Cannes Film Festivalinde En İyi Yönetmen Ödülünü Alan Nuri Bilge Ceylan'ın Sevilen 10 Filmi
DİZİ / FİLM

Cannes Film Festivalinde En İyi Yönetmen Ödülünü Alan Nuri Bilge Ceylan'ın Sevilen 10 Filmi

05 Şubat 2021 21:51
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Varoluşçu izlere filmlerinde sıklıkla rastladığımız isimlerden biri de kuşkusuz Nuri Bilge Ceylan’dır. Nuri Bilge Ceylan, 1959 yılında, İstanbul’da doğmuştur. Babasının işi dolayısıyla 2 yaşından 10 yaşına kadar Çanakkale’nin Yenice kasabasında çocukluğunu geçirmiştir. Kasabada geçirmiş olduğu yılların yansımalarını filmlerinden görmek mümkündür. Yenice’deki eğitim imkanlarının kısıtlı olması İstanbul’ a dönmelerine neden olmuştur. Gençlik yıllarında fotoğrafla ilgilenmeye başlayan Nuri Bilge, film çekmeye başlayınca gerçekçilik yolunu seçtiğini söylemiştir ve fotoğrafın sinema kadar gerçekliği kavrayamayacağını düşündüğünü belirtmiştir. Nuri Bilge Ceylan uluslararası başarılarıyla dünya çapında övgüler toplamış, 21.yy’ın en başarılı ve özgün sinemacılarından biridir. Nuri Bilge Ceylan'ın izleyiciler tarafından takdir edilen ve bir o kadar da sevilen 10 filmini sizler için derledik. Nuri Bilge Ceylan'ın En Çok İzlenen Filmleri, Nuri Bilge Ceylan'ın En İyi Filmleri ve Nuri Bilge Ceylan'ın Sevilen Filmleri Bunemi, sosyal içerik platformu  ile sizlerle.

    Nuri Bilge Ceylan'ın Sevilen 10 Filmi

    10. Koza (1995)

    Koza, 1995 yılında çektiği ilk kısa filmidir. Film, Cannes Film Festival’inde gösterilerek Türkiye’den yarışmaya seçilen ilk kısa film olmuştur. Siyah-beyaz ve diyalogsuz olarak çekilen bu film fotografik görüntüleri ile dikkat çekmiştir. Fotoğraf estetiğinin sinemaya yansıyan başarılı bir örneğidir. Seyrek diyaloglar, eylemin az, durağanlığın hâkim olduğu uzun planlar, profesyonel olmayan oyuncu tercihleri, sabit kamera açıları ileriki dönem Nuri Bilge Ceylan sinemasının karakteristik özelliğini belirleyecektir. Tüm bunlar bir nevi Nuri Bilge Ceylan sinema üslubunun alameti farikalarıdır; yaratmış olduğu karakterleri canlandırması için tercih etmiş olduğu kişiler annesi ve babasıdır. Tasvir ettiği karakterler arasındaki ilişkiler muğlak kalarak merak uyandırmaktadır. Film, doğrusal anlatıdan uzak, büyük dramatik çatışmalara yer vermeyen bir yapı sergilemektedir. Koza’da kullanmış olduğu doğaya ait sesler sinema anlayışının belirleyicileri olarak devam edecektir.

    Film, görüntüleriyle olduğu kadar kullanılan seslerin de anlam yaratmanın önemli belirleyicilerinden olduğunu işaret etmektedir. Kuş sesleri, rüzgârın uğultusu, suyun şırıltısı gibi doğaya ait seslerin kullanımı uzun süren sessizliklerin içinde kendisine diyalektik bir biçimde yer bulmaktadır. Filmde herşeye nüfuz eden melankoli ve yas havası, ölümün tesir ettiği hayatların başarılı bir resmedilişidir. Koza, ölüm ile birlikte gelen acının ve kederin önemli bir temsilidir. İnsanın faniliği, hayatın geçiciliği üzerine derin bir alegoridir.

    9. Kasaba (1997)

    Koza’dan sonra 1997 yılında çektiği Kasaba filmi yönetmenin ilk uzun metrajlı filmidir. Bu film taşra üçlemesi olarak adlandıralacak filmlerin ilkidir. Kasaba, yönetmenin çocukluğuna dair imgelere yer vermesi ile yarı otobiyografik bir özellik taşımaktadır. Film, Ceylan’ın çocukluğunu geçirdiği Yenice kasabasında çekilmiştir ve burada, taşranın temsil edilişi taşradan çok konunun ve bu kapsam içerisindeki insan ilişkilerinin ön planda olduğu bir taşranın temsilidir.

    Koza’dan sonra öykü odaklı bir anlatıma biraz daha yaklaşmış olsa da yarattığı sinematografi ile fotografik görüntüleri ön planda tutarak kendine özgü sinema dilini korumuştur. Diyologların oldukça az olduğu bu filmde de anlamlar görüntüler yolu ile ifade edilmeye çalışılmıştır. Filmde, yoğun sessizliğin içinde derin bir melankoli tüm varlığını hissettirmektedir. Karakterlerin değişken ruh halleri özlem ve melankoli atmosferinde dalgalanmaktadır. Bir sıla hasreti tasviridir, artık varolmayana özlem ile geleceğin belirsizliği ve umutsuzluğu arasında. Özlem, olmak istediği yerde olamama, geçmiş hayal kırıklıkları ve gelecek umutsuzlukları karakterlerde derin bir can sıkıntısı olarak kendini göstermektedir. Karakterlere hâkim olan bu yoğun can sıkıntısı, bıkkınlık ile birlikte vazgeçmeye, derin sessizlikler içinde kara kara düşünmeye dönüşmektedir. Ceylan, "Kasaba'da, nahif insanlara, yaşama, bilgiye, tarihe, ölüme, kültüre ilişkin felsefe yaptırarak, temel karşıtlıkları sorunsallaştırır. Bu ·yönüyle film, yaşama, insana, bilgiye, kültüre, ölüme ilişkin felsefi ve antropolojik bir bakış niteliği taşır."

    8. Mayıs Sıkıntısı(1999)

    Mayıs Sıkıntısı üçlemenin bir diğer filmidir. 1999 yılında çekilen bu film diğer iki filmin aksine renklidir. Bir nevi, Kasaba’nın çekim sürecini anlatan belgesel niteliğindedir. Mayıs Sıkıntısı yönetmenin çocukluk anılarına yaptığı göndermeler ve filmde belli belirsiz seçilen içiçe geçmiş küçük anlatıları ile “bulunmuş öykü” sinemasının en temel özelliklerini taşıyan bir “basit anlatı” filmidir. Basit anlatı çerçevesinde, sıradan hayatlar konu edilirken, film iç içe geçmiş öyküler üzerine kurulmuşur. Fotoğraf çekmek için çocukluğunun geçtiği kasabaya gelen fakat ailesine ve doğup büyüdüğü yere yabancılaşan karakter tasviri yapılmaktadır.

    Muzaffer, film çekmek için memleketine döndüğünde memleketi ait olduğu yer değildir artık. Tanıdığı insanlar ise sadece filminde işene yarayabilecek olabilmeleri dolayısıyla anlam taşımaktadır. Ait olduğu yere yabancılaşan birey kaçınılmaz olarak kendine yabancılaşmaktadır. İnsanlar ve mekanlar salt bir nesneden ibarettir, nesneleştirilen dünyada var olabilmenin rahatsızlığı ile aslında birey yer yerde ve her yere yabancıdır. Kracauer bunu ‟ruhsal açıdan evsiz barksız‟ olarak tanımlamaktadır ve birey ne/ ne de konumuna, dünyadan temelli yabancılaşmaya, ‟ruhsal açıdan evsiz barksız‟ olmaya mahkumdur. Muzaffer’in akrabası Saffet ise üniversite sınavındaki başarısızlığı sebebiyle mutsuz ve umutsuzdur. Bir türlü elde edemediği başarıya, Muzaffer’in yanına İstanbul’a gidebilmek umuduyla tahammül edebilmektedir ve umut İstanbul’da başarabilirim inancıyla varlığını sürdürmektedir. Saffet’in en büyük devinimi bir tekkürürden ibaret gördüğü başarısızlığını var etmeye çalıştığı umudun içinde yok etmektir.

    Baba Emin, tarlası için mücadelesini vermektedir. Tarlasını genişletebilmek, verimini sağlayabilmek varoluşunu gerçekleştirebilmesi ve anlamlandırabilmesi için bir araç, ortaya koyduğu meselesi bir yaşamsal direniştir. Fizyolojik varoluş tek gerçek olsa da insanın varoluşuna kattığı anlam çok boyutludur. Bu nedenledir ki filmdeki karakterler salt iyi ya da kötü olarak tasvir edilmemektedir. Hayatın gerçekliğini yansıtabilmesi açısından insanın tek bir boyuta indirgenmemesi önemli bir unsur olarak ele alınmaktadır. Mayıs Sıkıntısı aslında bir iletişim sorununu da gözler önüne sermektedir. Kişilerin sadece kendi bildiklerine itibar ettiği bir dünyada, diğerlerinin anlattıklarına kapalı olması modern toplumun, kültürün bir sorunu olmaktan öte insanlığın bir kaderi olarak gösterilmektedir. 

    7. Uzak (2002)

    Üçlemenin son filmi olan Uzak(2002), Cannes’da Büyük Jüri ödülünü alarak Nuri Bilge Ceylan’a uluslararası alanda başarı getirmiştir. Uzak, karakterler ve ele alınan izlekler açısından diğer filmler bağlantılıdır. Film, Mayıs Sıkıntısın’da tasvir edilen karakterin farklı bir isimle devamı niteliğindedir. Mayıs Sıkıntısı’ndaki Saffet’in hikayesinin İstanbul’a gelişiyle devam etmesidir. İstanbul’a iş bulmak için akrabası Mahmut’un yanına gelen taşralı Yusuf ile İstanbul’da yaşamaya çalışan kentli Mahmut’un öyküsüdür. Duygusal yalıtılmışlığı ile yalnızlaşan Mahmut ile ait olduğu yerden, memleketinden ayrılan, bir şekilde kente tutunmaya çalışan Yusuf’un sorunlu ilişkisi anlatılmaktadır. Yalnızlıklarından sıyrılamayan karakterler, yaratmış oldukları dünyalarında izole bir biçimde yaşarken, çaresizce süreklendikleri duygusal yalıtılımışlık ekseninde birbiriyle bir türlü kuramadıkları tatmin edici iletişimin kaçınılmaz hüsranını yaşamaktadırlar.

    Filmde yabancılaşma olgusu belirgin birşekilde ele alınmaktadır. Kasaba değerleri ve aile bağlarından gittikçe uzaklaşan karakterlerin yabancılaşmaya evrilen hayatları başarılı bir biçimde işlenmektedir. Aynı topraklarda doğmuş olsalar da Mahmut’un Yusuf’un yaptığı pek çok hareketini yeren, farklılaştıkları için ötekeleştiren tutumunda yabancılaşma olgusu filmde anlamını bulmaktadır. Mahmut ait hissetmediği yere ait birini evinde misafir ederken, aynı zamanda özsel değerlerinden de ödün vermektedir. Ötekileştirdiği birine tahammül etmesi kendisine uzaklaşma noktasında sınırını aşmasıdır. Mahmut, yaşamdan, insanlardan, ideallerinden uzaklaşmış bir karakterdir. Yalnız ve kayıtsızdır. Yusuf ise çalışmak para kazanmak için çabalayan, kendini sadece iç mekanlara hapsetmiş Mahmut’un aksine kenti keşfetmeye çalışan, meraklı bir karakterdir. Mahmut'un silikliği, sinikliği, kendisini bırakmışlığı, heyecandan uzaklığı ile Yusuf'un merak eden, bilinmeyene doğru yelken açmaktan korkmayan tavrı bir karşıtlık oluşturur. Uzak, sabit ve uzun planları, minimal düzeydeki diyalogları, hareketsizliği ve tek renkliliği ile yalıtılımışlığın ve yalnızlığın başarılı bir fenomenini sunmaktadır. Melankoli filmin başından sonuna kadar herşeye sirayet eden varlığını tüm yoğunluğuyla hissettirmektedir.‟ Uzak, empati yoksunluğu ve iletişim kabızlığı olarak erilliğe dair bir kara mizah portresidir.‟

    Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak mekân, zaman, karakterler açısından iç içe geçmiş ve metinlerarası etkileşimi olan filmlerdir. Koza, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ile kamerasının odağını taşraya alan Nuri Bilge Ceylan Uzak filmi ile kamerasını kente döndürmüştür. Taşra ile kentin bir noktada birleşimi olan Uzak filmi, arada kalmışlığın karakterlerdeki duygusal ve yaşantısal yalıtılmışlığını, taşra- kent ikiliminde kalan karakterlerin ötekileştiren orta sınıf ahlakını gözler önüne sermektedir.

    6. İklimler(2006)

    İklimler, İsa karakterinin hayatındaki iki kadın, sevgilisi Bahar ve ilişkisi olan diğer kadın Serap üzerinde, toplumsal roller ekseninde kurmaya çalıştığı iktidar çabasını ele alır. Bu iktidar çabasıyla birlikte İsa’nın haz arayışı zıt karakterdeki iki kadınla ilişkisi üzerinden anlatılırken, filmin bütününde iletişimsizlik söz konusudur. İsa’nın burjuva bireyselliği ve estetik algısı ile açıklanabilir. Burjuva bireyselliğini ilişkilerindeki iktidar etme isteğinde görürken, estetik algısını ise tüm yaşamını zevk (haz) üzerine kurmasında görürüz.

    5. Üç Maymun (2008)

    Üç Maymun, yönetmenin diğer filmlerinin profilinden daha farklı şeyler denediği bir filmdir. Genellikle kendine benzeyen karakterler üzerinden senaryolarını yazan Ceylan, bu filmde kendi “alteregosu” ile yüzleşmenin üzerine gittiğini söyler. Film, suç-suçluluk duygusu, para-iktidar ilişkisi, aile içi ilişkiler, insani duygular ve tepkiler, yüzleşme ve kaçınma üzerine kuruludur. Yönetmen bu filmde kentte yaşayan alt kesim bir ailenin profilini yansıtır. Bu ailenin gelir seviyesi düşüktür, evleri şehrin banliyölerindedir. Kentli kadın profiline uymak zorunda kalan Hacer, hem büyük bir mutfakta çalışır, hem ev işlerini yapar. Hayatı bu iki kapalı mekan arasında sıkışmıştır. Kocasının cezaevine girmesiyle bu rutinin bozulması, özgürleşen Hacer’in oğluyla yeni bir düzen kurup kocasının patronu Servet’e aşık olur ve içinde yaşadığı şehir Hacer için artık yalnızca Servet demektir. 

    Politikacı Servet ile Eyüp’ün eşi Hacer’in ilişkisi, bu ilişkiyi öğrenen çocuğun ve Eyüp’ün bu duruma tepkileri, Servet’in üzerindeki suçluluk duygusunu atmak için elindeki para gücünü kullanması ve benzer bir durumda Eyüp’ün de aynı yönteme başvurması filmin akışını belirleyen unsurlardır. Film boyunca Eyüp hem ölen oğluyla, hem eşinin kendisini aldatmasıyla yüzleşmek zorunda kalır. Eyüp, belki de ölen çocuğunu kurtaramadığı için 

    4. Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)

    Bir Zamanlar Anadolu’da filminde ana tema, bir cesedi arayan komiser, savcı, doktor, zanlıların kendi iç dünyalarıyla hesaplaşmaları ve toplumsal-görevsel rütbelerine göre diğer karakterlerle giriştiği ast-üst ilişkisi üzerinden işlenir. Aslında film aynı zamanda yönetmenin karakterler arasındaki ilişkiler üzerinden bir Anadolu ve Türkiye panoraması çizer. Ceylan bu filminde minimalist yapısını ve fotografik estetiğini korusa da filmografisindeki diğer filmlerinden farklı bir yapısı vardır. Diğer filmlerinde var olan ağır ritmin getirdiği durağanlık ve karamsarlığı bu filminde de korurken, diğer yandan ‘nötr’ diyebileceğimiz bir anlayışın yerine eleştirel okumayı bünyesinde barındıran ve hakiki anlamda ‘kara mizah’ ölçütüne uyum sağlayan toplumsal ve felsefi duyuşu yeniden üreten bir derinliğe yönelmiştir.

    3. Kış Uykusu (2014)

    Kış Uykusu, kabuğuna çekilen entelektüel bir burjuva olan Aydın karakterinin karısıyla, kız kardeşiyle ve kiracılarıyla olan ilişkisi üzerinden Türkiye’deki taşralı ve aydınların birbirlerine bakışlarını anlatır. Aydın, hiç istemese de iç hesaplaşmalara girmek zorunda kalır. Karakterinin ve davranışlarının sonuçlarıyla yüzleşir. Felsefi ve ahlaki sorgulamalar içeren filmde alt kesim-üst kesim ilişkisi de ele alınır.

    2. Ahlat Ağacı (2018)

    Ahlat Ağacı’nda üniversiteden mezun olduktan sonra ailesinin yanına gelen Sinan’ın sıkıntılarına tanık oluruz. Bir an önce işe girip doğup büyüdüğü kasabadan uzaklaşmak isteyen Sinan arkadaşıyla telefonda konuşurken, yaşadığı kasaba için “diktatör olsam buraya atom bombası atarım” der. Sinan bir yandan at yarışı oynayıp tüm parasını yitiren babasının (Murat Cemcir) ailede yarattığı sıkıntıyı, öte yandan uzun süredir yazdığı kitabını bastırmak için para bulmanın sıkıntısını yaşar. Filmin neredeyse her sahnesinde tanık olduğumuz Sinan’ın sıkıntılı hallerine, zaman zaman sohbet ettiği kişilerin sıkıntıları da eklenir.

    1. Kuru Otlar Üstüne (2021)

    Kuru Otlar Üstüne Filmi, Nuri Bilge Ceylan'ın çekimine Erzurum'da devam ettiği Korona nedeniyle de çekimlerin biraz aksadığı tüm Nuri Bilge Ceylan sevenlerinin merak içinde beklediği 2021 yılında çekeceği filmidir. Şimdiden Nuri Bilge Ceylan hayranlarına buradan müjdeyi verelim.

     

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap