Atatürk'ün Gözlerini Yumduğu Yer Dolmabahçe Sarayı'nın Tarihi
Seyahat

Atatürk'ün Gözlerini Yumduğu Yer Dolmabahçe Sarayı'nın Tarihi

17 Şubat 2021 15:33
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Her vapurla Beşiktaş'a geçişimizde boğaz kıyısında uzanan ihtişamlı beyaz güzelliğiyle seyrine dalmaktan büyük keyif aldığımız Dolmabahçe Sarayı'nı tanıyalım. Yapılış şekli ve o dönemin özellikleri ele alındığında bir çok bakımdan eleştirebileceğimiz bu sarayın sadece mimari özellikleri ve estetiğini dikkate alırsak bir sanat şaheseri olarak değerlendirilebileceğini atlamamamız gerekir. Bir imparatorluğun en kötü, en acı yıllarına tanıklık etmiş, o döneme denk gelen saltanat ailesinin yaşamına dair izler taşıyan , son sultan ve son halifenin makamları ile birlikte tüm geçmişleri ve varlıkları ile vedalaşıp ayrılmak zorunda kaldıkları bir yer olmasının yanısıra, Atatürk'ün son günlerini geçirip sonsuz uykusuna geçiş yaptığı yer olması bakımından da hep hüzünlü ve yorgun görünür. Bütün bu olanlarda bizim suçumuz yok, sadece şahitliğin ağır yükünü taşıyoruz  dercesine beyaz saflığı, şıklığı ve asaletiyle uzanıverir denizin kıyısında.
    Boğaz kıyısında 600 metrelik cephesi ve zarif demir parmaklıklar arkasındaki muhteşem bahçesiyle İstanbul silüetini süsleyen güzel yapılardan birisidir Dolmabahçe Sarayı. Salonları ve orta bölümünde yeralan dev merasim salonu ile bir saraya yakışır tüm nitelikleri bünyesinde taşır. Bazı özellikleri bakımından karşılaştırabileceğiz Versailles Sarayı'nı da gördüğümüzde, özellikle iç süslemeleri ve eşyaları ile kıyaslandığında Dolmabahçe'nin yanında ne kadar sönük kaldığını görürüz.

    I. Ahmet dönemine kadar küçük bir koy olan ve zamanla bataklık haline gelen şimdiki sarayın yeri, o dönemde doldurularak sarayın has bahçesi haline getirilmiş ve içine de Çinili Köşk inşa edilmiştir. Bu özelliğinden dolayı hem semte hem de saraya Dolmabahçe adı verilmiştir. 18. yüzyıl ortalarında buraya büyük bir ahşap saray inşa ettirilmiş ve Beşiktaş Sahilsarayı denilmiştir. Abdülmecit harap haldeki bu sarayı yıktırarak yerine Dolmabahçe Sarayı'nı inşa ettirmiştir. 1843'te inşasına başlanan saray 1856'da resmen açılmış ve bu haber dönemin gazetesi Ceride-i Havadis ile halka duyurulmuştur. Ermeni mimarlar Garabet Amira Balyan (Hacı Kalfa) ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından yapılan sarayın inşası için 5 milyon altın harcandığı bilinmektedir.  İç döşemelerinde kullanılan  mermer, ahşap, altın yaldız ve kristal malzemeler imparatorluk sınırlarının yanısıra başka ülkelerden de getirilmiştir. Bunun için yapılan harcamalarda dönemin ekonomik koşulları ve devletin içinde bulunduğu durumun dikkate alınmadığını anlamak zor değildir.

    Dolmabahçe Sarayı aşırı korkusu ve abarttığı tedbirleri ile bilinen ve bu nedenle Yıldız Sarayı'nda yaşamayı tercih eden II. Abdülhamit dışındaki son Osmanlı hükümdarları Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat ve Sultan Reşat (V. Mehmet) tarafından resmi ve kişisel  ikametgah olarak kullanılmıştır. Abdülmecit ve Sultan Reşat burada hayata gözlerini yummuşlardır. İkametgah olarak Yıldız Sarayı'nı tercih eden Vahidettin (VI. Mehmet) saltanatı ve İstanbul ile Dolmabahçe rıhtımından vedalaşarak yeni yaşam yolculuğuna doğru yola çıkmıştır. Son halife Abdülmecit Efendi de Vahidettin ile aynı kaderi paylaşmıştır. Bu olaydan sonra saray, cumhurbaşkanlarına ikametgah olarak ayrılmasına rağmen Mustafa Kemal Atatürk üç yıl boyunca sarayı sadece önemli devlet adamlarını ağırlamak için kullanmıştır. Ancak hastalığının ağırlaştığı döneme denk gelmesi nedeniyle son günlerini Ankara özlemiyle burada geçirmek zorunda kalmış ve sarayın 71. nolu odasında yaşam ve halkıyla vedalaşarak derin uykusuna geçmiştir. Atatürk'ten sonra İsmet İnönü de İstanbul ziyaretlerinde burada konaklamıştır.

    Dolmabahçe Sarayı imparatorluk sürecinde ikametgah olarak oldukça kısa süre kullanılmasına rağmen, ağırladığı konuklar,  şahitlik ettiği olaylar ve anılar ile oldukça ağır bir yükü taşıyan genç bir şaheserdir aslında tüm tarih süreci içinde. Osmanlı döneminin ilk anayasası olan Kanun-i Esasi'nin taslak çalışmaları burada yapılmıştır. Meşrutiyetin ilanıyla ilk Osmanlı Mebusan Meclisi sarayın Büyük Merasim Salonu'nda açılmıştır. Sayısız bayram töreni, resmi kabul, davet ve hatta balolara ev sahipliği yapmıştır. İlk dil ve tarih kurultayları burada toplanmıştır. Atatürk'ün katafalkı Büyük Merasim Salonu'na konulmuş ve Türk halkının Atası ile vedalaşmasına tanıklık etmiştir.

    1952'de haftada bir gün halkın ziyaretine açılan saray 14 Ocak 1971'de ziyarete kapatılmıştır. Çeşitli dönemlerde ziyarete açılıp kapatılan saray 1984 yılından bu yana müze olarak ziyarete açıktır. Günümüzde Saat Kulesi, Mabeyn Dairesi, Harem ve Veliaht Dairesi, Kuşluk, Camlı Köşk ve bahçeleri ile İstanbul'un ziyaretçileri ve yaşayanları için mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisidir.

    Tüm birimleriyle toplam 250.000 metre karelik alanı kaplayan saray, yüksek bir orta binanın iki yanında yeralan daha alçak kanatlarıyla dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuştur. Temelleri kestane ağacından kütükler üzerine atılmıştır.  Fransız Baroku, Alman Rokosu, İngiliz Neoklasizmi ve İtalyan Rönesansının etkilerini tek bünyede toplamasının yanısıra doğu mimarisinden de izler taşımaktadır. Üç katlı simetrik planlı bir yapıdır ve bu simetriyi tüm iç dekorasyonunda da görmek mümkündür. 285 oda ve 43 salonda bunun örneklerini çeşitli şekillerde görebilirsiniz.

    Sarayın en büyük kapısı orta binanın Büyük Merasim Salonuna açılan kapıdır. Sarayın iki yanında iki ayrı büyük kapı daha bulunmaktadır. Gerek o dönemde gerekse günümüzde kullanılan asıl giriş kapısı ise, Bezmialem Valide Sultan Camii ve Saat Kulesi tarafında yeralan kapıdır. Biletlerinizi alıp saraya giriş yaptıktan sonra heykeller , çiçek tarhları ve büyük bir süs havuzu ile bezenmiş insanın içini açan bahçeyi geçerek sarayın giriş kapısına ulaşıyorsunuz. Sarayı görevli rehberler aracılığıyla gezebilirsiniz. İç mekanlarda flaşlı fotoğraf çekmek yasak olduğundan bu bölümlere ait çok fotoğraf çekemedim.  Ancak zaten o ihtişamı görmek için fotoğraf kareleri yetersiz kalacağından gözlerinizle görmenizi öneririm. Selamlık olarak kullanılan bu bölümdeki tablolar ,biblolar, süs eşyaları ve orijinal şekliyle günümüze gelebilmiş salon takımları ve döşemeler görülmeye değer. Tüm döşemelik malzeme ve perdeler saray dokumahanelerinde, halılar ise Hereke tezgahlarında özel olarak dokunmuştur.  Saraydaki tüm tavan süslemelerinde altın tozu kullanılmıştır. Tablolar sıva ve alçı üzerine yapılarak çerçevelenmiştir. Şamdanlar, aynalar ve şömineler kristaldir ve simetrik olarak yerleştirilmişlerdir. Bunun amacı, gün ışığı ve kandillerden çıkan ışığın eşit olarak salona yayılması ve daha nitelikli bir aydınlanmanın sağlanmasıdır. Yine merdiven korkuluklarında da aynı amaçla kristal kullanılmıştır.

