. Eskişehir’deki Kurtuluş Mahallesi’nde büyümüştür ve bu mahallede farklı etnik gruba ait insanların huzur içinde yaşaması sebebiyle burayı ‘vatan’ gibi sevdiğini söyler. Annesi Nazlıgül Hanım babası Hasan Bey’dir. Annesi Nazlıgül Hanım’dan mülhem şiirlerinde gül metaforunu çok kullanır. Anne onun şiirinin gizli/açık öznesidir. Anne onun içe dönük yapısını dışarı çıkarandır. Ergülen’i annesi 17 yaşında dünyaya getirmiştir bu sebepten şair annesini belli bir yaşa gelene kadar abla sanır. Ergülen’in şiirinde sözünü ettiği ‘çocuğuyla birlikte büyüyen anneler’den biri de Nazlıgül Hanım’dır. Anne izleğinin geniş açılımlarını izleklerin incelendiği bölümde vereceğiz. Babası Hasan Usta, Eskişehir Sanayi Çarşısı’nın ustacılarındandır. Ergülen babasının bir ömür ‘hayatı onarmaya’ çalıştığını söyler. Onun hayata bakışında, şiirinin kapsayıcı, hoşgörülü yönünün beslenmesinde Ergülen babasının etkili olduğunu söyler ve ‘Çocuklar ve Babalar’ adlı bir yazısında babasından şöyle bahseder: “ Ben şimdi bu yazıyı bir çocuk-baba olan, arkadaşım olan, iyimserliği, hoşsohbeti, 67 yıldır gülen kara gözleri, elbette rindliğiyle, Bektaşi babalarını aratmayan genişliği, hastane odasında acı içindeyken bile, esnaftan bir hastanın Çingeneler için söylediği sözler karşısında, ‘Herkes eşittir, Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Hıristiyanı, Müslümanı, Çingenesi’ diyerek bütün azınlıklara ve haklara sahip çıkışıyla, adını ‘Mavi Hasan’ koyduğum babam için yazdım.”1 Ergülen’in şiirlerinde göreceğimiz bölünmüşlüklere olan örtülü isyanın onun küçük yaşlarda babasından ve büyüklerinden gördüğü terbiye ile ilgilidir. Ergülen’in annesinin babası Hüseyin Efendi bir Alevi dedesi olması onun küçük yaşta bu kültürü benimsemesinde etkili olmuştur. Dedesini ‘Budala’ mahlasıyla tasavvuf şiirleri yazmaktadır. Ergülen dedesiyle ‘Görgü Cemleri’ne katılır. Dedesinden dinlediği deyişler, nefesleri harmanlayıp şiirlerinde kullanır. Onun şiirindeki hassaslığın, dışarıya karşı korkulu ve kötülüğü kabullenemez oluşunda aile yaşamının ona verdiği güven olduğu anlaşılmaktadır. Birbirine bağlı, hoşgörü sahibi aile bireylerinin yanından sokağa açılma Ergülen için çok zor olur. Eskişehir’de baba ve annesiyle birlikte yaşadığı zamanları şöyle ifade etmektedir: “

    Kel Hasan, benim ‘Babam ve Ustam’, kaporta tamirhanesi bir çırak bahçesi gibiydi, babamsa bir çocuk bahçesi oldu, oyun, haylazlık, şaka, yaramazlık, eğlence serbest, büyüklenmek, asık surat, otorite, her türden faşizm yasak oldu Kel Hasan’ın bahçesinde. Bir de Gül bahçesi annem. Soğuklar gitsin, gönüller bahara yüz tutsun, yine o bahçede, Eskişehir’de domates, biber, hercaimenekşe, akşamsefası çiçekler, kiraz, ayva, nar olacak, ‘cemi cümle bir sofrada kurulacak...”2 Ergülen’in bu ifadeleri şiirlerini okuduğumuzda daha da netlik kazanmaktadır. Şairin şiirinde yoğunlukta kullandığı kelimelerin hemen hepsi sözünü ettiği babası Kel Hasan’ın bahçesinde ve annesi Gül bahçesinde olanlardır. Dolayısıyla Ergülen için ana ve baba yurdu doyuma varamadığı yerdir. Hep oranın özlemiyle yaşar ve hatta onlarla edindiği her güzelliği şiiriyle yaşatmaya çalışır. Evin ilk çocuğu olan Ergülen’in Kemal, Halil, Ali, Dilek ve Nazan isminde kardeşleri vardır. Onlarla birlikte Kel Hasan’ın ve Gül Hanım’ın bahçesinde büyür. Kardeşleri arasında da çok iyi bir diyalogun ve sevginin olduğunu söyleyen Ergülen şiirlerinde kardeşlerine de atıflarda bulunur.

    Ergülen’in şiire başlaması çocukluk yıllarında olur. Öncelikle kendi deyimiyle Kurtuluş İlkokulu’nun ‘resmi şairi’dir. Önemli gün ve haftalarda muhakkak şiir yazar ve bunları yapılan törenlerde okur. Ayrıca şiir anlayışının gelişmesinde şiire düşkün olan Zeki Dayı’sının etkisi vardır. İlkokuldayken üniversite öğrencisi olan dayısının kitap dolabını ondan gizli açar ve oradaki kitapları okur. Pir Sultan Abdal, Baki, Mevlana, Karacaoğlan şiirlerini dayısının kitaplığı sayesinde okur, tanır. Halk, divan ve tasavvuf şiirine merakı bu şekilde başlar. Daha ilkokulda şiir ve çeşitli düzyazı denemeleri vardır. Bunun etkisi tabii ki onun ailesinde okumaya düşkün babası, dedesi ve dayısının olmasıdır. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Fakir Baykurt’u babası sayesinde tanıdığını söyler. Dolayısıyla şairin istidatları da bu yönde gelişir. Ortaokula 1968’de Eskişehir’de 19 Mayıs Ortaokulu’nda başlar. Bu yıllarda okuduklarından ve okuldaki hocalardan dolayı ‘hayli solcu’ olduğunu söyler. O yıllardaki ‘edebi, siyasi, hayati’ en yakın arkadaşım dediği Şahin’le ‘Ekin’ adını verdikleri haftalık bir duvar gazetesi çıkarırlar. Bu dönemde sıkı ‘Öztürkçeci’ olduklarını söyler. Birçok şiirinde atıfta bulunduğu Şahin öldükten sonra çok üzülür ve onun için şiir yazar. Ondan sonra da hayatta yarım kaldığını düşünür ki sahip olduğu her şeyi yitirdikten sonra şairde oluşacak his budur. Hatta Şahin’in demiryolu kazasında ölmesinin üzerine Ergülen tekrar şiire başladığını söyler. Lise’den sonra asıl onun için sıkıntılı dönemler başlar. Yani çocukluğundaki saf ortamdan artık ayrılmıştır ve kendi deyimiyle ‘dünyanın koynuna düşer.’ 1971’da Ankara’ya Aydınlıkevler Lisesi’ne sürülür. Eskişehir’de lise 1. sınıftayken Deniz Gezmiş ve yoldaşları için daktilosunda yazdığı bildirileri sınıf arkadaşlarına dağıtırken ihbar üzerine gözaltına alınır. 14,5 yaşında böyle bir talihsizlik yaşayan şair, birçok kitabına el konulduğunu söylemektedir.

    Ergülen 1971-72-73 yıllarında ‘Erkan Güçlü’ takma adıyla Eskişehir’de yayımlanan ‘Deneme’, Ankara’da yayımlanan ‘Gelişme’ dergilerinde çeşitli yazılar yazar. İlk yazısını 1971’de Yeni Ortam gazetesinde Mehmet Can takma adıyla yayımlar. Turan Oflazoğlu’nun “Sokrates Savunuyor” adlı oyunu üzerine aydın olmanın sorumluluğundan bahseden bir yazı olduğunu söyler. Deneme dergisinde ‘Fahrünnisa Gazeli’ adlı ilk şiirini Umur Erkan takma adıyla, ‘Bir Tahkiye’yi Havadis’ adlı hikâyemi ise Erkan Güçlü imzasıyla yayımlar. Bu yıllarda Sartre, Kafka, Ionesco gibi yazarları, Alain Robbe-Grillet gibi Fransız yeni romancıları okuduğunu belirtir. Edebiyat ve şiir hevesinin gelişmesinde ortaokul Fransızca öğretmeni Rukiye Gül Yönel’in etkili olduğunu, hocalarının ona ‘bir devrimcinin mutlaka bir ya da iki yabancı dili çok iyi öğrenmesinin gerekli olduğunu sıklıkla hatırlattığını ve bu nedenle Şahin’le hocalarının gözüne girmek için ne bulsalar okuduklarını söyler.

    1976’da girdiği ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden 1982’de mezun olur. Üniversitede çok aktif bir öğrencidir. Üç yıl öğrenci temsilciliği yapmıştır. ODTÜÖTK Edebiyat Kulubü’ne üye olduğu arkadaşlarıyla çeşitli etkinlikler düzenlerler. Fakat bu kulüp de sıkıyönetim sebebiyle kapatılır. Bu dönemde “Kaçak” adlı tek sayılık bir edebiyat dergisi çıkarırlar. İlk şiirleri “Felsefe Dergisi” ve “Somut”ta yayımlanır. “Türk Dili”, “ Yusufçuk”, “Varlık” gibi dergilerde de yazmaya başlar. Ergülen’in çeşitli dergilerde bu şekilde dikkat çekmesi birçok şairle de tanışmasını sağlamıştır.

    1981’de Gösteri Dergisi’nin düzenlediği Gençler arası Şiir Yarışması’nda “Unutulmuş Bir Yaz İçin” adlı şiiriyle olur. Yarışmada Murathan Mungan “Sahtiyan” adlı şiiriyle birinci olmuştur. Bu yıl içerisinde ilk şiir kitabı “Karşılığını Bulamamış Sorular”ı yayımlar.

    Üniversiteyi bitirdikten sonra Eskişehir’e döner ve Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde asistanlığa başlar ve Reklamcılık ve Halkla İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına kaydolur. Hocası Ersin Salman’ın iknasıyla asistanlığı bırakır ve 1983’te Ajans Ada’da reklam yazarlığına başlar. İstanbul’a geliş Eski/şehir’den ayrılış demektir ve şair için tabii ki çok zor olmuştur. 1983’te Adnan Özer ve Tuğrul Tanyol’la “Üç Çiçek” dergisini çıkarmaya başlar. 1985-1986 yılları arasında 12 ay Kıbrıs’ta yedek subay olarak askerlik yapmıştır. Askerlerin birbirini ‘Hafız’ olarak çağırmaları dikkatini çekmiştir ve askerden sonra da sevdiği herkesin adı ‘Hafız’ kalmıştır onun için. 1987’de V.B.Bayrıl, Osman Hakan, Orhan Alkaya, Ali Günvar ve Seyhan Erözçelik’in hazırladıkları “Şiir Atı” dergisinin yayın kuruluna girer. Haftalık Expres gazetesinde Düzyazı:100 Yazı adıyla 100 deneme yayımlar. Çeşitli şiir ve edebiyat dergilerinde, Cumhuriyet Kitap ekinde şairler, şiirler, dizeler, kitaplar hakkında çok sayıda metin yazar. Radikal gazetesinde 10 yılı aşkın “Açık Mektup” adını verdiği köşesinde haftada bir yazı yayımlar. Birgün ve Star gazetelerinde de bir süre köşe yazarlığı yapmıştır.

    1993’te İdil Hanım ile tanışır ve 1996’da İdil Akaoğlu ile evlenir. İdil Hanım’la çok mutlu bir evliliği vardır ve eşine yazdığı şiirler de bu bağlılığın göstergesidir. 10 Kasım 2007’de Nar dünyaya gelir. Haydar Ergülen şiirinin sembolü niteliğinde olan ‘nar’ ı kızına ad olarak koymaya karar verirler. Bu adı teklif eden de İdil Hanım’dır. Nar olana kadar ‘Mısır ve Kiraz’ adlı sokak kedilerini sahiplenen Ergülen ‘Evliyim ve iki kedi babasıyım” derken, Nar’dan sonra ‘Nar’ın babası’ olarak kendini tanıtır.

    2005’te 23 yıl boyunca sürdürdüğü reklam yazarlığını bırakır ve SSK’dan emekli olur. AdSchool Reklamcılık Okulu yüksek lisans programında “Yaratıcılık ve Yazı” , Boğaziçi Üniversitesinde “II.Yeni’den Günümüze Türk Şiiri” dersleri; Bahçeşehir ve Kadir Has Üniversitelerinde “Şairin Hayatı”, “Yazı Biçimleri”, “ Düşünce Hayatımızdan Portreler” gibi dersleri veriyor. Ergülen festival, söyleşi, panel, şiir yarışması gibi birçok etkiliğe yurtiçinde ve yurtdışında katılmıştır. Şiirleri İngilizce, Almanca, Korece, Farsça, Hollandaca, Azerice dillerine çevrilmiştir. Kendisi de bir kısmı dergilerde yayımlanan İngilizce’den şiir çevirileri yapmıştır. Uluslararası Antolojilerde şiirleri yayımlanmıştır.

    Ergülen’in yaşamına genel olarak baktığımızda yakın çevresi okumaya, şiire ilgilidir. Gelenek ve moderniteyi şiirlerinde bütünleştirdiğini gördüğümüz şairin gelenek bağı aileden gelmektedir. Hayata atıldıktan sonra da birçok popüler dergide boy göstermesi, onun öncesinde okul hayatının da edebiyat alanında çok aktif geçtiğini görmekteyiz. Şiirle, yazıyla yoğrulmuş, hemhal olmuş, donanımlı hale gelmiş bir şair ile karşılaşırız.

    Haydar Ergülen'in Şiir Kitapları

    • Karşılığını Bulamamış Sorular (1981)
    • Sokak Prensesi (1990)
    • Sırat Şiirleri (1991)
    • Kabareden Emekli Bir Kızkardeş (Lina Salamandre adıyla, 1995)
    • Eskiden Terzi (1996)
    • 40 Şiir ve Bir… (1997)
    • Hafız’a (Hafız adıyla, 1999)
    • Karton Valiz (1999)
    • Ölüm Bir Skandal (1999)
    • Nar: Toplu Şiirler I (2000)
    • Hafız ile Semender: Toplu Şiirler II (2002)
    • Keder Gibi Ödünç (2005)
    • Yağmur Cemi: Seçme Şiirler (2005)
    • Üzgün Kediler Gazeli (2007)
    • Zarf (2010) Aşk Şiirleri Antolojisi (2011)

    Haydar Ergülen'in Düzyazıları

    • Haziran, Tekrar (2000)
    • Üvey Sokak (2005)
    • Düzyazı: 100 Yazı (2006)
    • Eski Yazı (2008)
    • Azıcık Cihangir (2010)
    • Trenler de Ahşaptır (2011)
    • Şiir Gibi Yalnız (2012)
    • Derdini Anlatamayanlar İçin Ansiklopedi: Paradoks Diyalektika (2012)

    Haydar Ergülen'in Aldığı Ödüller 

    • Gösteri Dergisi 2.lik Ödülü (‘Unutulmuş Bir Yaz İçin’ şiiriyle, 1981)
    • Halil Kocagöz Şiir Ödülü (‘Eskiden Terzi’ Kitabıyla, 1996)
    • Behçet Necatigil Şiir Ödülü ( ‘40 Şiir ve Bir..’ Kitabıyla, 1997)
    • Cahit Külebi Özel Ödülü (‘40 Şiir ve Bir..’ Kitabıyla,1997– Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülleri kapsamında)
    • Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü (‘40 Şiir ve Bir..’ Kitabıyla, 1998)
    • Dionisos Şiir Ödülü (2005)
    • Cemal Süreya Şiir Ödülü (‘Keder Gibi Ödünç’ şiir kitabıyla, 2006)
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap