Ahmet Erhan Kimdir? Ahmet Erhan'ın Hayatı ve Şiirleri
Kimdir

Ahmet Erhan Kimdir? Ahmet Erhan'ın Hayatı ve Şiirleri

10 Şubat 2021 14:24
  • Whatsapp'ta Paylaş

    Postmodern şairlerden olan Ahmet Erhan Türk Edebiyatı'nın önemli bir yapı taşıdır. Biz de Ahmet Erhan'ın hayatıAhmet Erhan'ın Şiirilerini ve şiire bakış açısını sizler için detaylı bir şekilde ele aldık. İyi okumalar dileriz.

    Ahmet Erhan Kimdir?

    1. Ahmet Erhan'ın Çocukluğu

    Kimlikteki ismi Erhan Bozkurt olan Ahmet Erhan, 8 Şubat 1958 yılında Ankara’da dünyaya gelir. Ahmet İzzet ve Emine Hanım’ın dört kızdan sonra dünyaya gelen beşinci çocuğudur. Büyük ablası Nevcihan, doktorlar ve hemşireler onun yaşayacağından şüphe duyar. Çünkü bir kilo beş yüz gram dünyaya gelir.

    Aslen Mersinli olan aile, baba Ahmet İzzet’in işi dolayısıyla Ankara’dan Mersin’e ve Adana’ya göç etmiştir. Baba Ahmet İzzet demir-çelik işçisi, anne Emine Hanım ev hanımıdır. Ailenin ekonomik durumu çok iyi olmasa da Erhan, her istediği alınan bir çocuktur. Dört kızdan sonra erkek çocuk olarak dünyaya gelmesi onu ailede ilgi odağı hâline getirmiştir, ailedeki herkes onu karşılıksız sever. El üstünde tutulan Erhan, mutlu bir çocukluk dönemi geçirir.

    Annesinden ziyade babasına düşkündür. “Herkes beni anneci sanır, ben aslında babacıyımdır” der. Babası aydın bir insandır, Erhan’ı edebiyata yönlendiren odur. Babasının: “Oğlum benim gözlerim görmüyor bana geceleri kitap okur musun?” demesiyle Erhan, ortaokul yıllarında edebiyatla tanışır. Fransız ve Rus edebiyatı klasiklerini ciltler hâlinde babasına okur. Bir gün babasını küçük puntolu bir gazete okurken yakalar, babasının asıl amacı Erhan’ın okumasını sağlamaktır. Edebiyata olan ilgisi onu ortaokulda kitaplık kolu başkanı yapacaktır. Küçük yaşlarda edebiyata ilgi duyan ve şiir yazmaya başlayan Erhan’ın en büyük destekçisi babası, hayattayken oğlunun yayımlanan ilk şiirlerini görür.

    Adana’ya taşınan ailenin maddi durumu kötüye gider. Ahmet İzzet’in işlerinin bozulması, alkole olan düşkünlüğü ve eviyle yeterince ilgilenmemeye başlaması Erhan’ın psikolojisini olumsuz etkiler. Fedakâr bir anne olan ve çocuklarıyla yakından ilgilenen Emine Hanım’ın: “İçme!” uyarıları çok da etkili olmayacaktır. Mutlu bir çocukluk dönemi geçiren Erhan, ilk gençlik döneminde gizliden gizliye babasına karşı bir nefret besler. Bu annesini koruma mekanizmasından kaynaklı bir davranış olabilir. Ek olarak çocukluk dönemindeki rahatlığı ve ilgiyi görememesi onu olumsuz etkileyecektir. Yoğun alkol alan bir baba ve fedakâr bir anne profili arasında ödipal bir karmaşa yaşasa da özdeşimi babasıyla kuracaktır. Bir dönem “Ondan ve içkisinden nefret eden” Erhan, onun meyhanede boş bıraktığı sandalyeye oturmuş ve bir daha kalkmamıştır.

    Erhan alkol konusunda babasına kızsa da babası 1975 yılında, 51 yaşında öldükten sonra bayrağı devralacak ve ondan arta kalan şişelerle alkole başlayacaktır. “Beni yetiştiren, beni edebiyata yönlendiren babam alkolden ölmeden önce içkiden nefret ederdim… Öldüğünde alkolik bayrağını elime aldığım gibi meyhaneye koştum” der. Alkole ek olarak babası yarış atlarına düşkündür, o 5 yaşındayken babası iki yarış atı alır, adları Vildan ve Esire’dir. Esire’nin ayağı kırılır bu olay onu çok etkiler. Bu olay üzerine evlerinde uzun süre atlarla ilgili bir söz geçmez.5 Erhan’ın babasından devraldığını söylediği alkole ek olarak bir de at yarışı merakı vardır. Özellikle sürpriz atı Mohi hiç galip gelmez, oynadığı bahislerde genelde kaybeder.

    Babası öldüğünde Erhan 17 yaşındadır, ölümü onu çok etkiler. Normal şartlarda saçını süpürge eden bir anne profilinden ziyade derinlerde bir kızgınlık beslediği babasını kendine rol model olarak belirler. Her ne kadar ilk gençlik döneminde ona karşı derinlerde bir nefret beslese de özellikle çocukluk dönemindeki derin muhabbetleri baskın gelir. Özdeşim kurduğu babası Ahmet İzzet’in ilk ismini alıp Ahmet Erhan olur. Kimlikteki ismi Erhan Bozkurt olsa da o edebiyat dünyasının Ahmet Erhan’ıdır.

    Babası öldükten sonra Ahmet Erhan’ın tek dayanağı annesi olur. Yıllarca eşine “İçme!” diyen Emine Hanım, ölümüne kadar da oğluna aynı uyarıyı yapacaktır. Erhan annesine karşı mahcuptur, kendini “Hayırsız” addeder.7 Sürekli : “Beni niye doğurdun?” diye sitem etse de aslında kızgınlığı annesine değil hayata karşıdır. 8 Babasını kaybeden Erhan’ın sığındığı liman olan annesi de artık yoktur. Bu iki olaydan sonra alkole daha çok sarılır.

    Ahmet Erhan’ın çocukluğu ve ilk gençlik yılları Mersin ve Adana’da geçer. Baba Ahmet İzzet emekli olunca aile Ankara’ya taşınır.

    2. Ahmet Erhan'ın Gençlik Yılları

    Ahmet Erhan’ın gençlik yılları Ankara’da geçer. Babasının ölümü Ahmet Erhan’ı hem maddi hem de manevi açıdan oldukça etkiler. Aralarında çeşitli sorunlar ortaya çıksa da onu çok seven babası ölmüştür. Ahmet İzzet’in ölümüyle aile kalakalmıştır. Sorumlulukları evin erkek çocuğu olarak Ahmet Erhan üstlenecektir. Yaşananlar babasıyla olan özdeşimi daha da pekiştirir. Bu durum dört kızdan sonra doğan ve oldukça ilgi gösterilen Erhan için oldukça zordur. Çünkü çocukluk döneminde ailenin ekonomik durumu çok iyi olmasa da yoğun alıcı durumundadır. Vermeye değil almaya alıştığı için kişiliği de bu şekilde oluşur. Bu durum Ahmet Erhan’ı oldukça zorlar.

    Ahmet Erhan için zaman, sorumluluk alma zamanıdır. “Gece lisesinde okudum, babamın ölümünden sonra gündüzleri aynı lisenin kantininde çalıştım. Gündüz çay ocağında çalışır, akşam derste uyurdum” diyen Erhan zor dönemler geçirir. 1980 İhtilali öncesi sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu dönemlerdir. Olaylarla ilgili kendi ifadesi şu şekildedir: “Yedi kere kurşunlandım ben, toplu ya da tek. İlginç tarafı; dördünü solcuların, üçünü sağcıların yapması. Hâlbuki hiçbir zaman eline silah değmemiş adamlardanım”. 10 Gençlik döneminde Erhan, kendini o olayların içinde bulur.

    Ahmet Erhan Adana Demirspor’un genç takımında futbol oynar, profesyonel futbolcudur. Takım arkadaşlarından birisi de Fatih Terim’dir. Sol açık mevkiinde oynayan Erhan Adıyamanspor’la oynadıkları bir maçta, rakibin sağ beki tarafından sakatlanır, kaval kemiği kırılır. Genç yaşta futbola küser ve futbolu bırakır. Fatih Terim Galatasaray’a transfer olurken o edebiyat dünyasına transfer olacaktır.

    “Benim de küsme huylarım vardır, sonuçta futbola küstüm ben” diyen Erhan, tutkun olduğu futbola kırgındır. Futboldan ziyade şiir, onun gibi hassas biri için muhtemelen daha iyi bir ifade aracı olacaktır. Gençlik yıllarında oynadığı futbola devam etse belki de edebiyat dünyasında bu kadar aktif olamayacaktır. Futboldan kopması onu şiire yaklaştırır.

    Futboldan kopan Erhan, edebiyat dünyasına çok erken yaşlarda adım atar. Genç yaşlarda tanınmaya başlar. İlk şiirleri 1976 yılında toplu şekilde Militan Dergisi’nde yayımlanır ve dikkat çeker. Onu babasından önce keşfeden Ahmed Arif’tir. Ahmed Arif’in Otuz Üç Kurşun şiirini çok sever. Ahmet Erhan, 22 yaşındayken yayımlanan ilk şiir kitabı Alacakaranlıktaki Ülke ile Behçet Necatigil Şiir Ödülünü kazanır. Bu ödülü kazanan en genç şairdir. Günümüzde bu rekor geçerliliğini korur. Her ne kadar ödüllere karşı olsa da geleneği devam ettirip genç yaşta yarışmalara katılır ve pek çok ödül alır.

    3. Ahmet Erhan'nın Eğitim ve Meslek Hayatı

    İlk ve ortaöğrenimine Mersin ve Adana’da devam eden Ahmet Erhan, babası öldükten sonra Ankara’ya taşınır. Ortaokulda kitaplık kolu başkanı olan Erhan, çok okuyan çalışkan bir çocuktur. Babasının ölümü, çeşitli maddi sorunlar, çalışmak zorunda kalması onu olumsuz etkilese de Erhan, eğitimine devam eder ve akşam lisesinden mezun olur.

    Gençlik yılları Ankara’da geçen Erhan, Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olur. Ankara’da özel eğitim kurumlarında öğretmenlik yapar.14 20 yıl boyunca bu mesleğe devam eder. O, eğitim kurumlarında öğretmen Erhan Bozkurt, edebiyat dünyasında şair Ahmet Erhan’dır.

    Erhan, öğretmenin yanı sıra öğrenmeyi de sevdiğini söyler. Çocuklarla ilişkisi güçlüdür. Öğretmenlik mesleğinden ayrılmak zorunda kaldığında öğrencilerini özler. 50 yaşında gırtlak kanseri yüzünden sesini kaybeder. Bu durum yıllarca öğretmenlik yapan Erhan’ı oldukça üzer. Çünkü çocuklar artık sesinden korkmaya başlar. Sesini kaybeden Erhan kalemine ve şiire daha çok sarılır.

    Lise ve üniversite dönemi 1980 İhtilali’nin etkisinde geçer. Ankara Esat’ta yalnız yaşayan kendi hâlinde bir öğretmendir. Gece saat 3’te evini polis basar, karakola götürülür. Emniyet amiri ne iş yaparsın diye sorunca: “Büyük Kolej’de öğretmenim” der. Amir: “Benim kızım da orda okuyor, niye aldınız hocamı!” diyerek polis memurlarına çıkışır. Ahmet Erhan’ın karakola götürülme sebebi: terör örgütüne mensup birinin cebinden Alacakaranlıktaki Ülke isimli şiir kitabının çıkmasıdır. Eline silah dahi almayan öğretmen Ahmet Bozkurt, 36 yaşında askere gider. Burdur’da 2 ay paralı askerlik yapar. 

    Şairliği bir meslek olarak kayıtlara geçmek İlhan Berk’in fikridir. Erhan’ın ölüm kağıdında mesleği şair yazacaktır. Bestelenmek için yazmasa da pek çok şiiri şarkıya dönüşür. Bu açıdan söz yazarı kimliği dikkat çeker. Ahmet Kaya, Teoman gibi isimler Erhan’ın şiirlerini besteler. Ahmet Kaya “Bugün de Ölmedim Anne” adlı eseri, Teoman ise “Oğul” adlı eseri besteler. Şiirini izinsiz bestelediği için Ahmet Kaya ile davalık olur. Her ne kadar araları bozuk olsa da Ahmet Kaya’nın ölümü onu çok üzer. Ahmet Kaya dışında Erhan, Yeni Türkü isimli grupla da davalık olur. Grup, Yeni Türkü Koleksiyon adlı albümünde Erhan’ın “Kalırsa Bir Soru Kalır” adlı eserini izinsiz besteler. 17 Davalık olduğu isimler dışında Teoman’la arası iyidir. Teoman “Oğul” adlı şiiri okuduğunda çok etkilenir, bestelemek için Erhan’dan izin ister. Erhan eserinin bestelenmesine izin verir fakat bir ricası vardır. Albümde “Oğul”u şarkı olarak değil de şiir olarak belirtmesini ister, Teoman kabul eder. Bu olaylar esnasında hep telefonda görüşen ikili 10 yıl sonra bir röportajda bir araya gelir. Röportaj vermeyi sevmeyen Erhan, sadece Teoman’a konuşmayı kabul eder. Erhan, izin alarak bestelenen bazı şiirlerinden para kazanır

    Şairliği bir meslek olarak kayıtlara geçmek İlhan Berk’in fikridir. Erhan’ın ölüm kağıdında mesleği şair yazacaktır. Bestelenmek için yazmasa da pek çok şiiri şarkıya dönüşür. Bu açıdan söz yazarı kimliği dikkat çeker. Ahmet Kaya, Teoman gibi isimler Erhan’ın şiirlerini besteler. Ahmet Kaya “Bugün de Ölmedim Anne” adlı eseri, Teoman ise “Oğul” adlı eseri besteler. Şiirini izinsiz bestelediği için Ahmet Kaya ile davalık olur. Her ne kadar araları bozuk olsa da Ahmet Kaya’nın ölümü onu çok üzer. Ahmet Kaya dışında Erhan, Yeni Türkü isimli grupla da davalık olur. Grup, Yeni Türkü Koleksiyon adlı albümünde Erhan’ın “Kalırsa Bir Soru Kalır” adlı eserini izinsiz besteler. Davalık olduğu isimler dışında Teoman’la arası iyidir. Teoman “Oğul” adlı şiiri okuduğunda çok etkilenir, bestelemek için Erhan’dan izin ister. Erhan eserinin bestelenmesine izin verir fakat bir ricası vardır. Albümde “Oğul”u şarkı olarak değil de şiir olarak belirtmesini ister, Teoman kabul eder. Bu olaylar esnasında hep telefonda görüşen ikili 10 yıl sonra bir röportajda bir araya gelir. Röportaj vermeyi sevmeyen Erhan, sadece Teoman’a konuşmayı kabul eder. Erhan, izin alarak bestelenen bazı şiirlerinden para kazanır. Hayatının büyük bölümü Ankara’da geçen Erhan, 2001 yılında İstanbul’a taşınır.

    4. Evlilikleri ve Arkadaşlıkları

    Ahmet Erhan iki evlilik yapar. İlk evliliği Kıymet Hanım’la, ikinci evliliği Hacer Hanım’ladır. İlk evliliğinden Ahmet Deniz isimli bir oğlu vardır. İkinci evliliğinden çocuğu yoktur. Erhan’ın “Boşnak kızı” diye söz ettiği ilk eşi Kıymet Hanım oldukça titiz, yeri geldiğinde Erhan’ı eleştiren biridir. Aralarında zaman zaman tartışmalar ve sorunlar çıkar. Alkol faktörü de bu tartışmaların sebeplerinden biridir. Anlaşamayan çift boşanır. Erhan Ferruh Tunç’a 2000 yılında yazdığı mektupta: “Bendeki aile kavramını siz ayakta tutuyorsunuz” diyerek bu konuda hissettiği eksikliği dile getirir.

    Erhan “Oğul” şiirinden kazandığı 5.000 lirayı oğlu ve eşi Kıymet Hanım için ayırır. İkisi de gelmediği ve araları bozuk olduğu için yastık altına koyduğu bu para yitip gider. Erhan’ın oğlu Ahmet Deniz, 9 Aralık 1986 yılında dünyaya gelir. Delikanlılık döneminde anne ve babası ayrılan Deniz’in babasıyla arası bozuktur. Erhan, yakındığı babası gibi bir baba olduğunu ifade eder. Fakat babası Ahmet İzzet’in onu sevdiğinden eminken oğlu Deniz’in kendisini sevmediğini düşünür. Oğlu Deniz’le ilgili pişmanlıkları vardır. Dimdik bir baba olamadığı ve sorumluluklarını yerine getiremediği için suçluluk duyar. Erhan, Ankaraİstanbul Karatreni isimli deneme kitabında, “Deniz Oğlum” yazısıyla oğluna seslenir. Çok sevdiği oğluna nasihatlerde bulunur. Ona isminin Deniz Gezmiş’ten geldiğini söyler. “Baba olmanın acemisiydim” diyerek oğlundan özür diler.

    Zamanla baba oğul arasındaki ilişki düzelir. Erhan, zaman geçtikçe oğlunun onu anlayacağını söyler. Nitekim Deniz, babasının Türk Edebiyatı için önemli bir şair olduğunu anlar. Onu kaybettiğini telefonda öğrenir. Çok büyük bir yıkım yaşar. Babasının: “Aslan gibi oğlum var” deyişi kulaklarında çınlar. “Şair babanın iktisatçı oğlu mu olurmuş?” diye hayıflanışını hatırlar. Ona dair her şey gözünün önüne gelir. Tıpkı babası Ahmet İzzet gibi Ahmet Erhan da oğluna rahatça “Seni seviyorum” diyemez. Ayrıca şiirlerini de oğluna çok fazla okutmaz. Fakat yıllar geçtikçe Deniz, babasının şiirlerini okudukça ne kadar çok sevildiğini anlar. Babasından: “Çocukluğumun kanayan yarası, gençliğimin vicdan azabı ve gurur kaynağı” diye söz eder. Ona: Deniz Unutma Adını diyen babasını unutmayacaktır.

    Erhan ikinci evliliğini Hacer Hanım’la yapar, nikâh şahidi Ataol Behramoğlu’dur. Erhan’ın ikinci evliliğinde de alkol problemi devam eder. Hacer Hanım eşinin iki hafta kadar içmediğini ardından bir şekilde tekrar başladığını ve aşırı şekilde alkol tükettiğini söyler.26 Ankara’dan İstanbul’a taşınma planları yapan Erhan, Hacer Hanım Ankara’da olduğu için bu planından vazgeçer. Gırtlak kanseri olan Erhan’ın hastalık sürecinde, hastanede ve ölüm anında Hacer Hanım hep yanındadır.

    Ahmet Erhan’ın edebiyat dünyasından ve dışından pek çok arkadaşı vardır. Arkadaşı ve seveni çoktur. Yeni Türkü Gazetesi’ni kurduğu Yaşar Miraç ve Adnan Özer’le yakındır. Bu gazete Yeni Türkü grubuna ismini verecektir.27 Sesini yitirmeden önce Erhan, Yaşar Miraç’la telefonda konuşur. Yeni bir dergi kurma hayalinden söz ederler fakat bu gerçekleşmez.28 Erhan, İstanbul’da yaşayan yakın arkadaşı Ferruh Tunç’la sık sık mektuplaşır, telefonda konuşur. Hayatına dair her şeyi tüm gerçekliğiyle söyler. Geçim sıkıntısından, hastalığına kadar rahatlıkla anlatır.

    2001 yılında Erhan, Ankara’dan İstanbul’a taşındığında yakın arkadaşı Turgay Fişekçi ve Hüseyin Alemdar’la beraber Ressam Artin Demirci’nin atölyesine gider. Demirci, Erhan’ın portesini yapacaktır fakat Erhan sıkıldığı için portre kısa sürede biter.

    Hüseyin Alemdar en yakın dostlarından biridir. Erhan İşçi Partisi’ne üye olduğunda Alemdar onu eleştirir. Bir şairin siyasi partiye üye olmasını doğru bulmadığını dile getiren Alemdar evden kovulur. Ev Ankara Esat’taki Uzay Apartmanı’ndadır. Zaman zaman aralarında bu tarz tartışmalar çıksa da ikisi yakın dosttur. Birbirlerinden kopmazlar. Erhan telefonunu açmadığında Alemdar ilk otobüse atlayıp Ankara’ya gider. Ölümüne kadar Erhan’ı hiç bırakmaz. Ölümünden sonra da hatırasını taşır.

    Adnan Özer, Akif Kurtuluş, Haydar Ergülen, Ercan Kesal, Hüseyin Ferhad, Özcan Karabulut, Adnan Azar, Behçet Aysan, Orhan Alkaya ve Tamer Ay, Erhan’ın arkadaşıdır. Bu isimlerden Adnan Özer ve Akif Kurtuluş ile mahalleden tanışır.

    1981 yılında Edip Cansever’in Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nde: “Evlat ne çok bahsetmişsin ölümden gençsin daha” dediği Ahmet Erhan’ı yıllar sonra 2 Temmuz 1993 tarihli Sivas Olayları oldukça etkileyecektir. Çünkü ölen 37 kişi de onun arkadaşı/tanıdığıdır. Behçet Abisi(Aysan) ve Metin Abisi(Altıok) ölenlerin içindedir. Erhan: “Orada benim 37 canım değil, ben de öldüm, giden canımız aslında 38…” diyerek derin üzüntüsünü ifade eder. Ankara artık ona ağır gelmeye başlar. “Gittiğim her yerde Behçet Abiyi” görüyorum der. Ankara’da arkadaşlarıyla gittiği Engürü Kahvesi, Büyük Ekspres, Kardelen, Kapadokya, Mülkiyeliler Birliği gibi mekanlar hatıralarla doludur. Sivas Olaylarından sonra Sivas’ın doğusuna geçmeyi kendine yasaklar.

    5. Ahmet Erhan'ın Hastalığı ve Ölümü

    Ahmet Erhan çok sevdiği Behçet Abisi(Aysan) gibi kanserdir. Alkol ve sigaradan bir türlü vazgeçmeyen Erhan gırtlak kanseri olur. 50 yaşında sağlık sorunları artar. İki kere ameliyat olur, ikinci ameliyatta ses tellerinden biri alınır, sesini kaybeder. Üstelik kısa süreliğine kalbi durur. Sesini kaybetmek 20 yıl öğretmenlik yapan Erhan’ın en çok ağrına giden şeydir. Çok sevdiği çocuklar ondan korkmaya başlar. Sesini kaybeden Erhan yaşamının son yıllarında kendini iyice gizler. “Beni artık şair olarak kimse tanımıyor, son on yılda galiba kendimi biraz sakladım” diyerek bu durumu itiraf eder.

    Ahmet Erhan babasının öldüğü yaşı geçmek ister. Babası 51 yaşında ölür. Bu dileği gerçekleşir. Ahmet Erhan 4 Ağustos 2013 yılında 55 yaşında vefat eder.

    Şair, alkol ve kanser tedavisini İstanbul Özel Okmeydanı Hastanesi’nde görür. Doktoru ve aynı zamanda hastane sahibi olan Ercan Kesal’ı çok sever. Aralarında güçlü bir bağ vardır. Eşi Hacer Hanım ve Hüseyin Alemdar gibi dostları Ahmet Erhan’ı hastanede yalnız bırakmaz. Ölüm kağıdında mesleğine şair yazılan Erhan’ın cenazesinde şair arkadaşları vardır. Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilir.

    Ahmet Erhan’ın ölümü gündem olmaz. Çok fazla gazete, dergi ya da televizyon haberi yapılmaz. Sessiz sakin bir biçimde aramızdan ayrılır. Ölümü en çok ailesi ve yakın arkadaşlarını sarsar. Ölüm haberini telefonda alan yakınları derin üzüntüye boğulur. Yakın arkadaşı Hüseyin Alemdar daha fazla ağlamamak için cenaze aracında yanındakilere sorular sorar. Erhan’ın oğlu Deniz, ölüm haberini alınca adeta yıkılır. Babasının hayatı, yaşadıkları, söyledikleri gözünün önüne gelir. Erhan, Pazar günlerini oldum olası sevmez. 4 Ağustos Pazar günü, günün ilk saatlerinde vefat eder.

    Ahmet Erhan’ın “Cemal Aga” diye söz ettiği Cemal Süreya, Edip Cansever’in ölümü üzerine: “Fazla şiirden öldü Edip Cansever” der. Erhan’ın yakın arkadaşı Hüseyin Alemdar’a göre de Ahmet Erhan fazla şiirden ölmüştür. Ölüm kağıdında doğal ölüm yazsa da Ahmet Erhan ne kanserden ne de doğal biçimde ölür. Alemdar’a göre Erhan’ın ölüm nedeni şiirdir. Ahmet Erhan tıpkı en sevdiği şair Edip Cansever gibi alkolden ölür.

    Ahmet Erhan'ın Şiir Kitapları ve Şiir Hakkındaki Görüşleri

    İlk şiirleri Militan Dergisi’nde yayımlandığında Erhan, 18 yaşındadır. 22 yaşındayken yazdığı Alacakaranlıktaki Ülke ile Behçet Necatigil şiir ödülünü alan şair, genç yaşta tanınmaya başlar. Şair kimliğiyle tanıdığımız Erhan’ın şiir türü dışında az sayıda eseri vardır. Şairin Ankara-İstanbul Karatreni isimli bir deneme kitabı ve Köpek Yılları adında toplu öykülerinin yer aldığı bir öykü kitabı vardır.

    14 şiir kitabı olan şairin kitapları şunlardır: Alacakaranlıktaki Ülke(1981), Yaşamın Ufuk Çizgisi-Akdeniz Lirikleri(1982), Sevda Şiirleri(1984), Zeytin Ağacı(1984), Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin(1984), Ölüm Nedeni Bilinmiyor(1988), Deniz, Unutma Adını!(1992), Öteki Şiirler(1993), Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi(1997), Resimli Ahmetler Tarihi(2001), Ne Balık Ne De Kuş(2002), Kaybolmuş Bir Köpek İlanı(2003), Şehirde Bir Yılkı Atı(2005), Sahibinden Satılık(2008). 1984 yılında Sevda Şiirleri, Zeytin Ağacı ve Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin adlı eserler, Kuş Kanadı Kalem Olsa adlı şiir kitabının içinde toplu olarak yayımlanır. Erhan’ın şiir kitapları Bilgi Yayınevi tarafından basılır. Şubat 2015’te ise tüm şiirleri Burada Gömülüdür ismiyle iki cilt hâlinde Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanır.

    Ahmet Erhan, şiir yarışmalarına karşıdır. Buna rağmen geleneği bozmak istemediği için yarışmalara katılır ve önemli ödüller kazanır. Alacakaranlıktaki Ülke ile 1981 yılında Behçet Necatigil şiir ödülünü, 1992 yılında Deniz,Unutma Adını! ile Yunus Nadi Armağanı’nı, 1997 yılında Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi ile Cemal Süreya ve Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, 2005 yılında Şehirde Bir Yılkı Atı ile Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü ve 2008 yılında Sahibinden Satılık ile Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü kazanır.

    Erhan şiir hakkındaki görüşlerini nadiren dile getirir. Şiir hakkında az sayıda yazısı vardır. Söyleşileri sevmediğini ifade eder. Yakın olduğu bazı isimlerle söyleşi yapar. Az sayıdaki yazıları çeşitli dergilerde yayımlanır, bazı söyleşilerde şiir hakkındaki görüşlerini ifade eder. Şair “Yenilik Tutuculuğu” adlı yazısında dönem şiiriyle ilgili görüş belirtir: “İlk şiirim 1976’da A. Behramoğlu’nun yönettiği Militan dergisinde yayımlandı. O yıllar Türk şiirinin ‘hayat çizgisi’ne sadık olduğu yıllardı. Günümüz şiirinin ise bu çizgiden çok uzak olduğunu görüyorum O çizgiye yakın olanlar ise nedense yok sayılıyor. Ben o çizginin kalıcı olduğuna inanıyorum. Marjinallik yapma adına yapılanları ise gülümseyerek izliyorum”. Erhan hayattan kopuk şiirler yazan dönem şairlerini eleştirir. Bu ifadelere göre şair, aslında marjinalliğe karşı değildir. Fakat farklılık yaratma çabası içine girip bu yolla dikkat çekmeye çalışanları eleştirir. Ek olarak Erhan’a göre kendi gibi düşünenler o yıllarda dışlanır. Hayattan kopmamak gerektiğini savunan şair zaman zaman gerçekçiliği yüzünden eleştirilir. Özellikle büyük ses getiren Alacakaranlıktaki Ülke adlı eseri çok karamsar bulunur. Ama o, acılı ve zor bir döneme tanıklık ettiği için karamsar bir biçimde eseri kaleme aldığını ifade eder.

    “Yenilik Tutuculuğu” yazısında Erhan, Türkiye’de şiir gündeminin her on yılda bir kimi çevrelerce ve yapay ayrımlarla değiştirilmek istendiğini söyler. Bu durumu bir çeşit yenilik tutuculuğu olarak ifade eder. Yeniliğe karşı olmadığını ifade eden şair, dogma biçimine getirilmiş bir yenilik histerisinden yakınmaktadır. Erhan’a göre bu histeri yeni kuşaklara şiirin tek ölçütü olarak dayatılır.99 Şairin eleştirdiği konu modaya benzer bir biçimde ifade edilebilecek sürekli bir yenilik isteğidir. İnsanlar yenilik yapma konusunda o kadar sabit fikirlidir ki bu durumu tutuculuk olarak görür. Erhan, gereksiz yenilikten kaçınmak gerektiğini söyler. Ayrıca yeni kuşaklara yeniliğin dayatılmasını eleştirir.

    Erhan’a göre vicdan kavramı şiirin olmazsa olmazıdır. Şiir, toplumun vicdanını yansıtmalıdır. Ek olarak hayatla etik ve estetik açıdan bir anlam ilişkisi kurmak gerekir. Bu kavramlar esere yansımalıdır. Şiirin kişisel olduğunu ifade eden Erhan’a göre kişi kendi olmalıdır. Kendi olurken öteki insanlara da duyularını kapatmamalıdır.

    Ahmet Erhan’a göre “Şiir nedir?” ve “Şiir ne için yazılır?” sorularına verilebilecek basit cevaplar yoktur. Fakat her şeyden önce şiir hayatın bir parçası olmalıdır. Hayat şiirin olmazsa olmazıdır. Hayattan uzak soyut unsurlar şiiri anlamsızlaştırır. Ayrıca şiir kendi olmalıdır. Yani şiir, bir sanat değeri taşımalıdır. Ona yüklenen anlama karşılık verebilmeli, özel bir yere sahip olmalıdır. Bu açıdan Erhan’ın şiirin basit bir uğraş olarak görülmesine karşı olduğunu söyleyebiliriz.

    Şair, şiirin iletişim çabasını ortaya koyduğunu söyler. Bu anlamlı bir iletişimdir. 1970’lerde ve 80’lerde şiirin amaçsızlaştığı ve içinin boşaltıldığı görüşündedir. Şiirde çelişkileri, olumlu-olumsuz yönleri, kısaca her şeyiyle insan olmalıdır. Birkaç şair dışında bunu başaran yoktur. Ayrıca Erhan’a göre adı geçen yıllarda şiir yoktur. Ona göre dar mekanlarda gruplar oluşturmak yerine şairin kendi şiiriyle duvarları zorlaması gerekir. Şair içten olmalı ve ne yaşıyorsa onu yazmalıdır. Bazı dönem şiirlerinin niye yazıldığına anlam veremediğini ifade eder.

    Erhan, şiirde tartışmadan ziyade ‘toparlayıcı’ ve ‘birleşimci’ kavramlardan yanadır. Ona göre kuşağındaki bazı isimler bunu başarır. Cumhuriyet’in en acılı kuşağından geldiğini düşünen Erhan, zor zamanların şair güruhuna bir olgunluk getirdiğini söyle

    İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Refik Durbaş, Erhan’ın kendine yakın hissettiği şairlerdir. Kendinden önceki şairlere ve dönemlere saygı duyar. “Ağabeyi dövmek gerekmiyor ‘adam’ olmak için. Ya da belli tepkilerde bulunmak gerekmiyor.” diyen Erhan’a göre kuşağı bunu başarır. Onlar, kendinden önceki döneme-dönemlere tepki göstermek yerine ‘birleşmeyi’ tercih eder. Erhan’a göre 80’li yıllar, Türk şiir tarihinin gelmiş, geçmiş ve gelecekle en barışık olduğu dönemdir.

    Ahmet Erhan kendi şiiriyle ilgili de görüş belirtir. Türkiye’de 1950’li yılların ikinci yarısından sonra birbirine bağlı olarak gelişen iki modern yönelimden söz eder. Bunların ilki II.Yeni şiiri, diğeri ise 1960 Kuşağı devrimci şiiridir. Üçüncü bir damar olarak da bu iki damardan bir şeyler taşıyan, bunlara ek olarak yeni bir şiir geliştirmeye çalışan üçüncü bir eğilim vardır. Erhan kendini bu üçüncü grubun içinde görür.

    Şair, hayatı boyunca bireysellikle toplumsallığın bileşke noktasında durduğu söyler. İlk kitabından son kitabına kadar, kaba bir gerçekçilikten ziyade kişisel bakış açısına ve duyarlığına yaslanan bir gerçeklikten yana olduğunu dile getirir. Doğaya, insana ve topluma bakışında şiirsel duyarlığını belirleyen şeyi Akdeniz bilinci olarak açıklar. Bu bilinci ise dünyayı yorumlarken köklerini geçmişten alan, çağdaş bir hümanizma ve yeni bir estetik tavır belirleyen anlayış olarak ifade eder.

    Erhan kendi şiiriyle ilgili bazı değerlendirmelerde bulunur. Görüşleri şu şekildedir: “Hep tek bir şiir yazdığıma inandım. Öğretmenin verdiği tek ayak üzerinde durma cezasını ayak değiştirerek kötüye kullanmadım. Ama benim de o tek ayağımın eni enine, boyu boyuna uymayan beş tane parmağı vardı. Birilerinin kendini tekrar ediyor dedikleri şey aslında o beş parmağın birbirine sürtünmesi, o ilişki. Hayat boyu tek bir şiir yazdığını söylemek aslında büyük bir iddiadır. Bunu ilk defa söylüyorum”. Hayatı boyunca tek bir şiir yazdığını ifade eden şair, verdiği örnekle şiirinde köklü değişiklikler yapanları eleştirir. Erhan’a göre şiirinde büyük çaplı bir değişim olmaz. Buna rağmen şiiri hareketsiz değildir. Ona göre ufak çaplı bir değişim ve hareket göze çarpar. Ayrıca Erhan, kendini tekrar ettiği için onu eleştirenlere örnekle cevap verir. Eleştirilerin merkezinde Erhan’ın değişmeyen şiir anlayışı vardır. Ek olarak alkol kullandığı için ve şiirinde alkole yer verdiği için eleştirilir. Özellikle Osman Çakmakçı Erhan’a ağır ithamlarda bulunur. Fakat küçük iskender gibi dostları şaire destek olur. Şiir akşamlarında Osman Çakmakçı da sarhoştur. Dolayısıyla eleştirileri çok da samimi değildir.

    Erhan, kendisine yapılan arabesk şair yakıştırmasını memnuniyetle karşılar ve bu durumu övgü olarak kabul eder. Bu doğrultuda Müslüm Gürses’i ve Orhan Gencebay’ı sevdiğini dile getirir. Acı dolu şiirler yazmasından ve arabesk kültürün bir parçası olarak görülen alkolü yoğun biçimde tüketmesinden ötürü Erhan’ın bu yakıştırmayı kabul ettiği söylenebilir. Ek olarak Erhan, 16-17 yaşındayken yazdığı şiirleri amatörce bulur. Buna rağmen genç yaşta kaleme aldığı Alacakaranlıktaki Ülke kuşağının öncü eseri olarak kabul edilir. Kuşağını vefalı olarak ifade eden Erhan kimseyle sorunu olmadığını söyler. Şiiri hakkındaki eleştirilere açık olsa da hakarete varan eleştirilere karşıdır. Şiiri, şairin evi ve mahremiyeti olarak gören Ahmet Erhan, eleştirilerin ölçülü yapılmasından yanadır.

    Ahmet Erhan Şiirine Genel Bir Bakış

    Baki Asiltürk’ün 80’li yıllar Türk şiirinde toplumcu gerçekçi akımın öncülerinden saydığı Ahmet Erhan ve onun şiiri hakkında pek çok görüş dile getirilir. Erhan, toplumsal olaylara duyarlı bir şairdir. Ülkenin durumu, işçi sınıfı, sendikalar şairin önemsediği konulardandır. Şiirlerinde güncel olaylara sıklıkla yer verir.

    Erhan, 12 Eylül şairi olarak ifade edilir. Dönemin atmosferini yansıttığı için 12 Eylül şairi olarak kabul edilir. Fakat şair, şiirlerini 12 Eylül öncesi yazmıştır. Erhan’ı sağcılar da solcular da sevmez. İşte bu yüzden ona taraflı bir darbe şairi diyemeyiz.

    O acılı bir şairdir. Bilincini acıyla doldurup acının şiirini yazar. Şair, kente bırakılmış bir yılkı atı gibidir, mutsuzdur ve kent yaşamına uyumsuzdur. Erhan, kabilenin(kuşağının) hayırsız oğlu olarak görülür.

    Erhan şiiri sade, hüzünlü ve durudur. Dağınık ya da toparlanmış ifadelerle dikkat çeken karmaşık bir yapıya sahip Erhan şiiri “Sahici”dir. Şair, şehre ‘Mikrop’ gözüyle bakar. Bu açıdan kenti, kırsal alanda yaşayan bir insanın gözüyle görür.

    Erhan duyguları kutsayan bir şairdir. Kutsadığı duygular genel itibariyle acı ve hüzün gibi mutsuzluk veren melankolik duygulardır. Şair, şiirlerini hüzünle besler. Sivas Katliamında arkadaşlarını kaybetmesi onu derinden etkiler ve arkadaşlarının ardından acılı şiirler yazar. En zor zamanlarında şiir, Erhan’ın tek sırdaşı olur.

    Şair, çocukluğunu şiirleştirmiştir. O, çocukluğuna dair pek çok unsura şiirlerinde yer verir. Erhan, yapay bulduğu için zaman zaman imgeden nefret ettiğini ifade etse de şiirlerinde çokça imge kullanır.

    Şair, itirafçı-lirik-dramatik-devrimci bir şiir yazmıştır. Şiir üzerine yazmayı çok sevmeyen Erhan’ın poetikası ‘hayat’tır. O, hayatın şiirini yazar. Erhan, Türk şiir mirasını iyi özümsemiş bir şairdir. Şair, kendinden önceki şiir anlayışını aşmaya çalışmaz. Geçmişe saygılıdır. Hececilere, II. Yeni’ye, Edip Cansever’e, Cemal Süreya’ya selam verir. O, şiirini halkla paylaşan toplumsal bir şairdir.

    Erhan şiiri II.Yeni’den bir şeyler taşır. Cemal ve Turgut abilerinden öğrendiklerini şiirlerinde uygular. Ek olarak Orhan Veli, kapı komşusudur. Erhan’ın bazı şiirleri II.Yeni’den bazı şiirleri ise Garip şiirinden izler taşır.

    Şair, şiir formlarından uzaktır. Yani düzensizdir. Bazı şiir kitapları bütünlükten yoksundur. Şiirin teknik değil duygusal bir olgu olduğunu düşünen şair, şiirlerini düzensizleştirir. Fakat bu düzensizlik Erhan şiirinin değerini düşürmez.

    Ahmet Erhan şiiri “Onur, inanç, kavga” sözcükleriyle ifade edilebilir. O, daha eşit ve daha özgür bir dünya için şiirler kaleme alır. Erhan şiirini anlamak için Türkçe bilmek gerekir. Bu sözden kasıt, dili iyi kullanan şairin şiirindeki değeri görebilmek için dile hakim olma gerekliliğidir. Ek olarak Erhan şiiri bir kurgudan ziyade ruhu okşayan duygusal bir şiirdir.

    Erhan’ın tüm şiirleri birbirine benzer. Şair, okuyucuyu sürekli oyalayan bir cırcır böceği gibidir. Okur, Erhan’ın demek istediğini anlamakta zorlanabilir. Ek olarak şair, her zaman ölümü diler ve kendini toprağa ait hisseder. Şiirlerinde alkole ve ölüme sıklıkla yer verir.

  • Whatsapp'ta Paylaş

    Yorumlar

    İlk Yorum Yapan Sen Ol smiley


    Yorum Yap