    Selamlık bölümündeki hamamın dinlenme odasının pencerelerinden ikisi boğaza bakıyor. İnsan burada bir sürü şeyi sorguluyor o döneme dair ister istemez. Memleket batmış giderken boğazın muhteşem görüntüsünü seyre dalabiliyorlar mıydı ya da karşınızda gemilerin topları size dönükken hamam sonrası rehavetini atmak ne kadar mümkündü acaba? Ancak tabii hiç birimiz onların yerinde değiliz ve o günleri yaşamıyoruz. Tüm bir oluş sürecini kişilere yüklemek doğru değil ama yine de memleket o durumdayken bütün bu gösterişe harcama yapabilmenin nedeni sadece hala ayaktayız demek için miydi acaba? Sadece yorumlayabiliriz, dersler çıkartabiliriz ama olmuş bitmiş bir şeye keşke demenin anlamsızlığının bilincinde hayretle izler ve ayrılırız o mekandan süslemelerdeki çiçek motiflerinin estetiğine dalıp.

    Sarayın tüm ihtişamı içinde bambaşka bir ihtişama sahip 36 m yüksekliğindeki 56 sütunlu Büyük Merasim Salonu ise, sözün bittiği gözlerin hayret ve hayranlıkla neye,nereye bakacağını şaşırdığı bir bölüm Dolmabahçe'de. Ortada tavandan salınan 4,5 tonluk kristal avize ve yerdeki yekpare Hereke halısının güzelliğini  tanımlamak için sözcük bulmak gerçekten güç. Kışın nasıl ısıtıyorlardı burayı? diye düşünüyor insan yazın bile serin olan mekanda. Önceleri bu bölümün altındaki bodrumdaki sistemle sağlanan sıcak havanın sütun diplerinden içeri verilmesi ile ısınma sağlanıyormuş.  Sultan Reşat döneminde kalorifer sistemi ve elektrik kullanılmaya başlanmış. Bunun için gereken gaz günümüzdeki İnönü Stadyumu'nun yerinde bulunan Dolmabahçe Gazhanesi'nden sağlanıyormuş.

    Bütün bu gösterişten sonra haremin sadeliği dikkat çekici. Harem bölümünde en çok dikkatimi çeken şeylerin başında sultan ve şehzadelerin oyuncakları geldi. Acaba ne kadar yaşayabildiler en doğal hakları olan çocukluklarını doya doya...

    Saraydaki bölümler arasında en derinden etkilendiğim bölüm ise, Atatürk'ün odası oldu her zaman. Orada son nefesini verdiğini bilmek, odaların büyüklüğü içinde küçücük kalan sade eşyalarına ve yatağının tam karşısında yer alan son günlerinde gidivermek istediği çayır tablosuna bakmak insanın boğazında bir şeyin düğümlenmesine neden oluyor. Atatürk'ün kullandığı banyo da son derece sade. Dinlenme bölümünde ise bir sedir,  masa ve ilaçlarının olduğu dolap bulunuyor.

    Sarayın kara tarafında yeralan  gelen saltanat kapısının üstünde Abdülmecit'in tuğrası yer alıyor. Sarayı çevreleyen bahçeleri de görmeden saraydan ayrılmamanızı öneririz. Sarayın giriş tarafında yer alan bahçe "Has Bahçe", kara tarafında kalan bahçe "Bayıldım Bahçesi" olarak adlandırılmıştır.

    Dolmabahçe'yi tamamen gezmek oldukça uzun bir zaman alıyor. Ancak bahçelerinde yeralan kafelerde dinlenerek yorgunluğunuzu atabilir ve gezinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Dolmabahçe Sarayı'nın bir diğer önemli özelliği olan Saat Kulesi hakkında da kısa bilgi vermek istiyorum. II. Abdülhamit tarafından mermer kare bir platform üzerine 30 m yüksekliğinde dört katlı olarak inşa ettirilmiş olan kulenin giriş kapısının üzerinde barometreler yer almaktadır. Son katında ise dört cephede Fransız yapımı saatler bulunmaktadır.

    Dolmabahçe Sarayı'nda Müzekart geçerli değil, giriş ücretleri tam 20 TL, indirimli 10 TL, öğretmen ve öğrenciler için ise 1 TL .

    Dolmabahçe Sarayı'nı gezmek için manolyaların açtığı yaz ayları tercih edilir genelde. Çünkü bir demet görünümündeki manolya ağaçlarından yayılan muhteşem kokuya, güllerin ve diğer çiçeklerin kokusu eşlik ederken bahçeleri gezmek çok keyifli ve görsel sölen yaşatıyor gezenlere.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap